Birbirini takip eden öyle olaylar patlak veriyor ki,

ülkemizin esas sorunlarını düşünmeye ve tartışmaya imkan bulamıyoruz. Bazı

tartışmalar özellikle önemli konulardan dikkatleri başka noktalara çekmeye

yönelik olarak gündeme getirildiği içinde doğrusun söylemek gerekirse gerçeği

değil toplum gösterileni ve tartışılanı gündemine alıyor. Böyle olunca da esas

tartışılması gereken bozuk düzen iken bozuk düzenin tabii sonucu olarak ortaya

çıkan sorunlara saplanıp kalıyoruz. Halbuki bozuk düzenin tabii bir sonucu olan

sorunları tartışarak sorunlara gerçek çözümler bulmak mümkün olmaz. Çünkü,

sorunun temelini oluşturan düzene rıza gösterip boyun eğdikçe istediğimiz kadar

bir takım sorunları tartışalım ve çözüm teklifleri getirelim sonuç almak mümkün

olmayacaktır. Böyle olunca da alınan tedbirler pansuman tedavisi yapmaktan öte

geçmeyecek/geçmiyor. Kısacası sivrisineklerle mücadele edelim ama, bataklık

kurutulmadığı sürece sivrisineklerin kökünü kurutmak mümkün olamayacaktır.

Söz gelimi sosyal devlet kavramını siyasiler dillerinden

hiç düşürmüyorlar. Ama sosyal devletin içini gerçek anlamı ile doldurmuyorlar.

Milyonlarca işsize iş bulmak öncelikli mesele olması gerekirken yardıma muhtaç

milyonlarca insana yardım paketleri dağıtılmasını sosyal devlet anlayışının bir

gereği olarak takdim ediliyor. Halbuki sosyal devlet insanını yardıma muhtaç

duruma düşürmeyen devlettir. Eğer bir ülkede milyonlarca insan kapılarına

bırakılacak ısınma, giyim ve gıda paketlerine ihtiyaç duyuyorsa o ülkede sistem

iyi işlemiyor ya da toplumun ihtiyaçlarına cevap vermiyor/veremiyor demektir.

Bunun da ötesinde uygulanmasında ısrar edilen bozuk düzen toplumda sosyal

dengeyi sağlamak yerine dengesizliği artırıyor, bir taraf her gün biraz daha

zenginleşirken büyük bir kesim daha çok fakirleşmektedir. Kısacası uygulanmakta

olan sistem toplumda tuzu kuruların, özellikle de küresel sermayenin lehine

çalışmakta, ülke imkanlarının büyük bir bölümü bunlara akarken geriye kalan

milyonlara da yardım paketleri verilerek güya sosyal devlet görevini yapmış

görünüyor.

Tekraren vurgulayayım ki, devlet yardım paketleri

dağıtmaz/dağıtmamalı.

Peki devlet ne kadar güçlü olursa olsun, ülke imkanlarını

mümkün olduğunca adil dağıtmaya çalışırsa çalışsın o ülkede yardıma ihtiyacı

olanlar bulunmayacak mı Bulunabilir. Ancak, yardıma ihtiyacı olanların

imdadına devlet değil, halkın sorumlulukları gereği oluşturdukları vakıflar koşacaktır.

Bu yüzden yüzyıllar boyu sürüp gelen medeniyetimize Vakıf medeniyeti de

denilmiştir. Bu öylesine bir medeniyettir ki, hiç kimse gurbet ellerde sokakta

kalmaz. Onlar için barınacak yerler tesis edilmiştir. Hiç kimse fert olarak

gece yatağa boş mide ile girmez. Şehirlerde oluşturulan külliyeler her ihtiyaç

sahibinin her türlü ihtiyacına cevap verecek şekilde oluşturulmuştur. Bu iş

yapılırken de yardımı alan ile veren karşı karşıya gelmez, alan bir eziklik

duymaz. Çünkü, vakıflarda muhatap oldukları buralardaki görevlilerdi.

Bu sebeple her fırsatta düzenin tartışılmasına vurgu

yapıyorum. Bozuk düzenin yerine getirilecek adil düzenin nasıl oluşacağını

tartışmak gerektiğini ifade ediyorum. Ne var ki, siyasi kadrolar milletin

karşısına hangi iddia ve ideoloji ile çıkarak oy isterlerse istesinler bozuk

düzenin çarklarına dokunmamayı tercih ediyorlar. Kim bilir beklide bozuk

düzenin devamında çıkarı olanlar buna fırsat vermiyorlar. O zamanda bu zincirin

nasıl kırılabileceğini tartışmamız gerekmez mi

Bu arayışın hayata geçirilebilmesi için toplum bazında

düşünce değişimine ihtiyaç vardır. Öncelikli olarak Ülkemizin bizim için ne

yapabileceğini değil, bizim ülkemiz için ne yapabileceğimizi sorgulamamız

gerekiyor. Mevcut uygulama ile ülkemiz için ne yapabileceğimiz pek gündeme

gelmiyor. Giderek yardım alanların sayısı artıyor.