Bir üniversitenin rektörlük binası; tanıdığım bir devlet

memurunu ziyaretteyim. Ben orada otururken memurlarda bir telaş başlıyor.

Nedenini soruyorum. BÇG den geldiler diyorlar. BÇG ne demek BÇG Batı Çalışma

Grubu demek. Az sonra iki tane kösele suratlı adam giriyor odaya. Olduğunuz

yerden kıpırdamayın diyor. Daha ne olduğunu anlamadan masalar ve çekmeceleri

didik didik aranıyor. Çekmecenin birinde 33 lü bir tespih bulunuyor. Bir de

masanın altında abdest almak için giyilen terlikler... Bu irticai nesne, şu da

takunya diyor adamlar. Bizim memur, o el tespihi şu da terlik diyor ama adamlar

memuru alıp götürüyorlar. O anda takunya olsa ne yazar ulan diyemiyoruz çünkü

güç onların elinde. İrticai faaliyet var mı yok mu diye teftiş etmeye

gelmişler. Yıl 1998.

Üniversite sınavına hazırlanırken katsayı belası

çıkarılıyor. İstediğim bölüme gidemiyorum. Kim çıkarıyor katsayı belasını

Mesut Yılmaz hükümeti. Siyasi hayatıma mal olsa da imam hatipleri kapatacağım

diyen Mesut Yılmaz; imam hatipleri kapatma uğruna tüm meslek liselerine katsayı

uygulaması getiriyor. Biz meslek lisesi mezunları istediğimiz bölüme

gidemiyoruz. Normalde sınavdaki başarımla İstanbul edebiyat gelecekken Maraş

edebiyat bile gelmiyor. Neden Katsayıdan. Başka bölümlere gitmek zorunda

kalıyorum. O günden sonra Mesut Yılmaz ın kulaklarını çınlatıyoruz koro

halinde.

Şu iki örneği Türkiye de milyonlarca insan yaşadı. 28

Şubat döneminde neler olduğunu ayrıntılı bir şekilde anlatmaya gerek yok çünkü

artık herkes neler olduğunu biliyor.

28 Şubat sürecindeki uygulamaların bizzat mağduru olarak

bu gün gelinen noktaya bir yandan sevinirken bir yandan da üzülüyorum. Önce

niçin sevindiğimi söylemeliyim. Seviniyorum çünkü o günlerde kendini tanrı

zanneden paşaları bugünün savcıları ifadeye çağırıyor ve o paşalar süklüm

püklüm ifade vermeye geliyorlar. Seviniyorum çünkü benim hayat hakkımı elimden

alan o paşalar bugün hapse yollanıyor, yani onların da hayat hakkı ellerinden

alınıyor ve alınmalıdır zaten. Seviniyorum çünkü bin yıl sürecek denen süreç

milletin tepkisiyle sona ermiştir. Seviniyorum çünkü o günün YÖK Başkanı Kemal

Gürüz ün polisler tarafından gözaltına alınırken polisin Gürüz ün başına

elleriyle çökmesi hareketi harika bir hareketti. Bu hareketi görmek bütün Müslümanlara

nasip oldu. Darbeci basın ve o basının mensupları o polisleri eleştirse de ben

o polislere teşekkür ediyorum. Seviniyorum çünkü 28 Şubat ın kendini tanrı

zanneden paşaları bugün hapiste. Onlar bize acımamıştı; onların çocuklarına

acıyan Müslümanların bilinçsiz Müslüman olduklarını düşünüyorum. Seviniyorum

çünkü 28 Şubat sürecinde binlerce başörtülü öğrenci üniversite kapılarında

ağlatılmış buna karşılık bugün o ağlatan adamların çocukları televizyonlarda

babalarının hapse düşmesiyle nasıl da çığlık çığlığa ağlıyorlar. Ağlatma

ağlatırlar demiş atalarımız. Başörtülü öğretmenlere acımayın diyen paşanın

karısına ve kızına acınmamalıdır. Acınıyorsa bu gaflettendir. Bu satırları

kinle yazdığımı düşünüp söyleyeceklere hemen cevap veriyorum; evet bu satırları

kinle yazıyorum. Çünkü darbecilerden nefret ediyorum. Mesut Yılmaz dan nefret

ediyorum. Süleyman Demirel den nefret ediyorum. Çevik Bir den nefret ediyorum.

Kemal Gürüz den nefret ediyorum. Güven Erkaya dan nefret ediyorum. Yani bendeki

durum kısasa kısastır.

Üzüldüğüm noktaya gelecek olursam; ilk önce Müslümanlar

neden hâlâ pısırık duruyor Bu adamlara karşı toplumsal bir lanet yerine halen

bu adamların insan olduklarını sanıyorlar. Halen onlardan özür bekliyorlar. Bu

beklenti gaflettendir. Üzülüyorum çünkü hâlâ üniversitelerde başörtüsü yasak.

Üzülüyorum çünkü hâlâ askeri sınavlara girecek gençlerden annesinin başı açık

fotoğrafını getirmesi isteniyor ve bu zorunlu tutuluyor. Üzülüyorum çünkü

Süleyman Demirel idam edilmiyor. Üzülüyorum çünkü Mesut Yılmaz idam edilmiyor.

Çevik Bir halen yaşıyor. Kemal Gürüz yaşıyor. Güven Erkaya idam edilmiyor.

Üzülüyorum çünkü Müslümanlar hâlâ etkisiz. 28 Şubat süreci, 28 Şubat 1997 den

2000 li yıllara kadarki gibi etkili olmasa da tamamen bitirilmiş sona ermiş değil.

Millet vicdanında paşalar mahkûm edilerek bitirilmiştir ama hükümet yasalarla

kalıcı ve kesin bir şekilde bitirememiştir.

28 Şubat bütün Müslümanların üzerinden dozer gibi geçti.

O süreçten zarar görmeyen bir tek Müslüman yok Türkiye de. 28 Şubat darbesini

yapanlar ifadeleri alındığında ifadelerinde yine olsa yine yaparım diyor. Bu

adamlara halen yasalarla yaşama hakkı tanınıyor ya insanın bu zoruna gidiyor.

TBMM yeni anayasayı bir an önce yapmalıdır. Yeni anayasa ile hem darbe yapma

ortamı engellenmeli hem de darbeciler idama mahkûm edilmelidir. Bütün

darbecileri idam etmek lazım. İslam da kısasa kısas vardır. Bunu uygulamak

gerek.