Zalim ‘Öteki’si Karşısında Necip Fazıl
Osmanlı’nın yıkılış ve Cumhuriyet’in inşa sürecinde yetişmiş, akabinde ikincisinin her türlü ruhî ve fizikî medcezirinin hüküm sürdüğü bir dönemde yaşamış bir fikir adamı ve şair olan Necip Fazıl, kendisini tarihsel olanın belirleyiciliğinden kurtaramayacaktır. Bu belirleyicilik bohem bir hayat sürdüğü gençlik dönemi için ne kadar geçerli ise, sahih bir şahsiyet olarak yaşadığı sonraki dönemi için de geçerlidir. Aralarındaki fark, ilkinde zamanın etkenliği ve egemenliği söz konusu iken, ikincisinde Necip Fazıl’ın tercihleri öne geçer.
Bu yazımızda üstadın ikinci dönemi üzerinde duracağız. İkinci dönemindeki kimliğinin pekişmesinde rol alan temel dinamikler üzerinde. Hayır, tamamını dikkatlere sunmaya vaktimiz yok, bunun yerine, onu harekete geçiren motor güce işaret edeceğiz…
Peki, Necip Fazıl’a göre negatif bir nitelik taşıyan muharrik güç nedir El-cevap: Zalim `öteki’! Yani Cumhuriyet seçkinleri! Daha da özelleştirelim: İsmet İnönü ve avenesi!
Şimdi sıkı duralım: Necip Fazıl, son tercihiyle İslam’ın `muvafık’ı olmuş, fakat karşısına çıkan egemen gücün aktörlerine karşı geliştirdiği `muhalif’liği yeni asli kimliğinin dinamiklerinden değil, bizzat `öteki’nin tarihe menfi bir şekilde yön veren tutum ve durumlarından almıştır.
Fakat hemen belirtelim: Cumhuriyet seçkinlerinin söz konusu menfi fiilleri halkın ve yeni Necip Fazıl’ın dinamiklerine dönüktür. İslam’a ve Müslümanlara ait her şeyi inkâr eden ve kötüleyen rejim karşısında, üstad ister istemez cesaretle duracak; onun hamlelerine karşı koyacaktır.
Böylece, kendisini resmî dil ve tarihe karşı konuşlandıran Necip Fazıl, `öteki’ ne demiş, neyi dikte etmişse, tam tersini benimsemiş; tepkisel bir karşı duruş sergilemiştir.
Sözgelimi, `Ulu Önder’ söylemine karşı `Ulu Hakan’ı öne çıkarmıştır. Seçkin Cumhuriyetçilerin `devr-i sabık’ addettikleri tarihî geçmişe sahiplenirken, yeni dönemi `devr-i sabık’ olarak görmüştür.
Eğer üstadı adıyla sanıyla `mağrur öfke’ şeklinde adlandırıyorsak, bunun sebebi her şeyden çok tek partili diktatöryal bir nitelik taşıyan Kemalist sistem ile girdiği cedelleşmedir. Zira üstad, o sistemin önünde yıkılmaz bir set, aşılmaz bir barikat gibi durmuştur.
Şimdi, bu tespitler üzerinden Necip Fazıl’ın fikri yapısını toplum, din vb. gibi yapılar üzerinden görmeye çalışalım: Örneğin, 1923 devrimleriyle yolundan sapan toplumsal hayatı düzene sokmak üstada göre ancak İslam inkılâbıyla mümkündür. Fakat o bu görüşünü temellendirirken ütopik bir yaklaşım sergiler. Büyük Doğu kavramı üzerinden hareketle “Avrupalı olmamak şerefi” kaydıyla Başyücelik Devleti’ne ulaşır.
“Batı”yı bize düşman bir dünyanın temsilcisi olarak görür ve “müspet bilgi”si dışında tamamen reddeder üstad. Doğal olarak, onun Türkiye’deki temsilcilerine de “köksüzler kadrosu”, “taklit softası” gibi teneffür içerikli ve fakat onun mübalağalı diline göre masum sayılabilir ifadelerle tenkis eder…
Necip Fazıl’ın mensur eserleri üzerinden bunları ispatlamak oldukça kolay bir çaba olacaktır. Biz bunun yerine uzak çağrışımlara yaslanıp şiirinden bazı örnekler sunacak ve sonuca gitmeye çalışacağız:
Kâbus şiirinden bir örnek: “… Bak şu maymun soyuna, / Ortaya attıkları! / Aziz ekmek, fikirde, / Teneke artıkları. / Ve evlerde baş köşe, / Batının pırtıkları…”
“Emanet Olsun!” şiiri, bir beyitlik sadece: “Ey genç adam, bu düstur sana emanet olsun; / Ötelerden habersiz nizama lânet olsun!..”
“Destan” şiirinden… Şöyle bitiyor: “… Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti / Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap; / Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve…”
“Muhasebe”den: “… Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak! / Bir saman kâğıdından, bütün iş kopya almak; / Ve sonra kelimeler: kutlu, mutlu, ulusal. / Mavalları bastırdı devrim isimli masal.”
Zalim `öteki’si karşısında aldığı tavır itibariyle Necip Fazıl’ı biz böyle okuduk. Başka okumalar da yapılabilir mi Elbette. Zira zengin bir miras bırakmış bize üstad; elbette farklı yaklaşımlar olacaktır…
Doğumunun 110; vefatının 31. yılında rahmetle anıyoruz…