İki hafta önce Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın Cuma günü Ankara Hacı Bayram Camii’nde kıldırdığı temsili Cuma namazında verdiği hutbede İslam’ın zina ve eşcinselliği yasakladığına ilişkin ifadeleri, toplumu ayrıştırmak, Müslümanların dini değerlerine ve kimliklerine saldırmak için fırsat kollayan “sözde çağdaş” Ankara Barosu, İzmir Barosu ve İnsan Hakları Derneği gibi laiklik histerisiyle yatıp kalkan zavallıları çıldırtıverdi. Ankara Barosu yaptığı açıklamada, “Sesi çağlar öncesinden gelen ses” ifadeleriyle İslam’a ve Müslümanlara hakaret eden ifadeler kullandı.
Bu tartışmanın en önemli yerinde kuşkusuz AK Partili Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hükümeti durmaktadır ve hiç kimse bu hazin gerçeği inkâr edemez. Zira Avrupa Birliği müktesebatına uymak ve uydurulmak üzere toplumumuzun genetik kodlarında değişiklik yapmayı mübah ve meşru kılan tüm sapkınlıklara göz yummayı gerektiren İstanbul Sözleşmesi maalesef çok açık bir biçimde karşımızdadır. Ali Erbaş’ın İslam’ın bu açık emrini tebliğ etmekten başka bir amacı olmayan hutbesine destek çıkan hükümet yetkililerinin, öncelikle bu sapkınlıklara göz yuman sözleşmeyi tarihin çöplüklerine göndermeleri, yırtıp atmalarını sağlamaları gerekiyor. Zira toplumun en temel unsuru olan aileyi yaralayan, nikâhsız birlikteliklerin önünü açan, evlenmelerin önünü tıkayan bu sözleşme toplumumuzu ayakta tutan ahlak ve maneviyat değerlerimizi ortadan kaldırmak için her türlü fitneyi ortaya koymaktadır. Her zaman gündeme getirdiğimiz gibi toplumları yıkan, yok eden, tarih sahnesinden silen şey ne siyasi, ne ekonomik, ne de kültürel unsurlardır… Toplumları yok eden öncelikle ahlakın ifsad edilmesidir, maneviyat kolonlarının yıkılmasıdır… Dinler tarihinde ve yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bunun en açık örnekleri açık ve beliğ şekilde bizlere aktarılmıştır. Allah (c.c.) nice kavimleri ahlaksızlıkları dolayısıyla yok etmiştir…
Prof. Dr. Cevat Akşit hocamızla yaptığımız bir röportajımızda hocamız bize müminin alameti farikasının, “Kötülüğü önleyip, iyiliği emretmesi” olması gerçeğini açıkça ifade etmişti. Hocamız, “Eğer bunu yapmazsa, hoş karşılarsa suça ortak olur. Lut kavmi büyük sapıklık içinde. Allah (c.c.) Cebrail’i (a.s.) göndermiş oraya… ‘Batır’ demiş… Gitmiş bakmış ki Cebrail (a.s.) 80 bin kişi teheccüd kılıyor. Dönmüş gelmiş gözyaşlarıyla... Yarabbi bana bir görev verdin ama 80 bin kişi gözyaşlarıyla teheccüd kılıyor. Teheccüd namazı mecburi değil. ‘Git onların namazını kabul etmiyorum. Sapıklıklara engel olmadılar… Batır’ dedi ve batırdı…” ifadelerini kullanmıştı. İki cihan serveri peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz, “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurmaktadır. Allah (c.c.) Peygamberimize hitaben, “Sen ne güzel bir ahlak üzerinesin” buyurmaktadır.
Ömrü boyunca bu milletin ve ümmetin dirilmesi, ayağa kalkması, bir olması için ömrünü vakfeden Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın, yola çıktığı ilk günden itibaren, “Önce ahlak ve maneviyat” sloganını Milli Görüş erlerine düstur edindirmeye çalışmasındaki hikmeti bugün çok daha iyi anlayabiliyoruz.
Maalesef, özel televizyonların hayatımıza girdiği son 30 yıldır, hiçbir edep kaygısı olmayan, iffeti değil şehveti başrole koyan dizilerle her türlü ahlaksızlıklar senaryo kılıfı ile gözümüzün içine sokuldu. Magazin furyalarıyla “nerde sabah orda akşam” mantar hayatlı tiplerin özel hayatları üzerinden topluma biçim verilmeye, kimlik edindirilmeye çalışıldı. Mahremiyet kurcalamaktan başka bir iş yapmayan programlar baş tacı edildi, reyting rekorları kırdı.
Maalesef geldiğimiz noktada bizi biz yapan tüm değerlerimiz yok edildi. Hâlâ da yok edilmeye devam ediliyor…
Maneviyat kodlarını yüce dinimiz İslam’dan alan toplumumuzun acil şekilde yeniden bir dirilişe ve silkinişe ihtiyacı var.