Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)›a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz’e âline ve sahabelerine olsun.
Herkesin; sağcının, solcunun, liberalin, ateistin, Hıristiyan’ın, Yahudi’nin, inkârcının, müşrikin, facirin, fasığın, münafığın insanı ve olayları bir okuma biçimi vardır. Biz İslam’a “din ve düzen” olarak niyet etmiş ve inandığımız gibi yaşamanın mücadelesini veren Milli Görüşçüler olarak olayları, Milli Görüş’ün temel inanç esaslarına göre değerlendiririz. Osmanlı’dan sonra kurulan “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” başlangıçta “hakkı üstün tutan, Adil Düzen’i esas alan” bir devlet olarak kurulmuştur. Sonradan devletin bu vasfı değiştirilmiş, yerine “kuvveti üstün tutan, faizci kapitalist nizamı esas alan” bir devlet ikame edilmiştir. Bu değişim, aynı zamanda bir zihniyet dönüşümünü de sağlamıştır. Türkiye, bu değişim ve dönüşüm ile adil olandan, zalim olana, yani hak zihniyetten, batıl zihniyete döndürülmüştür. Yani İslam, “din ve düzen” olarak kamusal alandan tasfiye edilmiştir. İslam’dan koparılan Türkiye’nin ipi, materyalist, emperyalist zalim Batı’nın kapısına bağlanmıştır. Bu gerçek bilinmeden, Türkiye’yi Batı’nın kapısına bağlayan CHP’den, Demokrat Parti’ye, Adalet Partisi’ne, Anavatan Partisi’ne ve AK Parti’ye kadar evrimleşerek uzanan İttihat ve Terakki çizgisini idrak etmemiz mümkün olmaz. Bu İttihat ve Terakki çizgisini doğru okuyan inanan insanlar, bir aksiyon olarak 1969 yılında Milli Görüş harekâtını başlatmıştır. Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın liderliğinde başlatılan Milli Görüş harekâtının temel hedefi her zaman, Türkiye’yi yeniden Adil Düzen’e döndürmek olmuştur. Milli Görüş bu İttihat ve Terakki çizgisine ve bu çizgiyi çizen Irkçı Emperyalizme karşı verdiği mücadelede, önemli kazanımlar elde etmiştir. Bu bir hak-batıl mücadelesidir. Ve bu mücadele, yaşadığımız dünya hayatının da tek gerçeğidir. Hak-batıl mücadelesi aynı zamanda bizim ve bütün insanlık için bir imtihandır. Yaşanılan hak-batıl mücadelesi, dünyayı Allah’ın salih kulları mı, zalim, inkârcı ve münafık kulları mı yönetecek mücadelesidir. Allah, yeryüzüne salih kullarını vâris kılmıştır.
DEVLET VE SİYASET
Tarih boyunca, değişik şekillerde de olsa, bir siyasi organizasyon olarak devlet, insan hayatında hep önemli bir yer işgal etmiştir. Bilinen tanımıyla devlet: manevi kişiliği ve belirli bir düzeni olan iktidar sahibi, bir yönetime ve ortak kanunlara bağlı teşkilatlı millet veya milletler topluluğunu meydana getiren bir siyasi teşekküldür. Bir yerde devlet, insanlar arasında dönüşümlü olarak dönüp dolaşan iktidar gücü veya maddi güçtür. Siyaset ise meşruiyetini bireylerin hak ve özgürlüklerini koruma amacından alan, en üst siyasi organizasyon olan devlet eliyle, hak ve adalet ilkeleri çerçevesinde insanlara hizmet etme işidir. HAC 41: “O müminler ki, kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırlar. İşlerin sonu Allah’ındır.” Meşru ve adil siyaset, insana hizmeti esas alan siyasettir. Bir Müslüman’ın da benimseyeceği ve taraf olacağı siyaset, insana hizmeti esas alan meşru ve adil siyasettir. Meşru ve adil siyaset; Kur’an ve Sünnet’e itibar eder, İslam’ın hak ve adalet esaslarından beslenir, iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar.
AK PARTİ’Yİ DOĞRU OKUMAK
AK Parti’yi kuranların büyük bir bölümü, daha önce Milli Görüş partilerinde görev yapmış kimselerdir. Ve bu kimseler, Erbakan Hocamız ve arkadaşlarının zalimlere ve kurdukları faizci düzene karşı mücadeleyi esas alan siyaset tarzını, hedefledikleri istikbal için çıkmaz sokak olarak gördüler. Bunun için Milli Görüş’ten ayrıldılar ve AK Parti’yi kurdular. AK Parti, muhafazakâr, demokrat ve liberal bir kitle partisidir ve kendilerini iktidara taşıyacak zemini de dünya egemenleriyle işbirliği içinde olmak olarak belirlemişlerdir. Bu zeminin bağlayıcı üç esası vardır. 1. ABD ve İsrail’i stratejik müttefik edinmek, 2. Avrupa Birliği’ni bir medeniyet projesi olarak benimsemek, 3. Faizci kapitalist nizamı kabullenmek ve yürütmek. AK Parti’nin tercih ettiği siyaset yolu budur. Bunun için AK Parti siyaseti; insanların dünya ve ahiret saadetini temin etmek için yönetimlerine talip olmak olarak okumaz. 16. yıl kutlamaları kapsamında AK Partili Hayati Yazıcı’nın: “Daha dindar bir toplum yaratma hedefiniz var mıydı?” sorusuna “Parti olarak böyle bir hedefimiz ya da planımız yok. Bu da tüzüğümüzün 4. maddesinin 8. fıkrasında çok net bir şekilde yazar.” cevabı bu kanaatimizi doğrulamaktadır. AK Parti siyaseti, kadrolarını iktidara taşıyacak ve iktidarda kalmasını sağlayacak ilişkiler, eylemler ve söylemler bütünü olarak okumaktadır. Erdoğan’ın 01.07.2014 tarihinde Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıkladığı toplantıda yatığı konuşmada: “Ekonomiyi büyütmek, demokrasiyi daha ileri standartlara kavuşturmak, Avrupa Birliği’ne tam üye olmak, kardeşliği yüceltmek için çok daha fazla çalışacağız” sözü, bu siyasetin bir ifadesidir. Ekonomi büyümüş ve bu ülkede sekiz banka, ilk ona girerek vergi rekortmeni olmuştur! Demokrasi geliştirilmiş ve bütün yetkiler ileri demokrasi adına tek bir makamda toplanmıştır! AB uyum yasaları bizi, ahlaken daha bitik haline getirmiştir. Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök’ün 16 Ağustos 2017 tarihli yazısında verdiği bilgiye göre: “Türkiye’de erkeklerin yüzde 58’i karısını veya partnerini aldatıyor... Evli kadınların da yüzde 40’ı kocasını veya partnerini aldatıyor... Bu rakam 2000’li yılların başında erkeklerde yüzde 25, kadınlarda yüzde 11 civarındaydı… Türkiye, eşini veya partnerini aldatma oranı konusunda dünyanın en yüksek oranlı ülkeleri arasında yer alıyor.” Materyalist eğitim, manevi tahribat, faiz, kumar, modern hayat, içki, israf, beton yığını şehirler, ekonomik yıkım, dış politika faciası… Bütün bunlar, AK Parti’nin benimsediği liberal politikaların ürünü değil midir? Yorulan kadrolar değil, kadroları yoran bu yanlış liberal politikalar…
Ve kurtuluşun yolu Milli Görüş-Saadet Partisi… Selam hidayete tabi olanlara…