Türkiye de zaman zaman yabancıların ve yabancı ajanların
cirit attığı söylenir. Hatta bazı yabancı gazetecilerin, milletvekillerin,
araştırmacıların ülkemize gelişlerinde böyle maksatları olduğu ileri sürülür.
Bunlardan bazıları ülkemizde veya ülkemizden ayrıldıktan sonra Türkiye aleyhine
açıklamaları olur. Aynen Türkiye de ayinlere katılan ve yırt dışına çıktığında,
Kendimi Türkiye de çarmıha gerilmiş hissettim diyen Barthelemeos gibi.
Türkiye hangi açıdan olursa olsun genellikle yabancıların
adeta bir cennetidir.
Masonlar, Siyonistler, sebatayistler vs.
Yakın tarihimizde de yabancıların ülkemize yakın ilgi
duyduğu da bir gerçektir.
Bu ilgi süfli yerine göre de mecburi bir durumdur.
Yurtta sulh cihanda sulh vecizi hikmetince bizler de
yurtta sus cihanda sus (!) konumuna gelmişiz.
Ülkemizin karanlık günlerden geçtiğinden olacak bayrak
şairimiz Arif Nihat Asya Bayrak şiirinde;
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
Demiş
Merhum şairin de coşku ve vakarla yazdığı şiirdeki
destanlar yazılamayacak kadar geniş ve çoktur. Hep kahramanlıklarımızla
övünürüz ancak destanı bir türlü yazamayız.
Kendi tarihimize sahip çıkamadığımız; en önemlisi de genç
kuşaklara anlatamadığımız gibi!
Hümanizma bize hep ütopik gelmiştir. Bu sebeple de; Seni
selâmlamadan uçan kuşun/Yuvasını bozacağım mesajı, bizim üzerimizde emelleri
olanlara verilememiştir.
Dünya üzerindeki soydaşlarımız ve dindaşlarımız zulme
uğramışlar bununla da yetinmeyen vahşi batı İslam coğrafyasını kan gölüne
çevirmiştir.
Her yerde vurulan ve kanı dökülen Muhammed ümmeti perişan bir haldedir. Batı
oyununu öyle bir oynuyor ki hangi Müslümanın derdiyle dertlenesiniz !..
Arakan, Urumçi, Suriye, Mısır
Yara bir değil ki biri bittiğinde başka ülkelerin sancısı
başlıyor.
Dışa bağımlı, büyük düşünmeyen bir ülke neler yapabilir,
elinden neler gelebilir ki
En küçük bir hesabın ardından neler çıkıyor.
Türkiye adeta bir satranç tahtasındadır. Yeni hamleleri
sezebilmek için ileriyi görebilecek, tehlikeleri idrak edebilecek misyon ve
vizyon sahibi olmak gerekiyor.
Bir İsrail e hiçbir devletin gücü yetmiyor. İstanbul un
yarısı civarında bir nüfusu var. Ancak nüfuzları nüfuslarından daha da
ileridedir. Dünyadaki bütün fitneliklerin ana kaynağıdır. Fakat bu adamların
bir misyonu ve vizyonu vardır. Her alanda önemli küresel bir güçtür.
Bilim, siyaset ve ordu olarak güçlüler. Lobi faaliyetleri
en üst seviyededir. Bütün bu küresel üstünlüklerinin nedeni hemen hemen her
yahudinin çok çalışmaları, işlerini iyi yapmaları, davalarına sadık kalmaları;
iyi bir Siyonist olmalarıdır. Yeni dünya düzeninin en önemli aktörü oluşları da
bundandır.
Almanya da yaşayan bir gurbetçi dostum dedi ki, Başbakan
Merkel tarihten gelen Hitlerin o kötü imajını silmek istercesine İsrail e şirin
gözüküyor. Bize karşı düşmanlığının asıl nedeninde de bu yatıyor dedi.
Almanlarla ilişkilerimiz I.Dünya Savaşı öncesinden
başlıyor; ittifak yapmışız. II. Abdulhamid döneminde de yakınlaşmamız olmuştur.
1913 yılında Almanya dan 42 kişilik bir subay grubu getirilmiş, bu subaylar I.
Dünya Savaşı öncesinde orduda düzenlemelerde bulunmuşlardır.
Alman ilgisi bunlarla da sınırlı değil elbette. Özellikle
1933 yılından itibaren Almanya üniversitelerinden kovulan Almanlar için Türkiye
adeta bir cennet olmuştur! Doğu Batı Mimesis adlı kitapta da belirtildiği üzere
kırktan fazla Alman sığınmacı Türkiye ye İstanbul un güzelliklerinin keyfini
sürmek veya Osmanlı İmparatorluğu ndan Türkiye Cumhuriyeti ne geçiş sırasında
İstanbul un yaşadığı dönüşümü incelemek için gelmiş bir turist, sıradan bir
gezgin değildi elbet.
Bu Almanlar Nazi zulmünden kaçıp Müslümanların hâkim
olduğu bir topluma sığındılar. Leo Spitzer, Alexander Rüstow, Ernst von Aster,
Hans Reichbach bunlardan sadece bir kaçıdır.
Yukarıda sözünü ettiğimiz kitap; Modern Türk kimliğinin
yalnızca Kemalist kadrolar tarafından kurulmadığını; sığınmacıların, yani
Türkiye toplumu içerisindeki ayrıcalıklı yabancıların bu kimliğin inşasında
önemli bir rol üstlendiği nin öne sürülmesidir.
Yani; Miras politikalarının bir işlevi de: Batı ya doğru
yol almak ve Batı Avrupa nın antik mirası ile modern Türkiye arasında bir takım
kültürel ortaklıklar tesis etmek ti!..
Doğu Batı Mimesis kitabının yazarı Kader Konuk Alman
Sığınmacıların ve Türkiye nin durumunu özetler niteliktedir; Avrupa hayranlığı
norm haline gelmiş, reformcuların Türk vatandaşlarını ileri Batılılar ve
muhafazakâr Müslümanlar diye ikiye ayırmasını körüklemiştir.
Başarılı olunmasına rağmen bu körüklemeler devam ediyor.
Bir deste çöpü kırmakzordur ama o çöpleri birkaç gruba ayırırsanız daha kolay kırabilirsiniz.