Yaz bütün anlam ve ayrıntısıyla yanı başımda; yaşamıma sinmiş hükmünü sürdürüyor. Hayatın üstkurmacası olan kader; insanın kendi hakikatini sosyale çevrimleştirmede özgür iradesini cüzi kompartımanlara ayrımlaştırarak hüküm altına alıp kayıt argümanlarını çalıştırıyor. İnsanın sorumluluk duyargası en verimli veya verimsiz titreşimde vicdani durmalıdır. Kendi kör noktası ile yetinmeyecek kadar ileri gidip zarafete mutlaklık yüklenmesi dinmeyen bir yaranın sızlamasıyla alakalıdır zannımca. O yara yeryüzü macerasının karşılığıdır bir bakıma. Dünyada olmak bu yüzden insanı hem keramet hem de cüret ayracında hüzünlendirirken sevinç de yaşatır bir yandan. Yaşanmış güzelliği özlemek âdem ırsiyetinden olduğumuzun kanıtıdır bana kalırsa. Bir damarı sürekli çoğaltarak ferahlayabilecek zemini tarihsel bağlamdan koparmadan -ki bunun mümkünü yok- sahnedeki rolün gerekliliğini aslına uygun gerçekleştirebilmek; insan yalnızlığının hem gerekçesi hem de sonucudur. Somutlanmamış soyut gerçek dışı olmakla kalmaz; görmediğine inanmamak gibi bir tehlikeye de sebep olabilir. O yüzden hakikatin soyut olduğuna inanıyorum; somutu devre dışı bırakmadan. Dünyada her şey somuttur. Zıddı ile kaim olmayan yok; yaradılış gerçeği itikadınca. Çünkü insan, kendisine inandığı kadardır. Zaten buradan bakarsak insan aynadır. Kendi içine kıvrılan duyarlığın, aynı zamanda dış tezahür korelâsyonudur. Somutlanmış soyutun ta kendisi. Somut görme ile alâkalıyken soyut inanmayla alâkalıdır. İnanma derken, inanmak da somuta çevrimleşiyor. Örneğin sevinen insanın etrafına neşe yaydığını bizzat görürüz. Ya da üzülen insanın üzüntüsünü...

Bir yol ayrımındaki levhada imgeler ve simgeler büyük önem arz eder. Öbür dünya duygusuyla bu dünyada yaşamak gibidir. Her gün biraz daha mavera özlemi...

Yeni bir yolculuğa çıkmak yolun ehemmiyeti oranında olgunlaştırır insanı. İnsana insanlığını hatırlatır, terbiye eder, yordam öğretir. İnsanın bu dünyadaki gücenmişliğini yazıya tahakkuk ettirebilir. Hemen hemen her gün haber bültenlerinde bir cinayet haberi yer alırken, üstelik bu cinayet aile içinde cereyan ederken; kızı annesini, annesi evladını, kocası karısını, kardeş kardeşini öldürürken insanın dünya sıkıntısı artıyor; aklımın sınırları zorlanıyor. Dehşete düşüyorum; nasıl yapabilir, yapıyor diye. Sosyal çürümenin bireyin ruh dünyasına ait sağlam dokuya verdiği derin çatlaklar her geçen gün etkisini daha da artırıyor. Bunalım meydanlardan caddelere, caddelerden sokaklara ve oralardan da evlere kadar girdi. Böylesi ağır bir hercümercin tek sorumlusu olduğunu söylemek, işaret etmek ve göstermek biraz safdillik olur sanırım. Sorumluluk, insan olarak hepimizindir.

Bu ve benzeri durumların yaşanmaması için ruhu dingin, vicdanı duru ve kalbi pak nesiller yetişmeli değil miydi İç seyahatlerimiz insanın dünyada duruşuyla sahih olmalı değil miydi Dünyada duruş bizi öbür âlem çağrışımlarına vardırabilirdi. Bizi bir hesap günü olduğuna kesinkes inandırırdı. İnandırıyor. İnsan olmaklığımızın farkı, yaşama topyekûn vicdan muhasebesi mesabesinden bakmamızdır.

Buradan hareketle; kitap okumak ve yazmak (her türü için; şiir, hikâye, deneme, roman vd), biraz daha insan olduğumuz anlamına geliyor benim için. Çünkü çıkar amaçlı okumanın meslek edinmeyle ilgisi vardır. Meslek edinmek ayrı konunun içeriğidir.(Kitap okumak konusunda, ileride daha detaylı yazılarımız olacaktır.) Bir insanın okudukça insanlığının gelişeceğine inananlardanım. Benim bütün okumalarım; oku emr-i ilahisini daha derin algılayabilmek, daha geniş düşünebilmek ve daha güzel görebilmek içindir. Çünkü oku emr-i ilahisi eşref-i mahlûkat olan insana bahşedilmiş bir anahtar şifresidir.

Sevgili dostlar;

Bu köşede, hayatta eski ama eskimez olan, insan yaşamında olması gereken fakat kaybedilmiş/kaybettirilmiş veya sonradan kazanılarak sadır olan sosyal, kültürel ve edebi (edebiyatla ilgili) mevzuları içtenlik gözü bakışıyla deneme tarzında kaleme getireceğim. Konu repertuarımız geniş bir yelpazede olacak İnşallah. Bundan böyle, Allah nasip ederse, her hafta Cumartesi günü yüreğinize, dostluğunuza ve insanlığınıza misafir olacağım.

Bismillah.

Ya nasip.