Dünkü yazımızın bir bölümünde, ahlaksızlığa meşruiyet kılıfı giydirmek için türlü madrabazlık yapan televizyon kanalları için, "Dikkat ediyorsanız, kendi yaşadıkları ahlaksızlıkları topluma yedirebilmek için bunların kullandıkları terimler çok farklı: Mesela, zina kavramını kullanacaklarına, birlikte olmak derler. Ahlaksız ve günü birlik yaşantılarına, "Seviyeli birliktelik" derler. Aldatır, aldatılırlar ama, "Başka bir aşka yelken açtı" olurlar. Evlililik müesesesini yerle bir ederler, "Aşkı öldürüyor, biz birlikte yaşamayı tercih ediyoruz" derler " şeklinde bir değerlendirme yapmıştık. Aynı gece ATV ekranlarında medyanın magazin demirbaşı, her konuda ahkam kesme uzmanı Hülya Avşar ile, "Ben kodumu oturtan Genelkurmay Başkanı isterim" incisinin sahibi, futbolun aykırı yorumcusu, eski kabzımal Erman Toroğlu nun "Kadınlar ve Erkekler" isimli bir programına gözümüz takıldı. İlk programın konukları arasında sanatçı Metin Şentürk, yazdığı sit com ve farklı dizilerle kendi ahlak anlayışını topluma pompalama uzmanı senarist-yapımcı Birol Güven, senarist-oyuncu Mehmet Auf, Gazeteci-Yazar Nazlı Ilıcak ve popçu Banu Zorlu konuk oldu. Programda, bugünlerde medyanın gündeminden bir an olsun düşmeyen şarkıcı Neco nun karısından ayrılıp genç yaşta bir sevgiliye koşmasının ekseninde, kadın ve erkek ilişkileri tartışıldı Olur mu, olmaz mı meselesi üzerinde fikirler havada uçuştu Bizim izlediğimiz bölümde not aldığım bazı konuşmalar: Birol Güven: "İnsan her yaşta aşık olabilir. Kadın ve erkek bir ömür boyu birlikte olmak için biraraya gelebilirler. Ama, insanın karşısına başka bir aşk çıkabilir. Aşkın ne zaman karşınıza çıkacağı belli olmaz" Hülya Avşar: "Ben bu konuda erkekleri tutuyorum. Monotonlaşan bir evlilikte, ileri yaştaki birisi yüreğini pır pır ettirecek ve de güvenebileceği genç birisini bulursa, gidebilir" Banu Zorlu: "Böyle şey olmaz. Ben genç ve güzelken benimle birlikte olan, aradan geçen yıllar içinde, çocuk sahibi olduktan, seneler beni yıprattıktan sonra beni terk eden birisinin aşk sorunu değil, ahlak sorunu vardır. Buna kanunlar da karşıdır, dinimiz de karşıdır"

Dikkat ediyorsanız, Birol Güven de, Hülya Avşar da, onlar gibi düşünenler de, temelde "aldatma-aldatılma" perspektifinde ele alınması gereken olayı, "aşkla, sevgiyle" ilişkilendirmeye çalışarak, "Başka birisini seviyorsanız istediğinizi yapmakta özgürsünüz" fikrini pompalamaya çalışıyorlar. Gençliğinde aklını çeldiği bir futbolcunun yuvasını dağıtan, evlenip çocuk sahibi olduktan sonra "ilahi adalet"in tecellisiyle kendi ailesi de aynı sebeple yıkılan Hülya Avşar dan, Türk aile yapısına ilişkin daha toparlayıcı, eşlerin birbirine sahip çıkmasına yönelik yorum beklemek zaten abesle iştigal Yazdığı tüm sit-com dizilerde, üç kağıtçı, madrabaz, soytarı tipini bile (Hallederiz Kadir) çok sevecen şekilde yutturan,her dizisinde su gibi içki tüketilen bar sahnelerini değişmez fon olarak kullanan Birol Güven den de aile mahremiyetini koruyan bir değerlendirme duyacak değiliz. Evliliğine sadık olmayan, bir gözü dışarıda olanlar için halk arasında kullanılan güzel bir deyim vardır: "40 ından sonra azanı teneşir paklar" şeklinde Evlilik müessesesinde sadakat esastır. Eşler aradan uzunca bir vakit geçtikten sonra, karşılarına çıkan ilk kişiyle, "Ben buna aşık oldum, çok sevdim" diye yuvalarını dağıtacak olduktan sonra ortada aile kavramı diye bir şey kalmaz. Zinayı meşru sayan, nerde akşam orda sabah yaşantı tarzını zihinlere pompalamaya çalışan bu anlayış, hiçbir ahlak kaygısına sahip olmayan Avrupalıların zihniyetidir.

Unutmayalım: Ahlak yok olursa, toplum biter! Zehirin azı, çoğu olmaz!