Aslında ABD ve İsrail’in geçmişlerine yönelik bir yolculuğa çıkıldığında bu iki devletin oluşum sürecinden bugünlere gelene kadar pek çok vahşet, katliam yaşandığını görmek mümkün. Bu bakımdan İsrail’in Filistin’de sergilediği insanlık dışı davranışların pek yadırganacak yanı kalmıyor. Ancak yaşanan soykırım ve vahşeti sergileyenlerin insan olduğu düşünüldüğünde insanın aklı bu durumu izahta zorlanıyor. Sanki yeryüzünde tüm insanlık yok olmuş, yerlerine insan kılıklı yeni bir toplum gelmiş sanıyor. Çünkü İsrail’in başbakanı ve bazı bakanlarının yaptıkları açıklamaları insan izahta güçlük çekiyor. Söz gelimi “ateşkes” diyorsunuz, “hayır ateşkes diyemezsiniz”, “insani ara diyeceksiniz” diyorlar. “Akan kan artık dursun” diyorsunuz. “Hayır, Gazze tamamen boşaltılmadan, orada yaşayanlar yok edilmeden akan kan durmayacak” diyorlar. Bu arada HAMAS’ın anlaşma sonucu serbest bıraktığı İsrailli tutuklular HAMAS mensuplarına el sallayıp gülücük gönderince de İsrail’den kendi vatandaşlarına “Nasıl oluyor da düşmana gülücük gönderiyorsunuz” diye tepki geliyor. Bu arada gelen bazı haberler ise insanın gerçekten kanını donduruyor. Söz gelimi kadın tutukluların çıplak sokağa salındığı, içeride tutuldukları süre içinde çeşitli işkencelere tabi tutuldukları da yapılan açıklamalar arasında. Bu arada sokakta evlerinin önünde oyun oynayan çocukların keskin nişancılar tarafından katledildiği görüntüleri de medyaya yansıyor.

            Kısacası İsrail sadece tutuklulara karşı çirkinlikler, insanlık dışı muameleler sergilemiyor, adeta muhataplarını insandan saymıyor, aşağılıyorlar. Tüm bunlar karşısında tüm bu muameleleri yapanların insanlığından şüphe edecek noktaya geliniyor. Tüm bunları da dinlerine bağlıyor, tüm bu insanlık dışı muameleleri dinlerinin emri olarak sunuyorlar. Tüm bunların yaşandığı bir dünyada hayatımızı tamamlamaya çalışıyor olmamız ister istemez insanı hayal kırıklığına uğratıyor. Çünkü bizim inancımız insanı yaratıkların en şereflisi olarak tarif ediyor. Böyle olunca da insan acaba, tüm bunları yapanlar kendilerini insandan saymıyor mu ya da kendilerini dünyaya salınmış vahşiler olarak gösterip dünyayı korkutmanın mı peşindeler. Çünkü yüreğinde biraz olsun sevgiye yer olanlar kesinlikle son iki aydır Gazze’de sergilenen vahşet ve katliamın sorumlusu olamazlar, olmamaları gerekiyor. Ama ne yazık ki gerçek de ortada. İnsanlar öylesine kan bağımlısı olmuşlar ki, kin ve nefret kusan robotlar haline gelmişler. “Acaba ABD-İsrail ortaklığı dünyayı insanlıktan uzaklaştırıyor mu?” diye insan düşünmeden edemiyor.

            Bu köşede daha önce de çeşitli kereler hatırlattığım bir gerçeği bir kez daha tekrarlamak istiyorum. “İsrail güçten anlar, güç ise birlikten doğar.” Çünkü bu caniler sergiledikleri vahşetin ötesinde kin ve nefret dolular. Böyle olunca da kendilerine gelmelerini sağlamanın yolu tepelerine bir yumruk misali inmek, akıllarını başlarına getirmek gerekiyor. Ne var ki dünya, işlenen bunca cinayet karşısında seyirciliği tercih ediyor. Böyle olunca da insan, “Tüm insanlık insanlığını yitirdi de haberimiz mi yok?” diye somadan edemiyor. Çünkü insanlıkla bir nebzecik de olsa ilişiği olanlar böylesine kan içici olamazlar. Hadi onların gözü döndü, medeni dünya(!)ya ne oldu da İsrail’in cinayetlerine gönüllü olarak ortaklık yapıyor?

Soruları sıralamak mümkün. Ancak soruların İsrail’i hizaya getirmesi mümkün değil. Bunun yolu Müslümanların birliğinden geçiyor. Ancak o zaman İsrail karşısında bir güç görecek, böylesine fütursuz hareket etmeyecek, edemeyecektir.