Açlık tehlikesi Afrika gibi dünyanın belirli bölgelerinden genele yayılma ihtimali ortaya çıkınca bir anda felaket çığlıkları atılmaya başlandı. Gıda ürünlerinde ortaya çıkan sıkıntı genellikle küresel ısınma ve kuraklık ile izah edildi. Halbuki yıllardan beri beri Afrikada milyonlarca insan açlık çekiyor ve milyonlarca çocuk yeterli beslenemediği için açlıktan ölürken kimsenin aklına küresel ısınma gelmiyordu.
Aslında yeryüzündeki açgözlüler olmasa açlık tehlikesi de olmazdı. Hele hele başta Afrika olmak üzere dünyanın bazı bölgelerinde yaşanan açlık hiç yaşanmazdı. Sadece israfın önüne geçilebilse, çöpe giden ekmekler kurtarılabilse Afrikadaki insanlar açlık çekmezdi. Ne varki, "Param var öyle ise istediğimi alırım, istediğimi yer istediğimi çöpe atarım" anlayışı insanlığı öylesine açgözlü ve doyumsuz hale getirdi ki, artık kendilerinden başkasını düşünenlerin sayısı çok azaldı. Düşünenler ise vahşi kapitalizmin ortaya çıkardığı yoklukla başa çıkamıyor.
Elbette kuraklığın tarım ürünlerinin üretimi üzerinde önemli etkisi vardır. Ama bugün özellikle ülkemizde başta pirinç olmak üzere bazı tarım ürünlerinde yaşanan aşırı fiyat artışının küresel ısınma, kuraklık ile bir ilgisi yoktur, sadece açgözlülerin doymak bilmez ihtirasının sonucudur.
Zaman zaman ülkemizde uygulanan ekonomik proğramların -sadece bu iktidar döneminde değil, geçmişte de- fakirden alıp zengine vermeye dayandığına dikkat çekiyoruz. Bunun sonucu zengin daha da zenginleşirken fakir daha fazla yoksullaşıyor ve giderek açlığa mahkum hale geliyor. Küreselleşme ve globalleşme diye diye yeryüzü bir avuç sermaye sahibinin sömürü alanı haline getirildi. Bir bakıma sömürü küreselleştirildi. Bu küresel sömürgeciler bir takım uluslarararası kuruluşları da kalkan haline getirip sermayalerinin sigortasını oluşturdular. Kıasacası, bugün yeryüzünde yaşanan açlığın, mutsuzlukların tek sebebi açgözlülerin ihtirasıdır. Bunlar için vicdan sadece cüzdandan ibaret hale gelmiştir. Cüzdan ne kadar kabarıyorsa bunlar kendilerini o kadar mutlu saymaktadırlar. Peki yeryüzü bir ağaç gibi kabul edilirse bu ağacın bir dalındaki hastalığın bir süre sonra tümünü sarmamasını engellemenin bir yolu var mıdır Bir bir başka ifade ile toplumu insan vücuduna benzetirsek vücudumuzun herhangi bir organında ortaya çıkan rahatsızlığın tüm vücüdü etkisi altına aldığını bilmeyen var mıdır
Elbette küresel ısınma giderek kuraklığa kuraklık ise tarımsal ürün azalmasına yolaçabilir. Böyle bir kuraklığın yeryüzünün her noktasında aynı anda ve aynı şiddette ortaya çıkması söz konusu değildir. En azından şimdilik böyle bir olay yaşanmıyor. Ancak, ülkemizde özellikle tarımsal ürünlerin pazarlanmasında üreticiden çok aracıların kazandığını biliyoruz. Buna bir de stokçuları eklediğinizde ürün fazlalığı varken bile insanlar yoklukla karşı karşıya kalabiliyorlar.
Tarımda planlamanın yeterince yapılmayışı ve gerekli desteğin verilmeyişi ülkemizi kendi kendine yeterli olmaktan çıkardı ve dışa bağımlı hale getirdi. Artık kendi çiftçimiz kazanmıyor, diğer ülkelerin çiftçilerine kazandırıyoruz. Bunun için tarlaya değil, elde edilen ürüne destek verilmelidir. Bu desteğin verilmesinden de korkulmamalıdır. Aracıları kontrol altına alacak bir mekanizmanın da oluşturulması gerekiyor. Elbette aracılara ihtiyaç vardır. Ancak, aracıların tarladan 25-30 yeni kuruşa aldıkları bir ürünün büyükşehirlerde tüketiciye 150-200 kuruşa satıldığı düşünüldüğünde bir süre sonra ülkemizde tarımla uğraşan çiftçinin kalmayacağını söylemek yanlış olmaz.
Tarımın temel tüketim malı olduğu gerçeğini unutmadan bu alanda devletin her türlü tedbiri bir an evvel alması gerkiyor. Bu arada açgözlülerin ihtiraslarını biraz olsun dizginleyecek manevi ortamın oluşturulması da büyük önem arzediyor.