E. G. Aydın’a hediyedir…

1. Halep’e üzülmek, insan olmanın asgari şartıdır. Yani bir erdem değil görevdir. Ve Halep’e yardım etmek, imanın da en temel gereklerinden birisidir. Yani farzdır ve görev olan şeyi yapmakla övünmek de fazilet değildir. 

2. Yardım etmek ve vermek ile ilgili ayeti kerimelerde, üzerimize düşen görevler şöylece ifade edilmiştir:

- Zekât ve fitre.

- Sadaka.

- Akrabaya yardım.

- Komşulara iyilik.

- İhtiyaç sahiplerine yardım.

- Diğer yardımlar. Bu yardımlardan hiçbirisi diğerine mani değildir. Yani; “ben zaten zekât veriyorum yardım ediyorum” diyerek mazluma, akrabaya veya diğer ihtiyaç yerlerine yardım etmemek; asla doğru değildir. “Bu sene kurbanı falan yere gönderelim, orada ihtiyaç vardır” demek de yine kolaya kaçmaktır. Zira kurban ayrı, yardım ayrıdır. 

3. Meseleyi sadece Halep veya başka mahalli yerlerde görmek, yüzeysel ve basit düşünmektir. “Türkiye’nin sonu ne olacak acaba?” sorusu da çok sağlıklı bir soru değildir. Zira:

- İnancımız gereği tüm dünyadan mesulüz. Yani bütün yeryüzü mümin için vatandır.

- “Sınır müdafaası, sınır ötesinde başlar” stratejisi de meselelerin yerel ve sathi görülmemesine işaret etmektedir.

- Global dünya gereğince yeryüzündeki bütün siyasi, ekonomik ve ahlaki olayların birbirini etkilemesi de dikkate alındığında; kendi canımızı, malımızı, ahlak ve namusumuzu ve hatta inancımız korumak için; tüm dünyayı madden ve manen ıslah etmek, tüm dünyadaki zulmü kaldırmak elzem hale gelmektedir.

4. Tüm medyanın sadece dünyadaki belli bir yere odaklanmasının bilinen veya anlaşılamayan bir nedeni var mıdır? Yani yeryüzünün yarısından fazlası aç ve üçte birinden fazlasında savaş varken; acaba sadece bizim gözümüz niye belli bir yöne sevk edilmektedir? Bir başka ifade ile sadece gördüklerimize üzülürken; gözümüzü diğer yerlere niye kapatıyoruz?

5. Bu meselelerde dikkat edilmesi gereken bir diğer husus; öfkelenmenin ve pişmanlığın faydasız oluşudur. Bize düşen üzülmek ya da pişman olmak değildir. Bize düşen, üzerimize düşen vazifeyi ifa etmektir. Zira:

- Öfkelenmek, bütün enerjimizi alıp götürüyor.

- Yine gazabımız, bizi sakinleştiriyor. Yani öfkelenerek kendimizi avutuyor, kendimizi rahatlatıyoruz.

- Pişmanlığı; olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırıyoruz. Olumlu pişmanlık; tevbenin de şartı olup sonrasında kişinin kendini düzeltmesi ve üzerine düşeni icra etmesine yardımcı olur.

- Olumsuz pişmanlık ise Kabil’in, kardeşi Habil’i öldürdükten sonra yaşadığı pişmanlıktır. Buna günah çıkarma da diyebiliriz. Yani Kabil kardeşini öldürdükten sonra; “Aa çok pişman oldum” demekle; içini, rahatlatmakta ve kendini haklı görmektedir. Ayrıca bu pişmanlıktan sonra üzerine düşeni yapmamış; aksine hatasını görmeyerek yine kendini düzeltmeden yoluna devam etmiştir.

6. Peki, ne yapmalı ve nereden başlamalıyız? Daha önceki yazılarda da ifade etmekle birlikte burada kısa bir özet yapmayı faydalı görüyoruz:

- Mücadele, planlı ve sistemli olarak yapılandır. Cihat ile ilgili yazdığımız yazıda sistemsiz ve plansız yapılan faaliyetlerin cihat olmadığını ifade etmiştik.

- Mesele yüzeysel çözümler değil daha sistemli ve köklü mücadeledir. Bu da yeryüzünden zulmün ve batılın kalkması için mücadele etmek; tüm yeryüzüne adalet ve hak hâkim olsun diye çalışmaktır.

- Dünyaya adalet ve hak hâkim olduğunda zaten açlık ve savaş olmayacaktır. Ayrıca kimsenin kimseye yardım etmesine de ihtiyaç kalmayacaktır. Zira tüm ülkelerin kaynakları, oradaki insanların yaşaması için yeterlidir. Fakat zulüm, faiz ve diğer sömürü araçları; bu kaynakların belli ellerde toplanmasına veya israf edilmesine yol açmaktadır.

7. Zulmü ve batılı kaldırmanın yolu ise “iman” ile mümkündür. Bu yüzden peygamberler, insanlara yardım etmeden ve savaşmadan önce şahsiyetli ve iman sahibi bir zümre oluşturmak istemişlerdir. Böylece bu zümre tarafından tüm diğer faaliyetler planlanıp icra edilebilecektir. Bu yüzden bütün peygamberlerin bütün insanlara getirdiği iki temel emir vardır: Allah’a iman-ibadet etmek ve insanlara zulmetmemek. 

- İman; sadece Allah’a güvenmek, her şeyi O’ndan bilmek. Her şeyi O’nun rızası için ve O’nun emrine uygun olarak yapmaktır. İbadetler de bu imanı pekiştirmek ve devam ettirmek içindir.

- İnsanlara zulmetmemek. Zulüm ise şahsiyet ve imanın yerleşmesine engeldir. Firavunun ilahlık iddiası da insanlara zulme yol açtığı için Musa AS, buna karşı çıkmıştır. Yoksa firavunun bu iddiasının haşa Mevlâ’ya hiçbir zararı yoktur. Faiz, hırsızlık ve kumar hatta zina bile insanlara zulüm olduğu için yasaklanmış işlerdendir.

8. İman eksik olduğunda, insanlara yapılacak yardımların ve yerel çözümlerin anlamı yoktur. Zira iman olmadığında:

- Ahlak olmaz zira ecdad “kork Allah’tan korkmayandan” demişlerdir.

- Şahsiyet olmaz zira Allah’ı tanımayan kişiden adam olmaz.

- Adalet olmaz zira Allah’ın hakkına riayet etmeyen kimse, kulunkine hiç etmez.

- Cihat olmaz zira şahsiyet ve ahlak sahibi olmayan kimse, ancak paralı asker ya da şan şöhret için savaşan bir katil olur.

- Düzen olmaz zira Allah’ın emrini kabul etmeyen kimse, diğer kulların ne dediğini de dikkate almayacağı için herkes kendi görüşüne göre amel etmek ister.

- Yardım olmaz zira Allah rızası için yapılmayan her yardım, ya karşılığı beklenerek ya da gösteriş amacıyla yapılır.

- Plan ve sistem olmaz zira Allah’ın emirlerini dikkate alınan her plan, başarısız olmaya mahkûmdur.