Avrupa Birliği üyeliğinin Türkiye için stratejik hedef olduğunu her fırsatta açıklamamıza rağmen kapıda bekletiliyoruz. Arada bir de Türkiye’yi alıp almayacaklarına Avrupa Birliği’nin karar vermesi gerektiğini söylüyoruz. Türkiye için AB konusunda hedef belli. Hem stratejik hedefimiz olduğu açıklamaları bunu gösteriyor hem de bunca yıldır kapıda bekletiliyor oluşumuz hem de her fırsatta AB Parlamentosu’nun bazı üyelerinin Türkiye’nin AB’ye alınmaması çağrıları bunu gösteriyor. Diyebiliriz ki, AB’nin Türkiye’ye karşı tavrı net, olayın gizli bir yanı yok. Buna rağmen biz ısrarlı bir şekilde AB’nin karar vermesi gerektiğini söylüyoruz. Böyle olunca da kapıda beklemekten rahatsız olmadığımız görüntüsü ortaya çıkıyor. Eğer biz kapıda beklemekten rahatsızlık duymuyorsak belli ki AB’de bizi bekletmekten sıkıntı duymaz/duymuyor. Belki de bu bekletişten gizli bir haz duyuyor olabilirler. Böyle düşünmek için pek çok sebep olduğu ortada. Söz gelimi AB ülkelerinde İslam ve Müslüman düşmanlığının her geçen gün hız kazandığı, Müslümanlara ve onlara ait ibadethane ve işyerlerine saldırılar bunu açıkça gösteriyor. Bunun da ötesinde İslam düşmanı partilerin oy oranlarını giderek artırıyor oluşları da bir Müslüman ülke olarak Türkiye’yi AB ülkelerinin aralarına almak konusunda istekli olmadıklarını gösteriyor. Uzun lafın kısası Türkiye’yi Hıristiyan kulübünün üyeleri aralarında görmek istemiyorlar. Açıkça söylemiyor olsalar da -bunu açıkça söyleyenlerin sayısı da az değil- istiyorsanız, rahatsız olmuyorsanız kapıda beklemeye devam edin ama birlikte olamayız tavrı sergiliyorlar.

Bu noktada konuya bir başka açıdan açıklık getirmek için Slovakya Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanı Lajcak’ın, “Türkiye’nin adaylık süreci siyasi olarak bloke ediliyor”  şeklindeki değerlendirmesini aktarmak istiyorum. Bu engellemeyi görmek ve ona göre AB konusunda bir karar vermemiz için Slovak Bakan’ın bu açıklamasına da gerek yok. Başta Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da bu siyasi engellemeleri her fırsatta dile getiriyor. Buna rağmen Türkiye’nin AB’ye alınıp alınmayacağı konusunda kararı Avrupa Birliği’nin vermesini istiyoruz. Sanki kapıda beklemeye razı oluyoruz. Biz beklemeden rahatsızlık duymazsak onların da bekletmekten rahatsızlık duymaları söz konusu olmaz. Tüm gelişmeler bunu açıkça gösteriyor.

Hakkımızda artık AB’nin karar vermesi gerektiğini söyleyerek bekletilmekten rahatsız olduğumuz gösteriliyor olabilir ama bu rahatsızlık istikametinde bir tavır geliştirdiğimizde yok. Hâlâ her fırsatta, “AB üyeliği Türkiye için stratejik hedef” demekten geri kalmıyoruz. Yani, tüm dışlamalara ve kapıda bekletmelere rağmen üyelik için yaptığımız müracaattan vazgeçmeye niyetli olmadığımızı ispata çalışıyoruz. Belki siyaseten bu tavır doğru olabilir ama düşünce ve tutumları çok netken hakkımızdaki kararın verilmesini AB’den beklememizin mantıki bir izahı kalmıyor. Çünkü Türkiye müracaatını yaptı ve bu müracaatın şimdiye kadar çoktan müspet ya da menfi bir sonuca bağlanması gerekiyordu. Bağlamıyorlar. O zaman, gelişmelere bakarak kendi kararımızı kendimizin vermesi gerekiyor. Bunu yapmadığımız ya da yapacağımıza dair net bir tavır ortaya koymadığımız sürece durumu bu haliyle idare edip gidecekler görüntüsü söz konusu.

Bizden çok sonra müracaat eden ülkelerin üye kabul edildiği ve bu ülkelerin hepsinin Hıristiyan olduğu düşünüldüğünde AB’nin bir Hıristiyan kulübü olduğunu görmek gerekiyor. Böyle olduğu için Müslüman bir ülkeyi aralarına almak istemiyorlar. Almaları için kimliğimizi reddetmemiz, bu mümkün olmayacağına göre acilen Türkiye’nin yeni bir yol çizmesi, bu yeni yolda yürüyüşünü sürdürmesi gerekiyor.