Perşembe’nin gelişi, Çarşamba’dan belli... Bu yüzden bir
vatandaş olarak Türkiye’nin 2013 yılı beklentileri için pek umutlu değilim.
Zaten önümüzde halledilemeyen iki sorun var:
-Yeni anayasa
-Güneydoğu sorunu.
Ama karamsar da değilim. Umut filizlerinin yeşerdiği bir
döneme de girmiş olabiliriz. Allah encamımızı hayreyleye!
***
Yeni yılın ilk gününde çok satan bir gazetenin, “Empati” ile
ilgili haberini gördüm.
“Günaydın” dedim.
Yetmemiş, bir de habere özel fotoğraflar çekmişler.
Başörtülü bir meslektaşımıza “şapka” giydirip, boş bir
zemine oturtup manken gibi objektiflere poz verdirmişler.
Nazlı Ilıcak’a çarşaf giydirmişler. Haberde, “Her değişim
bir mücadeleyle başlar” diyor. Ilıcak, “Mahalle hepimizin” sözünün yanı sıra,
“Empati yapmak için bu pozu vermeyi kabul ettiğini” belirtmiş.
Ilıcak’ın, “…Mücadelenin öncülerinden biri olmaktan
memnunum. Netice itibariyle kimseyi inançlarından ve kılık kıyafetinden dolayı
yargılayamayız” sözlerini manşete taşıyarak, bir bakıma amiral gazetesi, yayın
politikasındaki değişikliğin startını veriyor.
İktidarla ters düşmek yerine, yalakalık yaparak peşinden
gitmeyi tercih ediyor.
Zira bunlar dün orduyu göreve davet ederek, zinde güçlerin
yalakalığını yapıyordu.
Neler demiyorlardı ki:
-“Fanatik İslamcılar” (ne demekse).
-“İşte askeri kızdıran görüntüler: Çarşafa sokulup türban
takılan kız çocuklarına ilahiler okutulması, medya ve kamuoyunun da tepkisine
yol açtı.”
-“Bazı okullarda müfredat değil, din ve siyaset
öğretiliyor.”
-“İrtica devletin içine sızıyor.”
-“Lisede irtica propagandası.”
-“Okula dinci kuşatma: Öğrencilerin toplu halde Cuma
namazına götürüldüğü ileri sürüldü.”
Bu manşetler henüz taze. Daha 28 Şubat manşetlerini yazmadık
bile.
Bunlar değil mi ki, “Fanatik İslamcılık” korkutmacası
yaparak, “Çocuklarımızın geleceğini göz önünde bulundurarak oy kullanalım”
çağrısı yapan
Bunlar değil mi ki, “Türban mesajları”nı manşetten kocaman
puntolarla verip “öcü” gibi gösteren
Bunlar değil mi ki, “Kuran kursu açmayana, cami yaptırmayana
ödül yok” diyerek bilinçaltı başlıklarla korku salan
Bunlar değil mi ki, “23 Nisan’da yine İmam Hatip krizi”
manşetini atarak, “İmam Hatip”leri karalayanlar
Bu güne kadar kuramadıkları ‘empati’ şimdi mi akıllarına
geldi
Bugüne kadar diyorum. Çünkü yakın tarihten günümüze kadar
inanan insanları hep rencide ettiler. Horladılar, aşağıladılar, hakir gördüler.
“Empati” bunların mahallesinden geçmiyordu.
Atılan manşetleri “yok” sayıp, “hayatımıza” devam mı edelim
yani
Elbette “intikam” duygusuyla hareket edilmesini doğru
bulmuyorum. Ancak, dün yaptıklarının hesabını en azından vicdanlarında versinler
istiyorum. Ki, dün yaptıklarını bu günkü kuşak unutmasın.
Bize de düşen bu manşetleri unutturmamak.
Sarık, cüppe ve başörtüsü avına çıkanları unutturmayacağız.
Başörtüsüne üniversite kapılarını kapatan ve “ikna odaları”
açan yobaz zihniyeti asla unutturmayacağız.
Geçmişte gazete sütunlarını manşetleriyle kirletenler, şimdi
“empati” masalıyla “bizim mahallenin meslektaşlarını kullanarak” unutturmaya
çalışıyor.
Yemezler!
***
2013 yılın en büyük kâbusu “sosyal medya” olacak gibi
geliyor.
İngiltere polisinin açıkladığı rakamlara göre, geçtiğimiz
dört yıl içerisinde Facebook ve Twitter’da işlendiği iddia edilen suçlar sekize
katlanmış. (BBC Türkçe).
Geçen yıl polise ihbar edilen 5 bine yakın sosyal medya
şikâyeti sonucunda 653 kişi mahkemeye çıkarılmış.
Sanal suçlar giderek artıyor. Suç duyurularının emniyet
güçlerini zorladığı söyleniyor.
Burada iki sorun öne çıkıyor:
-Sosyal medyada ifade özgürlüğünün tanımı,
-Sosyal medyada “suç” kavramının sınırı.
Hatırlayın; iki yıl önce Twitter kullanıcısı “espri” olsun
diye Sout Yorkshire havaalanını bombalamaktan bahsetmişti. Kıyamet koptu. Bunu
yazan kişi, apar topar gözaltına alınıp mahkemeye sevk edildi. Paul Chambers’e
açılan dava sonuçta düşmek zorunda kaldı. Zira İngiliz polisi sosyal medya
suçlarına ilişkin belirleyici bir suç bulamamıştı. Ancak emniyet güçleri bu
olay üzerine medya suçlarına ilişkin yeni bir kılavuz belirledi.
Bu kılavuzda, Facebook yahut Twitter’da aşırı alkollü olduğu
için suça teşvik edici yorumlar yazan kişilerin özür dilemeleri halinde mahkemeye
gönderilmemesi yer alıyor.
Ancak en çok korkulan durum malum:
Tehdit mesajlarının yanı sıra, çocuk tacizcilerinin
faaliyetleri, saplantılı biçimde bir kişiyi izlemek, dolandırıcılık yapmak ve
ırkçı söylemlerde bulunmak.
Peki ya bizde
İnternet Geliştirme Kurulu, geçen yıl, ailelerin gözetiminde
9–16 yaş aralığındaki çocukların katıldığı bir anket çalışması yapmış. Kurul
Başkanı Serhat Özeren, dokuz yaşındaki bir çocuğun internetten 400 arkadaş
edindiğini belirlediğini söylemiş.
Uyarıyor: “Sanal ortam, kontrolsüzce gezinen küçük yaştaki
çocuklar için birçok tehlike içeriyor.” (Basın).
Maya takviminin “kıyamet” senaryosu tutmadı. Ama böyle
giderse “sanal kıyamet” bütün insanlığın başına kopacak.