Mısır seferi esnasında ordunun birtakım masrafları için

hazineden henüz para ulaştırılamamıştı. Bu sebeple de zengin bir tüccardan borç

alınmıştı. Defterdar, daha sonra hazineden gelen paradan tüccardan alınan borcu

takdim etmek isteyince, tüccar defterdara şöyle bir teklifte bulunur: Benim

servetim çoktur ve bir oğlumdan başka kimsem de yoktur. Eğer kabul ederseniz,

size borç olarak verdiğim o parayı hazineye bağışlayayım, buna mukabil siz de

benim oğluma devlet kapısında bir iş verin, onu askerlik sınıfına alın.

Defterdar tüccarın bu talebini Yavuz Sultan Selim e arz edince, o son derece

öfkelenir ve defterdara haykırarak şöyle der: Para ile asker yazılmaz, kanun-u

kadim bozulmaz. Bana getirdiğiniz şu usulsüz ve çirkin teklifinizden dolayı

yemin ederim ki, seni de teklif sahibini de katlettirirdim; fakat Sultan Selim,

insanların parasına tamah ettiği için tüccarı ve defterdarı öldürttü

demelerinden çekinirim. Çabuk bezirgânın parasını iade edin ve bir daha

huzuruma böyle kanuna uygun olmayan tekliflerle gelmeyin. Sultan ın bu

tavrının ardından yapılan tahkikatta bezirgânın bir Yahudi olduğu tespit

edilmiş ve o tüccar devlet merkezinden de uzaklaştırılmıştır.

Sin Şın a Girince

Sultan Selim Han, Şam da, Kemalpaşazâde ile birlikte;

Muhyiddin-i Arabî nin bir risalesini incelerken bir cümle takılır gözlerine:

İzâ câe s-sîn dahale ş-şîn azhar bi merkadi l-mim: Sin Şın a girdiğinde

mezarım belli olur. Bu cümleyi devrin ünlü âlimi Kemalpaşazâde yorumlar:

Padişahım, sin den murat Selim Han dır yani sizsiniz. Şın dan murat ise

Şam dır. Azhar bi-merkadi deki mim harfiyle de anlatılmak istenen

Muhyiddin dir yani Muhyiddin-i Arabî Hazretleri. der. Bu yorumu hayretle

dinleyen sultan o gece dua ederken Arabî Hazretlerinin ruhundan yardım ister.

Rüyasında Muhyiddin-i Arabî Hazretleri kendisine müjdeler vererek: Ya Selim,

senin gelmeni gözlüyorum ve seni bekliyordum. Safa geldin. Mısır gazan müyesser

oldu. (Sana kolaylaştı). Bunu sana müjdeliyorum. Sabahleyin uyanınca dışarıda

siyah bir at göreceksin. Ona bin. O at seni bana getirir. Beni bu mezbelelikten

kurtarıp, bana bir türbe yaptırarak bu Salihiye mevkiini de imar et. Burada bir

âsitâne, bir cami, medrese, bir imaret bir hamam ve mahkeme inşa et. Yürü işin

rast gidip, Mısır fethin müyesser ola! der. Heyecanla uyanan Yavuz Sultan

Selim, dışarı çıkar. Hemen siyah bir at getirilmesini ister. Fakat buluna

buluna siyah uyuz bir saka (sucu) beygiri bulunur. Yavuz ona biner ve

dizginlerini boşa salar. Beygir, Yavuz u mezbelelik, çöplerle dolu bir yere

getirir. Sonra durur ve eşinir. Eşindiği yer kazılınca büyük bir taş bulunur.

At eşinmeyi bırakarak dile gelir. İşte hizmetimi yerine getirdim. der. Yavuz

ortaya çıkan taşa bakar ve buranın Muhyiddin-i Arabî nin mezarı olduğunu anlar.

Hemen orayı askerleriyle beraber temizlemeye koyulur. Oraya gerçekten bir

türbe, bir tekke, bir cami, hastane, imaret, medrese, fırın, aşevi ve han,

hamam yaptırır. Hatta orada yaptırdığı camide ilk Cuma namazını kılmadan

Şam dan ayrılmaz. Burada Muhyiddin-i Arabî Hazretlerinin aziz hatırasına bir

vakıf tesis eder. Bu yer Şam da Osmanlı nın yaptırdığı ilk vakfiyedir.

Filistin in Kayseriye şehrindeki bir ipek imalathanesini ve Şam daki değirmen

ve bazı dükkânların gelirlerini de buraya bağışlar. O günden sonra burada

hastalar muayene olur, gençler ilim alır. İnsanlar ibadet eder, temizlenir,

paklanırlar. Yolcular konaklarlar. Yapılan mahkemede pek çok uyuşmazlık çözüme

bağlanır. En önemlisi de fakir halk bu imarethanede pişen yemeklerden yer. Hem

de her gün. Bu imarette yani aşevinde sabah-akşam olmak üzere her gün 40 okka

koyun eti kullanılarak, iki keyl (kile, tahıl ölçeği) çorba, 800 ekmek, 200

tabak yemek çıkarılıyordu. Bunlara ilaveten mübarek gecelerde ve Ramazan ayında

da 300 okka saf tereyağı, 900 okka bal, 150 keyl pirinç, 50 okka tatlı ve

benzeri yiyecekler fakir halkın doyurulması, kimsesizlerin yüzünün gülmesi için

sadaka-i cariye olarak vakfedilmiştir.

Sert Kabuğun Altındaki Şefkatli Kadirşinâs ve Duygusal

Padişah

Sultan Selim, seferlerden vakit buldukça etrafındaki

âlimlerle fikir alışverişinde bulunur, okumalar yapar, inceleme-araştırma ile

meşgul olurdu. Mısır daki ikameti esnasında Hint ve Çin haritalarını

yaptırmıştır. Yavuz un Mısır seferi esnasında kaptanıderyâ Câfer Bey

kumandasındaki filoda bir gemi reisi olan bizim ünlü denizci ve haritacımız

Pîrî Reîs (ö.960/1553), Kahire de h.919 m.1513 tarihli ilk dünya haritasını

çizerek padişaha takdim eder. Mısır dan İstanbul a gelinceye kadar İbn

Tağrîberdî nin en-Nücûmü z-zâhire isimli eserini ünlü tarihçimiz

Kemalpaşazâde ye tercüme ettirmiş ve tamamının bitmesine sabredemeden her biten

tercümeyi biter bitmez alarak bu tercümeleri okumuştur. Yavuz Sultan Selim,

âlimler ve şairler ile yaptığı hususi sohbetlerinde devlet işlerinde olduğunun

aksine güler yüzlü ve müsamahakâr idi. Sadeliği sever ve sade yaşardı,

kendisine has Selimî tabir edilen bir kavuk giyer, ağzından çıkacak her sözün

itiraz edilmeden yerine getirilmesini arzu eden biri olmakla beraber, ikna

edici bir sözü de kabul ederdi. Tabii cesaretli ve padişahın sözüne ehemmiyet

verdiği kişilerdenseniz... Doğruyu söylemek pahasına kelleyi koltuğa

aldıysanız Ünlü Fransız tarihçisi Jean Louis Bacgue, Osmanlı İmparatorluğu

Tarihi adlı kitabın Osmanlı İmparatorluğu nun Doruğu Olaylar (1512-1606)

isimli makalesinde Yavuz Sultan Selim i şöyle tanıtır: Sert asker kabuğu

altında, hükümdar geniş bir kültür sahibiydi. Farsçadan okumalar yaparak bu

dilde başarılı şiirler yazıyordu. Yalnız başına yaşamayı seven ve sır vermez

bir kişiliğe sahip olan Selim, kararlarının çağdaşlarınca anlaşılıp

anlaşılmamasının kaygısında değildi

Her ne kadar bazı yabancı yazarlar kasten onu kan

dökücü olarak vasıflandırsalar da bunun gibi pek çok yabancı tarihçiler de

kendisine hayrandır. O aynı zamanda kadirşinas bir insandı. Yeri gelince

sinirlenir ama onun birine sinirlenmesi o kişinin kıymetini bilmemesinden

değildi. Kişileri çok iyi tartar, ne olduklarını çok iyi bilirdi. Vefalıydı.

Bazen âlim bir mücahidin kaybını Mısır fethine denk görecek kadar vefalı,

kadirşinas; , bazen de askerlerinin ortasına oturup onların ekmeklerini

paylaşıp yiyecek kadar mütevazı, bazen de korkudan vezirlerini tir tir

titretecek kadar gazablı, öfkeli Ridâniye Savaşı nda Memlüklüler Osmanlı yı

durdurmanın yolunu Yavuz u öldürmekte buldular. Padişaha suikast yapılacağı söylentileri

dolaşıyordu etrafta. Yavuz un casus teşkilatı çok güçlüydü. Memlüklüler in

nasıl bir savaş planı yaptıklarını ve nerede konuşlandıklarından haberdar olan

Yavuz, uçurulan bu bilgiler üzerine savaş planlarını değiştirdi. Ordusuyla

birlikte Mısır daki Mukaddam Dağını (Cebel-i Maktab) dolaşıp, arkadan kuşattı

onları. Oysa Memlüklüler Osmanlı yı öte taraftan bekledikleri için savaş

planlarını ona göre yapmış, toplarını geliş yönüne çevirmişlerdi. Yavuz,

Memlüklüler i şaşırttı Plan gereği otağın olduğu yerde bekleyen Hadım Sinan

Paşa (ö.922/1517) ve kuvvetleri Yavuz u öldürmek için harekete geçen fedailerce

şehit edildiler. Mısır alınmış ama Yavuz hüzünlüydü. Vezir-i azam Hadım Sinan

Paşa nın ilk ismi Yusuf olmasına ve Yusuf Peygamber e ve onun şehri Mısır a

telmihen bu acısını şöyle akıtmıştır beyitlerine:

Gerçi Yusuf un tahtına nail olduk ama Yusuf gibi sadık

ve cesur serdarımı aldırdık. (Yavuz Sultan Selim)

Sultanımız, yakın arkadaşlarına âlicenap ve fedakâr

arkadaşlarım diye hitap ederdi. Onun dostları da ona can u gönülden, samimiyet

ve sadakatle bağlı idiler. Arkadaşları da kendi gibi mutasavvıf, dindar ve âlim

idi. Onunla aynı fikirleri paylaşıyorlardı. Yavuz Selim saltanatın başına

geçince yakın arkadaşlarına makam teklifinde bulunmuşsa da onlar; Bizim için,

ila-yı kelimetullah uğrunda ve ittihad-ı İslam yolunda sizinle beraber olmaktan

daha büyük bir makam, şeref ve izzet olamaz. diyerek, makam ve mevkide

gözlerinin olmadığını, Allah yolunda onunla beraber yapılan bir cihadın her

şeye bedel bulduklarını söyleyerek ona bağlılıklarını ortaya koymuşlardır.

Yavuz Selim: Eğer bir sultanın, arkasını kollayacağı ve sırtını yaslayacağı

yetişkin kurmayları varsa, o sultan zaferden zafere koşabilir. diyerek

günümüzün liderlerine bu konuda yol gösterir.

O sert kabuğunun altında işte böyle bir lider vardır.

Ancak zaman zaman da esip gürlemektedir, kasıp kavurmaktadır hak edenleri. Ama

sadece hak edenler değil, herkes korkmaktadır ona laf söylemeye. Bunlardan biri

de Pîrî paşa. Asıl adı Pîrî Mehmed Paşa (ö.939/1532) olan bu zat tasavvuf ehli

bir âlimdir. Vezîrîâzamdır, en yüksek mevkidedir. Ama her gün ölüm korkusuyla

kelle koltukta yaşamaktadır. Bir gün bu durumuna isyan ederek padişaha:

Padişahım, önünde sonunda bir bahane ile beni öldüreceksin. Öldüreceksen beni

hemen bir an evvel burada öldür. Bir gün evvel beni bu korkudan kurtarman daha

münasiptir. diye üzüntüsünü dile getirir. Yavuz Sultan Selim bu sözlere bir

hayli güler. Sonra: Benim de isteğim de bu minval üzerindedir. Ben de seni bu

muradına kavuşturmak isterim amma velâkin şu an yerini tutan bir adam

bulunmaz. sözleriyle vezirinin yerini tutacak başka bir kimsenin olmadığını

ifade ederek hem kadirşinaslığını gösterir hem de vezirine iltifat edip, onu

yatıştırır.