Yeni bir dünyanın kurulamayacağını düşünen, peşin peşin mağlubiyeti ve teslimiyeti kabul etmişlerden değilim elbette. Başlığı soru şeklinde atmamın sebebi öncelikli olarak yeni bir dünyanın kurulmasına olan ihtiyacın hatırlanması gerektiğini düşünüyorum.

Yıllardan beri bazı ülkeler yenilmez ve yıkılmaz kabul edilmiştir. Böyle olunca da ister istemez kültürel, siyasal ve askeri teslimiyet kaçınılmaz olmuştur. Emperiyalist güçler de bu havayı oluşturduktan sonra dünya üzerinde istedikleri gibi at koşturmaya başlamışlardır. Halbuki geçmiş hatırlandığında görülür ki, en güçlü görünen ülkeler bir anda yıkılıp gitmişlerdir. Bugünün emperyasitleri de geçmişte kalanlardan pek farklı değildirler.

Söz gelimi, İsrail kurulduktan sonra komşuları ile girdiği çatışmalardan hep galibiyetle çıkmıştır. Neticede artık komşuları küresel propagandanın da etkisiyle İsrail ile başa çıkılamayacağını psikolojik olarak kabul etmişlerdir. Halbuki İsrailin galibiyetinin çeşitli sebepleri vardı ve bu galibiyetin özünde teknoloji ile ABD ve İngiltere gibi ülkelerin desteği önemli rol oynuyordu.

Bu arada İsrail ile savaşa tutuşanların galibiyete inançsızlığı ve işi ciddiye almamaları da unutulmaması gereken bir gerçekti. Halbuki, en güçlü sanıldığı bir noktada İsrail Lübnanda Hizbullah karşısında öylesine bir şamar yedi ki ne olduğunu kendisi de anlayamadı. Niçin devletleri birkaç günlük savaşlarla saf dışı bırakan İsrail, Hizbullah karşısında bocalamış, saldırılarını durdurmak zorunda kalmıştır

Bunun en önemkli sebebi Hizbullahın inancı ve ülkesini savunmada gösterdiği gayrettir. Bu bakımdan önemli olan emperyalistlerin gücünden çok, karşılarındakilerin içinde bulunduğu durumdur. Ekonomik, sosyal, kültürel ve askeri durum ve en önemlisi de içselleştirilmiş bir inanca sahip olmaktır.

Yeryüzünde yenilmez güç olamayacağını anlamak için 4 yılını tamamlamış olan Irak işgalinde yaşananları iyi değerlendirmek gerekiyor.

ABD ve yandaşları tarafından Irakın işgali sanılandan çok kolay oldu. Hatta tüm dünya Saddam güçlerinin hiçbir direniş gösterememesi karşısında şaşkına döndü. Çok geçmeden anlaşıldı ki, ABD işgalden çok önce Saddam yönetiminin önemli adamları ile ordu komutanlarını teslim almış. İşgal ile birlikte başsız kalan orduların bir direniş sergilemesi de zaten mümkün olmazdı. Yani ABD Irakı güçlü olduğu için değil, birtakım hainlerin işbirliği sebebiyle kolayca işgal etmiş oldu.

Ancak, Saddam devrilip, yakın zamana kadar Saddama bağlı oldukları sanılan gerçekte ise işgalcilerin işbirlikçileri devre dışı kalınca oluşturulan direniş güçleri geçen bunca zamana ve sayıları yüzbinlerle ifade edilen asker sayısı ve teknolojik üstünlüğe rağmen işgalcilere kök söktürmektedir. Denebilir ki giderek Irak, ABD için ikinci bir Vietnam haline gelmektedir.

İşgal öncesi ABDnin söyledikleri ile yaptıkları ayrı bir konudur. Bu yazıda üzerinde durmak istediğimiz husus hiçbir gücün yenilmez olmadığı gerçeğine dikkat çekmektir. Bunun için inanç ve ülke sevgisi yeterlidir. Bunu söylerken elbette askeri silah ve gereçlerin gereksizliğini savunuyor değilim. Nasıl ABDişgal öncesi havadan günlerce Bağdat ve diğer Irak şehirlerini vurmak suretiyle direnişi kırmaya çalışmış ve kırmış ise de gelişen olaylar havadan bomba yağdırmanın savaşın kazanılması için yeterli olmadığını göstermiştir.. Günlerce bomba yağdırdığınız topraklara askerinizi sevkedecek ve doğrudan hakim olmaya çalışacaksınız.. Bunu sağlayamadığınız takdirde başarı kazanmış olamazsınız.

ABD ve yandaşları 4 yıldan beri işgal ettikleri Irakın tümünü bir yana bırakın Başkent Bağdatın bile tamamında hakimeyet kurabilmiş değillerdir. Bu bakımdan mazlumların gerçek bir işbirliği karşısında yeryüzündeki hiçbir güç duramayacaktır. Yeter ki bu birlik ve beraberlik sağlanabilsin. Ruhlara sinmiş olan korku sökülüp atılsın. Kısacası Yeni Bir Dünya kurulduğu gün zalimlerin saltanatı son bulacaktır.