Yaşayan nesiller İstanbul un Asya ve Avrupa kıtalarını birleştirdiğini bilirler de, her nedense Osmanlı ecdadımızın üç kıtayı yani Asya, Avrupa ve Afrika yı birleştirdiğini çoğu bilmez, bilenler de hatırlamaz; ayrıca hatırlamamamız için bilinen malum özel çalışmalar yapılır. Bundan önceki yazıma "Afrika yı yeniden hatırlamak " başlığını koyarken, aslında biraz da bunu kastetmiştim. Tarihe baktığımızda ise çok daha ilginç bilgilerle karşılaşırız. Bu vesileyle hatırlamış olalım: Türklerin Afrika çalışmaları bundan 1140 yıl önce başlamış. Tolunoğlu Ahmet Bey, Kuzey Afrika da Tolunoğlu Türk Devleti ni kurduğunda, tarih M.S. 15 Eylül 868 i gösteriyor, yani tam 11,5 yüzyıl öncesi. Ne kadar da eski, insana Milattan Önce gibi geliyor. Tolunoğulları ndan sonra sırasıyla İhşîdîler, Eyyûbîler, Memlükler ve en sonunda Osmanlılar geliyor...

Osmanlıların Afrika çalışmaları sadece Mısır ve Kuzey Afrika ile sınırlı değil, bütün Afrika kıtasını kapsıyor. Afrika ülkeleri gezilerimde, özellikle Sudan ortalarında yüzlerce yıl önce oralara yerleşen Türkleri gördüğümde, onlarla bizzat konuştuğumda ve en yakın Afrikalı arkadaşım Fatih Hasaneyn in dört ceddinden birinin Türk olduğunu öğrendiğimde, Osmanlıların Afrika çalışmalarının derinliğini yavaş yavaş kavramaya başlamıştım. [Aynen Fatih Hasaneyn gibi, onun 17 yaşından itibaren birlikte çalıştığı Aliya İzzetbegoviç in dört ceddinden biri de Üsküdarlı yani İstanbullu dur. Bilge Başkan Aliya, özel bir görüşmemizde bunu bana bizzat kendisi söylemiştir.] Afrika tarihini incelediğimde gördüm ki, meğer Yemen Beylerbeyi Özdemir Paşa nın 1555 te kurduğu Habeş Eyâleti, 1916 yılına kadar dört asra yakın mevcudiyetini sürdürmüş. Osmanlıların hükümran olduğu o zamanki Habeş Eyaleti ne bugünkü Etyopya, Somali, Eritre ve Cibuti dahil bulunuyordu. Bu da gösteriyor ki, Osmanlı Devleti sadece Mısır, Libya, Tunus ve Cezayir gibi Kuzey Afrika ülkeleriyle değil, bütün Doğu, Batı, Orta ve Güney Afrika ile de ilgilendi. Mesela, Orta Afrika daki Kanum Bornu Sultanlığı nı hakimiyeti altına aldı ve Sudan Eyâleti ne bağlı olarak Hatt-ı Üstüva (Ekvator) Vilâyeti ni kurdu. Osmanlı dönemi Afrika sının bazı ilçeleri sonradan bağımsız devletler olmuştur: Reşade İlçesi Çad Devleti, Kavar İlçesi de Nijer Devleti hâline gelmiştir. Osmanlının bu ilgisi Güney Afrika ya kadar uzanmıştır. Son Osmanlı halifeleri buralara İslâm tebliğcileri göndermişlerdir. Güney Afrika da Osmanlı Türk sevgisi o derece yaygınlaşmıştır ki, 1911 de İtalya nın Trablusgarp ı işgali sırasında, Johannesburg daki Müslümanlar gönüllü olarak savaşmak istediklerini Osmanlı Harbiye Nezareti ne bildirmişler, ayrıca Millî Mücadele sırasında Güney Afrika dan da para yardımı yapılmıştır. [Daha geniş bilgi için: Prof. Dr. Ahmet Kavas, Osmanlı Devleti nin Afrika Kıtasında Hâkimiyeti ve Nüfuzu, Osmanlı Yayınevi, 1999; Numan Hazar, Küreselleşme Sürecinde Afrika ve Türkiye-Afrika İlişkileri, Yeni Türkiye Yayınları, 2003.]

Afrika denince hep sömürü akla geliyor. Arabistan da üniversitede okuduğum yıllarda, özellikle bazı zenci öğrencilerin bu sömürü sebebiyle bütün beyaz tenli insanlardan nefret ettiklerini görmüştüm. Ayrıca Mısırlı bir hocam Osmanlı Devleti nin sömürgeci bir devlet olduğunu söylediğinde hayret etmiş ve bunun böyle olmadığını anlatmak için aylarca tartışmış, diğer Mısırlı, Iraklı, Suriyeli ve Sudanlı hocalarımın yardımıyla, o hocamı sonunda Osmanlıların sömürgeci olmadığına ikna edebilmiştim. Gerçekten de Türkler bugünkü Batılıların yaptığı gibi Afrika da aslâ Firavunvari sömürgecilik yapmamışlar, aksine Osmanlı Devleti en zayıf döneminde bile Batı emperyalizminin sömürgecileriyle mücadele etmişlerdir. Nitekim Osmanlı Devleti nin 18. asrın sonundan itibaren zayıflaması üzerine, Batılı sömürgeci güçler karşısında Afrika yı koruması zorlaşmıştır. Bunu fırsat bilen Batılı sömürgeciler 19. ve 20. asır boyunca Afrika yı insafsızca sömürmüşlerdir. Bu sömürü maalesef hâlen acımasızca devam etmektedir

 "Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi" tarihi de hatırlamamıza vesile oldu.