Duvardaki takvim yapraklarını bu yılda tükettik. Ömürden 365
gün daha akıp gitti. Önümüzdeki yılın belki takvim yapraklarını bitirmek pek
çoğumuz için nasip olmayacak. Ömrü olan ömrü nispetinde takvim yapraklarını
aktaracak, vadesi gelen misafirhaneden ebedi hayata intikal edecek. Zaten hayat
denen şeyde bu değil mi Önemli olan bize biçilen ömrü nasıl ve hangi çizgide
tamamladığımız, ebedi hayata hazırlık yapıp yapamadığımız. Allah cümlemizi
inancı doğrultusunda yaşayarak dünya hayatını tamamlayanlardan eylesin.
Yarın duvarımızda yeni bir takvim asacağız. Bu takvimin
bizim kültür ve inancımızla ilgisini düşünmek gerekmekle birlikte bir yandan
Müslümanlığı kimselere bırakmazken çoğu zaman farkına varmadan bir başka
kültürün ve inancın değerlerine toplumun büyük bir kesimi olarak kendimizi
nasıl kaptırdığımıza küçük bir misal vermek istiyorum.
Hediyeleşmek güzel ve dinimizce tavsiye ediliyor. Bu bakıdan
vereceğim örnekte maksadım hediyeleşmeye karşı çıkmak ve eleştirmek değil.
Bizim inancımıza göre hediyeleşmenin belli bir günü yoktur. Gönüllerde sevgi
tohumlarının yeşermesini sağlamak için senenin her günü bu yapılabilir.
Özellikle de dini bayramlarımızda büyüklerimizi ve küçüklerimizi sevindirmek,
onları mutlu etmek görevimizdir. Çocukluğumda rahmetli dedem her bayram aldığı
hediyelerle hem ihtiyacımı gidermiş
olur, hem de bayrama yeni giysilerle girmenin heyecan ve mutluluğunu yaşatırdı.
Bu davranış şekli şimdilerde zayıflayarak da olsa devam ediyor. Ancak, yılbaşı
yaklaşınca toplumun büyük bir bölümünde yılbaşı hediyesi alma alışkanlığı bütün
hızı ve canlılığı ile devam ediyor. Elbette, insanların kişisel
tercihlerine,alacakları hediyelere söyleyecek bir sözümüz olamaz. Ancak, olayın
resmi kurumlarda toplu hediyeleşmeye dönüştürülmüş olmasını yadırgıyorum.
Yılbaşı geldi diye okullarımızda kuralar çekilerek çocukları hediye almak
konusunda birbirleri ile eşleştirilmesini doğru bulmuyorum. Ayrıca aynı
duyarlılığın dini bayramlarımızda hatırlanmıyor olunması yabancılaşma ve
kültürel erozyonun bir ifadesi değilse nedir
Hemen belirteyim ki bu tür kampanyaları gündeme getirenlerin
inançlarını sorguluyor değilim. Ancak, yılbaşı hediyeleşmesi okullarda ve
kurslarda, hatta çeşitli kurumlarda toplu merasimlere dönüştürülmesini
anlamakta güçlük çekiyorum. Kaldı ki, bir kişi bir başkasına hediye verecekse
bunun emir komuta zinciri içinde yapılamasının mantığı yoktur. Hediyeleşmek
gönül işidir. Bunun yanında bir sevgi alışverişidir. Öğrencilerin ve
kursiyerlerin arkadaşları ile
hediyeleşmesi güzeldir. Ancak, bunun bir de ekonomik boyutu var. Veliler ekonomik
durumlarına göre çocuklarının arkadaşlarına hediye alırlar. Değer bakımından
düşük olan hediyenin sahibi çocuk diğerleri yanında psikolojik olarak sıkıntıya
da düşebilir.
Bu bakımdan hediyeleşmenin resmileştirilmemesi, insanların
kendilerine bırakılması gerekir. Kaldı ki, yaş günü, anneler günü, babalar
günü; sevgililer günü gibi kapitalist sistemin çarklarının rahat dönmesini
sağlamının ötesinde hiçbir hedefi olmayan günler icat edilmiş, toplum bu günler
yaklaştığında istemese de kendini hediye almaya mecbur hissediyor. Çünkü,
insanlar birbirlerine aldıkları hediyeyi soruyorlar. Kısacası bugünler
vesilesiyle kapitalist sistem insan üzerinde mahalle baskısı oluşturuyor. Aynı
durum yılbaşında daha da yaygınlık kazanıyor. Diyebiliriz ki toplumlar kapitalist
sistemin çarklarını döndürmekle görevli birer malzeme durumuna düşürülüyor.
Netice itibariyle insanların hediyeleşmesi çoğunlukla sevdiklerini mutlu etmek
için değil, mahalle baskısına direnememeye dayanıyor. Özetle insanımız kültürel
erozyon ve yozlaşmanın çarkları arasında kıvranıp duruyor.