Yavuz un musahibi, danışmanı, sırdaşı, nedîmi Hasan Can,

hastalığı boyunca da yanından ayrılmadı. Geceleri onun yatağının yanına oturdu.

Yavuz, bazen Hasan Can ın ellerini ellerine alır, bazen ayaklarını onun

dizlerinin üzerine koyardı. Yarasına ilaç konulacağı vakit, sırtını Hasan

Can ın göğsüne yaslardı. Çünkü sırtını dayayabileceği sırdaşıydı o. Gözüydü

kulağıydı. Cerrahların vücuduna yaptıklarına baktırdığı. Tilavet ve telkin

gereklerini ondan dinledi padişah. Son nefesine kadar yanındaydı. Durumu iyice

fenalaşınca, Hasan Can a sordu:

- Bu ne haldir Hasan Can

- Sultanım Cenab-ı Hakk a yönelip, Allah ile beraber olma

zamanıdır.

- Bizi bunca zaman kiminle beraber bilirdin Cenâb-ı

Hakk a teveccühümde bir kusur mu müşahede eyledin

- Hâşâ, Bir an bile padişahımı Rahman a yönelmekten boş

bulmuş değilim. Lakin bu zaman başka zamana kıyas olunmaz. Bu cihetten tembihe

ikdâm ve te kide ihtimam eyledi. dedi Hasan Can. Bu konuşma yüzlerce yıllık

yoldan günümüze ulaştı ve tarihe kayıt düşüldü Yavuz Sultan Selim her zaman

Allah la beraberdi diye... Allah tan bir an bile ayrılmadığını diliyle tasdik

eden bu nurlu sultan bir süre sonra Hasan Can dan Yasin okumasını buyurdu. Sabaha

karşıydı. Yüce buyrukları gereği Yasin i okumaya başladı. O okudu Sultan

tekrarladı. O okudu Sultan tekrarladı. Böylelikle bir kez Yasin i okuyup

bitirdiler. İkinci kez tekrar baştan Yâsin i okudu Hasan Can. O da okudu.

Selamün kavlen min Rabbirrahîm: Onlara Rahîm olan Rabb in söylediği selam

vardır âyetine geldiklerinde dudakları bu âyeti söyledi, elleri Hasan Can ın

ellerinde sağ şehadet parmağını kaldırıp, geride kalan parmaklarını sıkıp, her

zaman beraber olduğu Allah ına kavuştu. Hasan Can ın oğlu Hoca Sadeddin

Efendi nin: Gözün yumdu temaşâ-yı cihândan / Ferâgat buldu gavga-yı zamandan

mısralarıyla anlattığı gibi 21 Eylül 1520 günü elemlerle dolu fani dünyadan

ebedi dünyaya salındı gitti.

Hemen çadırda kargaşa çıktı. Herkes çırpınıyordu. Ama

çırpınmanın zamanı değildi. Bunu Hasan Can önledi. Çok çabaladı ve gereken

tedbirleri aldı. Pîrî Paşa da geri kalan önlemleri tamamladı. Askerden

padişahın ölümü saklandı. Ta ki babasının vefatını bildirip, acele gelmesi için

kendisine ulak salınmış olan Şehzade Süleyman ın Manisa dan İstanbul a gelerek

tahta çıktığı haberi buraya ulaşana kadar.

Mübarek Naşı Yıkanırken Yaşanan Hayret Verici Bir Olay

Askerlerin olayı duymamasına ihtimam gösterilerek alınan

önlemler işe yaradı. Ordu padişahlarının öldüğünü duymadı. Oysa çadırda Hekim

Şah Kazvinî, Hekim İsa ve Hekim Osman isimli ünlü tabibler sultanın gasl işiyle

meşguldüler. Yıkama sırasında Yavuz Sultan Selim in iki kere sağ eliyle setr-i

avret ettiği şaşkınlıkla gözlediler. Orada bulunanlar hayretlerinden tekbir ve

salâvat getirdiler. Boşa değildi bu olanlar. Allah la her daim beraber olanı

Allah da utandırmaz. O asrın müceddidi idi. O Allah dostların dostu, Allah

dostuydu. O Hâdimü l- Haremeyn, o halifeydi.

Sonra, oradakiler çadırda, cenaze namazını eda edip,

bozulup, kokmaması için; dualarla, ölüm döşeğinin serili olduğu yer kazılarak

emaneten oraya defnettiler gizlice.

Şehzade Süleyman ın tahta çıktığı haberi ulaştığında da

durumu askerlere Pîrî Paşa bildirdi. Feryadı figan başladı. Pîrî Paşa, Hazine-i

Âmîre arabalarını mühürleyerek Mustafa Paşa ya teslim etti. Sonra beklemeden

İstanbul a gitti ki yeni padişahın tahta çıkma töreni yapılsın. Geride kalanlar

Ferhad Paşa ya emanetti. Ferhad Paşa gerekenleri yaptı. Defnedildiği geçici

mekândan çıkarılan yüce sultan arabaya konup, gözyaşlarıyla İstanbul a dönüldü.

İstanbul a ulaşıldığında Edirne Kapısı karşısındaki meşelikte kendilerini oğlu,

Sultan Süleyman Han beklemekteydi. Arabadan alıp sultanı tabuta koydu. Uzun

zaman tabutun altına girerek omuzunda taşıdı babasının naaşını. Temcid, tekbir

ve Tevhid sadalarıyla Fâtih Camii ne kadar gelindi. Orda Yavuz Sultan Selim in

cenaze namazını Zenbilli Ali Efendi kıldırdı. Sonra yüce sultan Mirza Sarayı

denilen yere defnedildi. Daha sonraki zamanlarda burada oğlu Kanûnî Sultan

Süleyman, babasının planını çizdirip, inşaatını başlatıp da tamamlamaya ömrü

yetmediği inşaatı tamamlamıştır. Burada Yavuz un adını taşıyan bir cami ile bir

türbe, medrese, dârüşşifâ (Hastane), dârüzziyâfe (ziyafethane) ve imaret

yaptırmıştır. Bugün çok şükür ayakta olan bu külliye Sultan Selim Camii ve

Külliyesi adıyla anılmaktadır. Fatih İlçesi nin Yavuz Selim semtindeki

Çukurbostan da Haliç in dik yamaçları üzerindedir. Yavuz Sultan Selim in

vasiyeti de yerine getirilmiş ve çamuru ile muhafaza edilen hocası

Kemalpaşazâde nin kaftanı sandukasının üzerine örtülmüştür.