Önce bugünün özetini verelim.

17 Eylül 1961’de Demokrat Parti devri Başbakanı Adnan Menderes idam edildi. Demokrat Parti dönemine adını veren kişilerin başında olan Adnan Menderes, bu partinin de kurucularındandı. 14 Mayıs 1950 tarihinde DP’nin iktidara gelmesiyle Başbakan olmuş, 27 Mayıs 1960 ihtilaline kadar da bu görevde kalmıştı. Yassıada Mahkemeleri’nde yargılanan Adnan Menderes, hakkında verilen cezanın Milli Birlik Komitesi’nin tasdikiyle İmralı Adası’nda asılmak suretiyle şehit edilmiştir. İmralı Adası’nda bulunan naaşı, 17 Eylül 1990’da İstanbul Topkapı’da yaptırılan Anıt Mezar’a, devlet töreni ile nakledildi ve itibarı devletçe iade edildi.

Yassıada ve İmralı’daki tarihi fotoğrafları çeken 79 yaşındaki emekli Astsubay İsmail Şenyüz, Adnan Menderes’in son saatlerini hatıratında şöyle özetliyor:

“Menderes’in asıldığı günü hiç unutamıyorum. Öğleden sonra 14:30 sularıydı. Sabah erkenden Yassıada’da bir Prof. iki doktor, ada komutanı ve iki yüzbaşı ile birlikte Menderes’in odasına girdik. Ethem Menderes, odadan yeni ayrılmıştı. Bizi gören Menderes, hafiften doğrulmaya çalıştı. Doktor: “Efendim sizi muayeneye geldik”. Dedi. Menderes’i muayene etti. Komutan o sırada fotoğraf çekmemi emretti. Menderes buna itiraz etti. “Hastayım ve kıyafetim düzgün değil. Milletimin beni bu halde görmesini istemem.” dedi. Komutan ise çekilen fotoğrafların eşine ve çocuklarına verileceğini söyledi. Yüzbaşı, Menderes’in başucundaki iki Kur’an-ı Kerim’i aldı. Ben de bu esnada birkaç kare çektim. Makinanın flaşı patlayınca yüzbaşı korktu. Elindeki Kur’anlar az kaldı yere düşecekti. Menderes o kadar beyefendi biriydi ki koltuğun altındaki dereceyi gömleğine silip öyle doktora uzattı. Doktor dereceye bakıp, “Efendim, sizi hastaneye götüreceğiz.” Dedi. Hastane dedikleri yer İmralı’ydı.

Menderes, askerlerin gözetiminde bir hücumbota bindirilerek Yassıada’dan İmralı’ya doğru yola çıktı. Çok sakindi. Kimseye bir şey sormadı. Beyefendiliğini hiç bozmadan denileni yaptı. İdama götürüldüğünü hissetmişti. Ama vakurdu, inançlıydı. İmralı’da deniz kabarmıştı.

Böyle bir fırtınayı daha önce de, sonra da hiç görmemiştim. Deniz simsiyah oluştu. Gökten boşanırcasına yağmur yağıyordu. Dalgalar hücumbotu sallıyordu. Batacağız sanmıştım. Kendimizi İmralı’ya zor attık. Akşama kadar bu fırtına hiç dinmedi.

Menderes ile İmralı’ya indik. Ben önüne geçip fotoğraf çekmeye başladım. Menderes, iki askerin kollarında yürüyordu. Arkasında ise Astsubaylar vardı. Hemen beni uyardılar. “Önden çekme arkadan çek, biz görünmeyelim.” Diye… Biraz daha ilerleyince idam sehpasını gördüm. İrkildim. Köşeyi dönünce, orada meydan var, meydanda sehpa var. Görünce, ne yapacak   Diyorum ben kendi kendime.

(Devamı edecek)