Şüphesiz haber verilen kıyamet alametlerini yaşıyoruz. Yoğunlaşan bu alametler ahir zaman diliminde ve devresinde yaşadığımızı ortaya koyuyor. Ama bu alametlerin neresindeyiz veya hangi bölümünde ve kısmında yaşıyoruz Günlük hay huy içinde pek de dönüp kendimizi gözden geçiremiyor ve ebedi değerler karşısında durumumuzu muhasebe etmiyoruz. Bundan dolayı dönem olarak ve zaman olarak ahir zaman veya kıyamet öncesi süreçte yaşasak da psikolojik zamanımız çok farklı. Henri Bergson’un ifadesiyle, bu süreçte zamanı, hakikat düzeyinde değil de algı düzeyinde yaşıyoruz. Buna gaflet düzeyi de diyebiliriz. İnsanoğlu gaflet olmasa idi dünyayı asla imar etmez ve bu da hikmete uygun düşmezdi. Zira Allah insanı ne melek ne de hayvan boyutunda yarattı. İki statik boyut arasında; arşla arz arasında, melek ile hayvan arasında kâh melekleşen kâh hayvanlaşan dinamik bir varlık olarak yarattı. Hayatı gafletle örüldü. Gafletin ziyadesi, bozulmayı da beraberinde getiriyor. Bu da çözülmeyi ve yok olmayı hızlandırıyor.  Denildiği gibi, gafletin çoğu zarar azı karardır.  Kıyameti tetikleyen temel unsur da gaflet ve dinde hafiflik ve laubaliliktir.  Deccal ve Yecüc Mecüc gibi felaketlerin çıkmasının temel nedeni insanların bozulması ve dinden uzaklaşmasıdır.

Gündelik hayatımızda kıyamet alametlerinin her türlüsünü görüyoruz. Bunları kanıksadığımız için bize rahatsız edici veya ürkütücü gelmiyor. Lakin bu bildik alametlere yenileri ekleniyor. Bunlardan birisi Yecüc ve Mecüc’ün içerek kurutacakları ileri sürülen Ölü Deniz veya Taberiye Gölü’nün Aral Gölü gibi giderek kurumasıdır. Temim de Dari’nin Cessase hadisinde bir adada rastladıkları bağlı ve kıllı adam (Deccal) Taberiye Gölü’nün kuruyup kuramadığını soruyor. Ve kuruyacağını haber veriyor. Taberiye Gölü’nün kuruması hem Deccal hem de Yecüc ve Mecüc çağının zuhur alametlerinden biridir. Taberiye Gölü yıllardır kuruyor ve 27 metre alçaldığı haber veriliyor. Bu da Deccal’ın zuhurunun mukaddimesi olarak sayılıyor. Bu kurumayı önlemek için İsrail, Ramallah Yönetimi ve Ürdün arasında üçlü bir anlaşma imzalandı. Buna göre, Kızıldeniz’den Ölü Deniz’e su takviyesi yapılacak. Bununla birlikte bu haliyle devam ederse Taberiye Gölü’nün 2050’ye varmadan kuruyacağı varsayılıyor. Bu hesap üzerine söylemek gerekirse, o zaman Deccal meselesi ve Yecüc ve Mecüc meselesinin zuhuru ve tamamlanması 35 yıl içinde olup bitmelidir. Esbap düzeyinde değişim tahakkuk düzeyinde de değişimi beraberinde getirir.

*

İkinci yeni alamet ise mevsimlerin değişmesidir. İklimde devran değişiyor. Arap dünyası iki bin yıl öncesine dönüyor. Peygamberimiz Arafat Dağı’nın kıyamet öncesinde bağlık bahçelik olacağını haber vermiştir. Son yıllarda Suudi Arabistan Yönetimi burasını yeşillendirdiği gibi gıda da kendi kendine yeterli olabilmek için çölde bazı bölgeleri ekim ve dikime evleşirli hale getirmiş ve gıda ve özellikle buğday üretimini artırmıştır. 2000 yıl önce Libya ve Mısır Bizans ve Roma İmparatorluğu’nun tahıl ambarıdır. Şimdi Mesih’in nüzulü arifesinde Arabistan acaba Mesih’in doğduğu günlerdeki duruma geri mi dönüyor Son yıllarda dikkat çekici bir biçimde iklim şartları değişmiş ve Arap diyarına kar yağmaya başlamıştır. Elbette zaman zaman Kudüs, Ürdün, Lübnan Dağları vesaire yüksek yerler kar alsa da kar öteye geçemiyordu. Cezayir, Libya, Tunus, Mısır hatta Suudi Arabistan’ın bazı bölgeleri ve Bağdat’a kar yağması pek görülmüş bir hadise değildir. Bu nüzul döneminde, Hazreti İsa’nın doğduğu günlere geri dönmemiz anlamına geliyor. Bunun sadece Mesih’in nüzulüyle değil aynı zamanda Mehdi’nin zuhuruyla da yakından alakası var. Bir hadisi şerif nedeniyle kar yağışı kıyamet alametleri bahsinde hararetli yeni bir tartışmayı beraberinde getirmiştir. İbni Mace gibi hadis mecmualarında zikredilen, “Kar üzerinde sürünerek de olsa Mehdi’ye biat edin” hadisi doğrultusunda kar yağışı yeni bir tartışmayı alevlendirmiştir.

*

Hadisin tedai ettirdiği ve çağrıştırdığı hususlardan birisi şudur: Mehdi kışın mı zuhur edecek Hadisin sıhhatini teslim edersek (ki kimi muhaddislere göre Buhari ve Müslim’in şartlarında sahihtir), Mehdi’nin zuhuru kışın olacaktır. Hadisin ifadesinden anlaşılan anlam budur. Bu hadis bağlamında, Mehdi’nin kar alan bölgelerde zuhur edeceği de varsayılmıştır. Lakin yeni iklim değişikleriyle birlikte bu yorum biraz kıymetini kaybetmiştir. Zira Arabistan da kar almaktadır. Dolayısıyla Mehdi hadislerinin coğrafi yorumu değişmiştir. Yine de başka hadislere istinaden şimalde çıkacağına hükmedenler olmuştur. Özellikle anılan hadisin siyak ve sibakında şarktan zuhur edecek siyah bayraklılardan bahsedilmektedir. Bunu Abbasilere yoran ve dolayısıyla meselenin tarihselleştiğini söyleyenler varsa da Nefsüzzekiyye bahsinde olduğu gibi hâlâ bunun gerçekleşmediğini söyleyenler de vardır. Lakin Mehdi’nin siyah bayraklılarla alakası mekani değil, zamanidir. İkisinin de çıkışı aynı döneme denk gelecektir.  Dolayısıyla yeni iklim şartları ışığında Mehdi’nin zuhur yeri Ortadoğu ve yakın çevresi olarak taayyün ederken, zaman olarak da kışın çıkacağı ağırlık kazanmış oluyor. Ortadoğu’ya kar yağması kimileri tarafından Mehdi’nin zuhurunun yeni alameti olarak telakki ediliyor. Bu yoruma göre, tabir caizse Mehdi karın ayağına gideceğine kar Mehdi’nin ayağına gelmiş oluyor! Zaten hadislerde genelde Mehdi’nin zuhur yeri olarak Mekke, Medine vesair şehirler verilmektedir. Makam olarak da bugün Suriye’de savaşan en kanlı sahnelerinin cereyan ettiği Guta zikrediliyor. Onun saltanat otağı Şam ve Kudüs olacaktır. Mesih’in misyon makamı da yine Şam ve Babü’l Lüd bölgesidir. Suriye ve Filistin ya da eski adıyla buluşma ve faaliyet alanları Büyük Suriye’dir.