Bugün de bir mağduriyetten söz edeceğiz.

Yakın tarihimizin acı sayfalarında yer alan, 28 Şubat ın

son mağdurlarından, el-Ezher Üniversitesi mezunlarından

Çok renkli bir dönemdi. İçerde Refah ın yükseldiği,

İslamcı siyasal akımın zirve yaptığı, gençlik kadrolarının çeşitli üniversitelerde

aktif olduğu, kadronun ideolojik amaçlarına uygun öğrencilerin, çeşitli

ülkelere özellikle Mısır a gittiği yıllardı.

 O yıllar Mısır,

diplomatik ilişkiler, diplomanın geçerli oluşu (denkliği), refah düzeyi vs.

gibi sebeplerle ortalama Türk öğrenciye hitap etmekteydi.

Binlerce öğrenci dini geleneklere bağlı tarihi el-Ezher

Üniversitesi nde öğrenim görmekteydi.

Çevrenizde hoca kimliğiyle bilinen, pek çok STK da etkin

rolü olan, çoğunu bilip tanıdığınız, fedakâr cefakâr insanların yürek burkan

hikâyelerinden, ne yiyip içtiğinden, maddi durumundan haberdar olmadığınız,

yüzünüze gülen, içi kan ağlayan hocalardan söz edeceğiz.

Bu tezgâhtan kimler çıkmadı ki   O dönem öğrencilerinden şimdiki,

Cumhurbaşkanı tercümanı, Genel Başkan Yardımcısı, radikal ve ılımlı hocalar,

her mezhep ve meşrepten tasavvuf taraftarı ve karşıtları, Türkiye ve Avrupa da,

müftü, cemaat lideri mealci, siyerci, kanaat önderi, yazar ve akademisyen vs.

Boşa düşenler ise, bir kısmı mecburiyetten ya firmaların

ihracat departmanında ya da hac umre organizasyonlarında görev yapıyor. 

28 Şubat sürecinde ülkede pek çok kesim mağdur oldu.

Memurların tayini çıktı, müdürlük unvanları ellerinden alındı, başörtülüler

okullarından ayrıldı, askerler gözlerinin YAŞ ına bakmadan ordudan atıldı.

Şimdi rövanş dönemiydi, mağdur olan tüm kesimlerin

hakları iade edildi. Binlerce memur ve asker disiplin affıyla görevlerine

döndü, emeklilik hakları verildi.

Ama bir kesim; 28 Şubat sürecinin zor kısmını üstlenen

kesim; Ezherliler hariç. Çünkü onlar, tehlikeli bölgede mayınlı alandaydılar.

Süreç içinde diğer mağdur kesimler gibi Ezherlilerin sesi

gür çıkmadığından daha doğrusu utanarak, hak talebinde bulunmadıklarından,

haksızlığı telafi eden yeterli bir düzenleme yapılmadı.

Ülkemizdeki binlerce Ezher Mezununun sorunları hâlâ çözüm

bekliyor. Ortada kesin bir mağduriyet ve anayasal vatandaşlık haklarının

çiğnenmesi söz konusu.

Kanuni haklarla yasal yollardan, Milli Eğitim

Bakanlığı ndan alınan belge ile resmi öğrenci statüsünde olan, hatta bizzat

devlet tarafından resmi öğrenci olarak gönderilmiş olanlar da dâhil; Ezher

mezunlarının diplomaları yok sayıldı.

YÖK tarafından denklik verilenlerin diplomaları, geriye

dönük iptal edilerek geçersiz kılınarak Sen artık lise mezunusun dendi.

Bunun sonucunda, kısa dönem askerlik yapıp terhis

olanlar, tekrar askere çağrıldı.

Asaleti tasdik olmayan yeni öğretmenler, meslekten ve

görevden ihraç edildi.

Asaleti tasdik olanlardan, okuldaki müdür ve öğretmen,

hizmetli oldu.

Ailesinin yıllarca büyük umutlarla ve zorluklarla

okuttuğu hiç göreve başlayamayan binlercesi, bir anda işsizler ordusuna

katıldı. Özele inip yaşanan dramları anlatmayalım.  

Bu saatten sonra sanki lütufta bulunup, denkliği verilen

diplomaların bir anlamı yok.  Verilen

lütuf değil olsa olsa hakların eksik olarak iadesi dir. Hukukun temel

kurallarındandır; Geç gelmiş adalet, adalet değildir.

Yıllar sonra alınan diploma olsa olsa güzelce

çerçeveletip salonun girişine asılabilir, başka da bir işe yaramaz.

Ülkemizde muhacir, Bağdat Üniversitesi Prof. unvanı,

Yemen Doktorası ve Şam Üniversitesi şeref mezunu diplomasını yanında gezdiren

nice insan var.

Gerekli adımlar zamanında atılmadı. Sanki gizli bir el

özellikle bekletti ki, diplomalar işe yaramasın, mezunların yaşı 40 ı geçsin.

Bu konuda çalışma yapanların taleplerini bilmiyorum.

Ancak bir çırpıda söylenebilecek hususlar; 

Görevden ihraç edilenler, ihraç edildikleri tarihten

bugüne kadar görev yapmış sayılarak emekliliklerinin önünün açılmalıdır. Bu hak

başka kurumlardaki personele sağlandı, pekâlâ Ezherlilere de verilebilir.

Memur olma yaşını geçmiş kişilere, mezuniyet tarihi esas

alınarak KPSS şartı kaldırılarak memuriyet hakkı tanınmalıdır.

Yaşanan bütün mağduriyetler göz önüne alınarak, tazminat

yolu açılmalıdır.

Böylece devlet sorumluluğu yerine gelecek ve ilerde

yurtdışında dini eğitim alacaklar açısından güven sağlanmış olacaktır.

Yaşanan bu sıkıntılar yüzünden günümüzde aileler,

çocuklarını yurtdışına İslami eğitim almak için göndermekten çekiniyorlar.

Yoksa, bu politikalardan maksat böylece hasıl olmuş

olabilir mi