İçerideki çatışma ortamı sebebiyle çevremizde ve dış dünyada yaşananlar gündemimizde alt sıralara düşmüş görünüyor. Irak ve Suriye’de Şubat ayı içinde saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı binlerle ifade ediliyor. Aynı zamanda çatışmalar sürüyor. Bu da ölümlerin sürmesi, dünyada barış ve adaleti sağlamak iddiasındaki ülkelerde gelişmeleri seyretmeyi sürdürüyor. Bu arada Afganistan ve Pakistan’da yaşananlar Suriye ve Irak’tan çok farklı değil. Mısır’da ise seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’nin birtakım asılsız iddialarla yargılanmasının sürdürülmesi, 27 İhvan yöneticisinin gıyaplarında idama mahkûm edilmesi kararı karşısında ABD ve AB’nin kayıtsızlığı nasıl bir dünyada yaşadığımızı göstermeye yeter sanıyorum. Bu arada Ukrayna’da meydana gelen olaylar ve çatışmalar bu ülkenin bir iç meselesi iken birden bire devreye Rusya, AB ve ABD’nin girmiş olması nasıl bir ikiyüzlülüğün, çifte standardın uygulamaya konulduğunu göstermeye yetmez mi

Aslında bu köşenin sürekli okuyucuları daha kısa bir süre önce Ukrayna’da yaşananların AB, ABD ve Rusya arasında göstermelik de olsa bir sürtüşmeye yol açacağına dikkat çektiğimi hatırlarlar… Rusya, Ukrayna’yı arka bahçesi olarak görüyor buranın kendi kontrolünden çıkmasını istemiyordu. Ukrayna’nın AB’ye yönelmesi Rusya’nın kontrolünden çıkarak AB ve ABD’nin kontrolüne girmesi anlamına geliyordu. Eğer, Ukrayna’da yaşananlar AB ve Rusya arasında önceden gerçekleştirilmiş bir anlaşmanın sonucu değilse işlerin daha fazla karışabileceğine dikkat çekmiştik.

İşin esas üzerinde durmak istediğim boyutu ise özellikle Kırım’a Rusya’nın asker sevk etmiş olması, bunun Batı tarafından Kırım’ın işgali olarak nitelendirilmesi, bunun ise Ukrayna’nın bağımsızlığına yönelik bir tehdit olarak nitelendirilmesi. Hemen belirtelim ki böyle bir nitelendirme doğrudur. Ancak, böyle bir nitelendirme yapmaya ABD ile birlikte G–7 ülkelerinin ne kadar hakları vardır

Yani, benzer işgalleri yakın çevremizde çeşitli kereler uygulamaya koymuş, Irak ve Afganistan’ı işgal etmiş, Mısır’daki darbeye destek vermiş olan ABD ve yandaşlarının bugün Ukrayna’nın bağımsızlığına müdahale anlamına gelebilecek Rusya’nın tavrına yönelik eleştirileri ne ölçüde itibar görür, ciddiye alınabilir Kendileri işgalci iken Rusya’yı Ukrayna’yı işgalle suçlamalarını nasıl ciddiye alınabilir

Kısacası ABD’nin Rusya’ya, Rusya’nın ABD ve yandaşlarına yönelik işgalcilikle suçlaması aslında, “Tencere dibin kara, seninki benden kara” deyiminin yansımasından ibarettir. Yani bir sömürgeci ve işgalcinin bir başka işgalci ve sömürgeciye yönelik ithamları dünya üzerinde adaletin sağlanmasına katkı sağlayabilir mi Dünyada her türlü işgal ve saldırıyı kınamak, bunları engellemek hususunda samimi olanların önce kendileri bu tür tavırlardan uzak kalmak durumundadırlar. Aksi halde, davranışları dünya insanlığını aptal kendilerini akıllı sanmaktan öte geçmez.

Libya’nın işgali sırasında ABD ve yandaşları ile Rusya’nın birlikte hareket ettiği de hafızalarımızdaki tazeliğini korurken, sömürgecilere güvenerek yola çıkanların sömürüden kurtulmalarının mümkün olmadığını söylemeye bile gerek kalmaz kanaatindeyim. Kaldı ki, yukarıda belirttiğim gibi Ukrayna’daki gelişmelerin arkasında işin başından beri ABD’nin bulunduğunu söylemek için diplomat olmaya gerek yok. Çünkü Ukraynalılar Kiev’deki Amerikan Elçiliği önünde toplanarak yardım çığlıkları atıyor, Batı dünyasının kendilerini Rus işgaline karşı korumasını istiyorlar, meydanlara sürüp sonrada kenara çekilerek yalnızlığa itilmelerini Ukraynalılar ABD tarafından kullanılarak yüzüstü bırakılmış olarak görüyorlar.