Bugün Pazar…
Son günlerde üstad Necip Fazıl hiç olmadık yerinden vurulmaya çalışılıyor ya, hani!
Hiç duymayın, okumayın, umursamayın, kaale almayın, görmeyin…
Koltuklarınıza yaslanın ve üstadın şiirlerinin keyfine bakın…
İşte bir bukle…
Aç kapıyı
Aç kapıyı haber var,
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.
Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden.
***
Kaldırımlar
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi.
***
Zindandan Mehmed’e Mektup
Zindan iki hece, Mehmed’im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!
Kavuşmak mı .. Belki... Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu
Buradan insan mı çıkar, tabut mu
Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
…
Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
***
Beni kimsecikler okşamaz madem,
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!
Ayşe tatilde (!)
Necip Fazıl, Peyami Safa ve diğer bazı yazarlar geçmişte Başbakan Adnan Menderes’ten para istediler mi, istemediler mi
Bu yazarlara devlet kasasından ödeme yapıldı mı, yapılmadı mı
Ağzı olan konuşmaya başladı!..
Yazar Ayşe Hür’ün, Necip Fazıl’la ilgili tweetleri dikkatimi çekti…
Ayşe Hür, Necip Fazıl’ın siyasi kişiliğine ve hayatına dair ipe sapa gelmez iddiaları bu vesile ile sıraladı.
Nasıl olsa atış serbest…
Son dönemlerde ‘tarihçi’ler türedi, ya!
Pelin Batu bile tarihi konularda ne ahkamlar kesti TV ekranlarında, hatırlayınız…
Ayşe Hür de işte böyle bir tarihçi mi
Asılsız iddialarla Necip Fazıl’a yüklenen Hür, Üstad’ı darbeyi alkışlayan şahıs olarak bile lanse etti.
Bu sözlerine tepki gelince de kendini, “Atatürkçülüğü eleştirirken İslamcılar beni el üstünde tutuyorlardı.” diye savundu. “Necip Fazıl siyasi kimliğinde müthiş defoları olan bir insan. Onu ön plana çıkarmak yerine kişisel noktadan girmem hataydı.” diyen ünlü tarihçinin (!) söylediklerine bakın, hele…
“Necip Fazıl son yıllarda aziz mertebesine çıkarıldı. Çünkü hem Başbakan, hem Cumhurbaşkanının saygı duyduğu bir kişi. Büyük Doğu ekolünden yetişmişler. Böyle koruma altında olan birinin defoları hakkında çıkıp konuşmak kolay bir şey mi 1934’te bir şeyhle tanıştıktan sonra kadın, kumar ve içkiyi geride bıraktığını söylüyor ama öyle değil. 1951’de kumar baskınında yakalandığına dair bir gazete küpürü var. Atatürk’ü öven sözleri mi istersiniz, Menemen olayından sonra rejimi öven yazılarını mı istersiniz, Büyük Doğu’nun bazı sayıları Atatürk övgüsü yapan kapaklarla çıkmıştır mesela... Askeri, militarizmi öven sözleri vardır. Bence bunlar daha ayıp. 27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü öven sözleri var.”
Tamam…
Dilin kemiği yok, bunları söylemek kolay da…
İnsana sormazlar mı; peki ama nerede belgeleri
Bir de;
*Diyorlar ya hani; Necip Fazıl şu kadar para almıştır! Peki Yahya Kemal Beyatlı ve Nadir Nadi bu işin neresinde
Bir de üşenme de bunu da araştır bir zahmet, Ayşe hanım!
NOT: Bugün 6 Ocak 2013, Pazar. İktidar, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Du bakali n’olacak Takipçisiyiz…