7 Haziran seçimlerinin ardından Meclis’te temsil edilen muhalefet partilerinin neyin olacağını değil de neyin olmayacağını millete gösterme çabaları AK Parti’ye yaradı. AK Parti 7 Haziran seçimlerinin ardından koalisyon hükümeti kurmak konusunda samimi bir yaklaşım gösterdi mi diye sorulacak olursa niyetleri okuma imkânımız yok derim. Ancak, millete koalisyon kurmanın zor bir iş olduğu, kurulsa bile ülkede istikrarın sağlanamayacağı görüntüsünün verilmesinde AK Parti de üzerine düşeni fazlası ile yaptı. Siyaset bir taktik savaşı ise 7 Haziran’dan 1 Kasım’a geçen süreyi lehine en iyi şekilde kullanan AK Parti oldu. Bunu kabul etmek gerekiyor.
Sonuç itibariyle AK Parti tek başına iktidar imkânını bir kez daha yakaladı. Ülkemiz ve insanımız açısından hayırlara vesile olmasını dilerim. Dış politika ve ekonomik uygulamalardaki yanlışları görüp, tekrarına imkân vermeyecek uygulamaların hayata geçirilmesi yerine, gündem yine Başkanlık sistemi ile kilitlenip muhalefet partileri de şimdiye kadar olduğu gibi “Erdoğan’ı Başkan yaptırmayacağız” anlayışında direnmeyi sürdürecek olurlarsa tek başına iktidara rağmen ülkemizde huzursuzluğun ve belirsizliğin süreceğini söylemek yanlış olmaz. Başkanlık sisteminin gündeme getirilmesi aynı zamanda yeni sivil bir anayasanın yapılmasının gündeme gelmesi demektir. Kaldı ki, AK Parti’nin millete baştan beri verdiği söz yeni bir sivil anayasa hazırlamaktır. Bu hususta zaman zaman harekete geçildi ama istenen sonuç alınamadı. Sonuç alınamayışının sorumluluğunu muhalefete atarak kurtulmak sanıldığı kadar kolay değildir.
Çünkü yeni anayasa hazırlamak tek başına iktidar olanlara daha fazla sorumluluk yükler. Bunun yanında, başkanlık sistemini de kapsayacak yeni bir anayasa hazırlanması Meclis’te temsil edilen muhalefet partilerinin kolay kabul edebilecekleri bir gelişme olmayacaktır. Çünkü geçmişte sergiledikleri tavır hep neyin olacağını değil, neyin olmayacağını göstermek üzerine bina edilmişti. Bu bakımdan AK Parti’nin yeni bir sivil anayasa hazırlanması hususunda Meclis’teki partilerden en azından birisi ile birlikte hareket etmesi gerekiyor. O zaman da ortaya çıkacak yeni anayasada ortak hareket eden parti kendi damgasının görülmesini isteyecektir. Böyle olunca da yeni anayasa hazırlanması ister istemez çıkmaza girmektedir. Söz gelimi devleti kutsayan, insanı ikinci plana iten bir anlayışın mensupları ile yeni sivil ve özgürlükçü bir anayasa yapmak imkânsız değilse de çok zordur. Öte yandan özgürlükleri her istediğini yapma, ülkeyi birbirine katma hakkı olarak gören anlayış ile de sivil ve özgürlükçü bir anayasa yapmak mümkün değildir. O zaman AK Parti mademki yeniden tek başına iktidar olmuştur, yola tek başına çıkmak, Meclis’te temsil edilen ve edilmeyen partilerin görüşlerine de alarak hazırlamak durumdadır. Yoksa geçmiş dönemde olduğu gibi tüm partilerle birlikte ortak bir anayasa hazırlamak iddiası, “Yeni anayasa yapmaktan vazgeçtik” demek anlamına gelecektir.
Gelinen noktada toplumun yeni bir anayasa hazırlama söylemleri ile oyalanması, dönem bittiğinde başlangıç noktasında kalınıp, yeni seçim kampanyasının da yeni bir anayasa hazırlanacağı söylemleri üzerine bina edilmesi samimi bir yaklaşım olmaz. Seçimlerden tek parti iktidarı çıkmıştır ama tek partinin yeni bir anayasa hazırlamasını sağlayacak çoğunluk çıkmamıştır. Ama yan desteklerle bu iş sonuçlandırılabilir. Ancak, yeni sivil ve özgürlükçü bir anayasa hazırlamaktan söz ederken Başkanlık sistemi öncelikli konu haline getirilirse ne yeni bir anayasa hazırlanabilir ne de Başkanlık istemine geçilerek istenen sonuca ulaşılabilir. Bu bakımdan AK Parti yeni dönemde tek başına iktidar oluşuna bakarak uzlaşmacı bir yaklaşımdan uzaklaşacak olursa ülke yeniden gergin bir ortama sürüklenebilir ki, buna zemin hazırlamamak gerekir.