Kabinede beklenen değişiklik beklenenden de genişletilmiş bir şekilde gerçekleşti. Beklenen diyorum, Çünkü belediye başkan adaylıkları ilan edilmiş bakanların istifası gündemdeydi. Bunlara birde 17 Aralık operasyonu ile istifa eden ya da etmek zorunda kalan bakanlar eklenince kabinede değişen bakanların sayısı artmıştı. Başbakan Erdoğan bunlara yenilerini de ekleyerek 10 bakanlığı kapsayan bir değişiklik yapmış oldu. Elbette boşalan ve boşalacak olan bakanların yerine yeni atamaların yapılması işin gereğiydi. 17 Aralık operasyonu kabine değişikliğini birkaç gün öne çekmiş oldu. Bu bakımdan kabine değişikliğinden çok 3 bakanın Başbakan ın isteği ile istifa etmek zorunda kalmış olmaları üzerinde durulması gerekiyor. İçişleri Bakanı Güler ile Ekonomi Bakanı Çağlayan ın operasyonun hemen arkasında istifa ettikleri kulislere yansımıştı ama Erdoğan Bayraktar ın istifası pek gündeme gelmemişti. Onun istifasının da Başbakan tarafından özellikle istendiğini Bayraktar ın yaptığı açıklamasından anlıyoruz.

Netice itibariyle kabinede köklü bir değişiklik yapma zorunluluğu ortaya çıkmış oldu. Ancak, Erdoğan Bayraktar ın istifasının ardından söyledikleri daha bir süre tartışılacaktır. Çünkü istifaya zorlandığı için istifa ettiğini ve eğer kendisinin istifa etmesini gerektirecek bir durum var idiyse aynı sebeple Başbakan ın da istifa etmesi gerektiği yönündeki sözleri kolay yenilir yutulur değildir. Yapılan soruşturmada adının bazı imar planı değişikliklerinde geçtiğini, halbuki o değişikliklerin hepsinin yasa ve yönetmelikleri uygun olduğunu, ayrıca bunların Başbakan ın talimatı ile yapıldığını söylüyor ki, böylece eğer ortada bir sorumluluk varsa bu sorumluluğun Başbakan ile ortaklaşa paylaşılması gerektiğini ileri sürüyor. İşin bu boyutu bizi fazlaca ilgilendirmiyor. Çünkü meselenin bundan sonraki bölümü yargıyı ilgilendiriyor. Yargı kararını vermeden bizim oturduğumuz yerden ahkâm kesmemizin fazla bir anlamı yoktur. Bu noktada Sayın Erdoğan Bayraktar ın İstanbul Büyükşehir Belediyesinde, daha sonra TOKİ nin başında bulunduğu yıllarda ve Bakanlık döneminde önemli işler gerçekleştirdiğini, özellikle TOKİ nin başında bulunduğu dönemlerde AK Parti iktidarının yüzünü ak edecek işlere imza attığını söylemek hakşinaslık olur. Ama istifa ederken ki üslubunu tasvip edip etmemek ayrı bir konu. Belli ki duygularını frenleyemeyen bir yapıya sahip. İşin bu boyutu kişinin mizacı ile ilgili.

***

Bu noktada kabine değişikliğinin medyanın taşra basılarına yansıyan ile Büyükşehirlerdeki baskıları arasında çok nemli fark oluşuna, birilerinin gazeteleri bilerek ya da bilmeden atlattığına dikkat çekmek istiyorum. Çünkü Çarşamba gecesi bizzat Başbakan ın açıkladığı kabinedeki değişiklik ile gazetelerin taşraya ulaştırdıkları kabine değişikliği arasında ciddi farklılık vardı. Söz gelimi gazeteler taşra baskılarında söz birliği etmişçesine Numan Kurtulmuş u ekonomi bakanı yapmışlardı. Değişiklik listesinde tutturabildikleri tek isim ise İçişleri Bakanlığına atanan Efkan Ala idi. Başbakan Erdoğan ın kabine değişikliğini gece 23.30 bırakmış olması erken baskıya girmek durumunda kalan gazeteleri ya kendilerine iletilen listeyi yayınlamak ya da açıklamayı beklemek zorunda bırakmıştı. Bazı gazeteler kendilerine ulaştırılan bakanlar kurulu değişikliği listesinin kaynağına çok fazla güvenmiş olacaklar ki, resmi açıklama olmadan basma yoluna gitmişlerdi. Bazı gazeteler ise buna itibar etmemiş, yanlış liste vermek yerine haberi atlamış olmayı tercih etmişlerdi. Doğrusu bize göre atlamış olmayı tercih etmek ya da yanlış listeyi yayınlamış olmak yerine ortaklaşa bir karar alarak taşra baskılarını bekletebilirlerdi. Çünkü bazı önemli maçların oynandığı geceler taşra baskıları ortaklaşa bekletilmekte, maç sunucu tüm yurda birlikte ulaştırılabilmekteydi. Sanıyorum kabine değişikliği bir futbol maçından daha önemsiz değildir.