Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Aile nedir? Bu soruyu doğru bir şekilde cevaplandırmak için salim İslam fıkhının konu ile ilgili, yıpratılmış, aşındırılmış, yozlaştırılmış terim, tarif ve tasnifinin yeniden ihyasına ihtiyaç vardır. Çünkü aile kavramı bilinmeyince, Arapçada üsre ve beyt kelimeleri doğru bir şekilde tanımlanamıyor. Günümüzde sosyologlar, geniş aile, dar aile ve çekirdek aile diye üç çeşit aileden bahsederler. Bir başka açıdan bakarak ataerkil ve anaerkil aile tiplerinden söz ederek, bunları tarihi örnekler olarak gösterirler. Akıllarını Batı müktesebatı ile çalıştıran günümüz sosyologları, aile ilgili kavramları tanımlamakta yetersiz kaldıklarından, bu eksikliklerini, İslam karşıtlığı ile kapatmaya çalışırlar. Üzülerek ifade etmeliyim ki, İslam dünyası ilim, fikir ve siyaset adamları da, bu Batıcı sosyologların etkisinde kalarak, bu ifsat ve yozlaştırma sürecine yorumlarıyla katkı sağlamaktan başka bir şey yapmıyorlar. Biz Müslümanlar; bugünkü Batı’nın ürettiği, adı geçen bu aile tiplerini, ailenin inşasında bir proje olarak benimseyip kullanamayız. Bizim yapmamız gereken şey; aileyi, salim İslam fıkhının temel esaslarına uygun olarak yeniden inşa etmektir.

AİLE HAYATI

Aile; bireyden cemaate, düzensizlikten nizama, günahlardan ibadete geçiştir. Müslüman için aile, bir sosyal müessese olduğu gibi, aynı zamanda İslami bir kurumdur. Aile; erkeğin eksiklerinin kadınla, kadının eksiklerinin de erkekle tamamlandığı, birbirlerinin ihtiyaçlarının temin edildiği, iki cinsi kaynaştıran bir kurumdur. Aile; erkek ve kadını asil bir duygu ve heyecanla birleştiren, bedeni sükûna, ruhu huzura erdiren bir müessesedir. Aile; bir eğitim okulu olarak, kişiyi toplum hayatına hazırlayan sevgi, saygı, şefkat, fedakârlık ve birlik ocağıdır. Doğan küçük yavruların her yönden büyümesini sağlayan, onlara şahsiyet kazandıran, Allah’a kulluk şuuruna sahip bir Müslüman olarak yetiştirip geliştiren bir fabrikadır. Aile hayatında İslam’ı hâkim kılamayanların; sokaklarına, işyerlerine, toplum ve devletlerine İslam’ın maruf ve münker, helal ve haram düzenini hâkim kılmaları beklenemez. Aile; bir erkek için adil yöneticilik, kadın için itaat ve sadakat okuludur. İslam; akıllı ve buluğ yaşını aşmış bütün Müslümanları aile yuvası kurmaya çağırdığı gibi, evliliği ve aile hayatını da bir ibadet olarak değerlendirir. Bunun için İslam, aile kurumunu yüceltmiş, dokunulmazlığını hükme bağlamıştır. Rum 21: “Size, kendileriyle huzur bulmanız için kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza bir sevgi ve merhamet koyması da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, düşünen bir topluluk için ibretler vardır.” Peygamberimiz ise şöyle buyurur: “Nikâh, benim sünnetimdir. Sünnetimi yapmayan benden değildir. Evlenin, çocuk sahibi olun; ben kıyamet gününde ümmetimin çokluğu ile iftihar edeceğim.” Kadını, aile hayatında erkeğin eşi, evlatlarının anası olmaktan çıkaracak her türlü yaklaşım, Allah’ın hükmüne ve Peygamber’in sünnetine muhalefet etmektir. İslam, meşru bir mazeret olmaksızın evlenmekten kaçınmayı ve yuva kurma işini zorlaştırmayı günah saymıştır. Allah ve Resulü’nün emrine muhalefet ederek, dünya imtihanı kazanılamaz.

EV HALKI

Kur’an’da ey ev, ey beyt diye sadece evin muhatap alındığı bir hitap yoktur. Fakat ev halkı, köy halkı, şehir halkı ve Yesrib halkı diye yer ve mekânların halklarından bahsedilmektedir. İslam hukukunda yalnız başlarına mala, mülke ve mekâna şahsiyet ve kişilik verilmez. Batılıların kurduğu materyalist düzende Allah’ın yeri olmadığı için, onlar, aileyi eşya ile tanımlamışlar, ev halkı yerine evi esas almışlardır. Batı medeniyeti, kâinatı Allah’tan koparıp ayırmıştır. Kendi kafalarına göre batıl bir düzen kurmuşlardır. Haşa Allah’ı kâinattan uzaklaştırdığını zanneden bu inkârcı Batılılar, onun yerine kendilerini koyarak bir çeşit batıl ilah olmuşlardır. Onun için bu Batı, ne bilimi, ne dini, ne hukuku ve ne de aileyi bilmez, bunları tarif de edemez. Bu mesele Batılıların, Batıcıların ve İslam’ı Batılıların etkisinde kalarak yorumlayanların insafına bırakılamaz. Bunun için, Müslüman ilim ve fikir insanları, özellikle ahlakçılar; fert, toplum, aile ve devlet olarak daha güzele, daha doğruya ve daha faydalıya yaklaşabilmek için, nasıl olmalıyız, nasıl bir eylem içerisine girmeliyiz sorularının cevaplarını arayıp bulup ortaya koymalıdırlar. Bu yapılmadan aile hayatı dâhil, Müslümanların hiçbir işi düzene konulamaz. İnsanlar, ruhlar âleminde yeryüzünde Allah’ın halifesi olmayı kabul ettiklerinde, aynı zamanda onun hukuk emanetini üzerlerine almış ve varlıkların hukukunu koruyup kollamayı bir vazife olarak üstlenmişlerdi. Ama heyhat ki, insanlar bu sözü unuttular, kendi elleriyle yaptıkları düzenler ile karalarda ve denizlerde fesada sebep oldular. Fert ve toplumu korumanın beş temel esası vardır. Bunlar, dini korumak, aklı korumak, canı korumak, malı korumak ve nesli korumaktır. Buna uygun olarak İslam; adil bir aile düzeni, sosyal düzen, siyasi düzen, ekonomik düzen ve bir eğitim ve öğretim düzeni ortaya koymuştur. Bu düzenlerin hepsi; evin değil ev halkının, şehrin değil şehir halkının, ülkenin değil ülke halkının saadetini esas alır.

İLK TALİM VE TERBİYE

Aile; insan fıtrat ve yaratılışının zaruri bir neticesidir. Aile; nikâh ile birbirine bağlanan karı kocadan başlamak üzere kan, süt ve sözleşme ile birbirlerine karşı velayet görevi üstlenenlerin meydana getirdiği bir sosyal dayanışma birimidir. Fert ailede meydana gelir, ilk talim ve terbiye, eğitim ve öğretim ailede başlar. Tüm bireysel ihtiyaçlar, çoğunlukla, elden geldiği kadar evde giderilir. İslam’da bir evin, cami kadar kutsallığı ve dokunulmazlığı vardır desek aşırı gitmiş olmayız. Günümüzde Millî Görüşçülerin gözetip kollayacağı şeylerden birisi de aile kurumudur. Selam hidayete tabi olanlara…