Her ay çeşitli kurumlarca yapılan açlık ve yoksulluk sınırını belirleyen rakamların açıklanması karşısında hiçbir ferdin bundan memnuniyet duyduğunu sanmıyorum. Bu ülkeyi birlikte paylaştığımız insanlarla huzur için yaşayabilmek için öncelikli olarak açlıkla ve yoksullukla mücadelede başarılı olunmasını isteriz. Ne var ki her ay sonu açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı rakamları karşısında üzüntü duymamak, bu ülke bu duruma nasıl düştü diye sormadan geçmek mümkün olmuyor. Kısacası, her ay açıklanan söz konusu açlık ve yoksulluk sınırı rakamları gerçeği yansıtmıyorsa, bu rakamların yayınlanmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda bir sınırlandırma da söz konusu olmadığına göre açıklanan rakamlar ülkemizin bir gerçeğini yansıtıyor demektir.
Bu köşede dün de hatırlattığım gibi Ekim ayı açlık sınırı 13 bin liraya, yoksulluk sınırını da 58 bin liraya dayandığını araştırma sonuçlarına dayanarak vermiştim. Buna rağmen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a göre ülkemizde, açlık ve yoksulluk yokmuş. Hemen belirteyim ki böyle olmasını gönülden arzu ederim. Çünkü bazı rakamların siyasi malzeme olarak kullanılmasını doğru bulmam. Bir ülkede açlar ve yoksullar varsa ki, açıklanan rakamlara bakıldığında açlık ve yoksulluk sınırının altında gelire sahip ülkemizde milyonlarca insan bulunuyor. Bu arada milyonlarca emekli de ya açılık ya da yoksulluk sınırının altında ücret alıyorlar. Bu rakamlar bizim oturduğumuz yerden icat ettiğimiz rakamlar değil. Yapılan açıklamaların kişiye özel olmadığı, kamuoyuna her ay sonu ilan edildiği de düşünüldüğünde uygulanmakta olan ekonomik politikaların gözden geçirilmesi gerektiği, iktidar sahiplerinin pembe tablolar çiziyor olmaları hiçbir vatandaşımızın yokluk çekmediği anlamına gelmiyor. Çünkü birbirini takip eden zamlar her ayı bir önceki aya göre daha da ağırlaşıyor. Son açıklanan rakamlara göre aldığı ücret ile geçinemeyenlerin 3 milyon 800 bini icra takibinde bulunuyor. Yapılan açıklama böyle söylüyor. Bu ise bugün icra takibine düşmüş olan insanımız, bu durumu kısa sürede atlatamazsa her ay daha da büyük bir sıkıntı yaşayacaktır. Ondan sonra isteyen istediği kadar ülkemizden açlık, yoksulluk yok desin hiçbir anlamı kalmıyor. Sanıyorum özellikle açlık sınırında açlık sınırının altında kalan milyonlarca insanımızın bulunduğu ülkemizin bir gerçeği.
Hemen belirteyim ki söz konusu açlık, yoksulluk sınırı ile asgari ücreti bir takım yetkisiz kişiler belirliyor değil. Böyle olunca da genel geçer ücret haline gelen asgari ücret ile çalışanların sayısı da milyonlarla ifade ediliyor. Böyle olunca da ilgililer ülkemizde açlık ve yoksulluğun olmadığını iddia etmek yerine uygulanmakta olan rakamlara yoğunlaşsalar da yoksulların derdine çare aramaya çalışsalar sanıyorum daha hayırlı bir iş yapmış olurlar. Çünkü ülkemizde aç ve yoksul yok demek soruna çözüm olmuyor. Çünkü ekonomik sıkıntılar gizlenemeyecek bir noktaya gelmiş bulunuyor. Böyle olunca gizlemeye çalışılması ilgililere güveni azaltıyor. Böyle yapmak yerine millet olarak birleşmeyi sağlayarak acımızı da sevincimizi de paylaşabildiğimiz takdirde altından kalkamayacağımız sorun yoktur.
Çocukluk yıllarımda ülkemdeki dayanışmayı hatırlıyor ve özlüyorum. Çünkü o zamanlar ülkemizde zenginin evinde kaynayan tencere ile fakirin evinde kaynayan tencere arasında büyük bir fark yoktu. Bunun ötesinde zenginler memleketteki fakirlere karşı sorumlulukları olduğunu düşünür ve buna inanırlardı. Şimdi tüm bunlar mazide kaldı. Özellikle Batılı olacağız diyerek insanımızı kırsal kesimden şehirlere taşıdık, oralarda özellikle yaşlılar tek başlarına ölümü bekler oldular. Kısacası ülkemizin sorunlarını doğru teşhis ettiğimizde tedavimiz de doğru olacaktır.