Yangınların en çok olduğu günlerdeyiz.
Orman yangınları, tarla yangınları, fabrika yangınları, gıda stoku yangınları…
İnsan ve hayvan hayatına, çevreye ve servete büyük zararlar veren orman yangınlarını ve sebeplerini artık ezbere biliyoruz.
En son Çanakkale ilimizde çok büyük zararlara sebep oldu. Yetkililer ekseriye “bunları terör örgütleri çıkarıyor” bahanesini dillendiriyorlar. Ama gözlerimiz kıyı şeritlerimizdeki güzide konumda olan geçmiş yıllardaki yangın yerlerine baktığında; birçoğunda yanan yerlerde turistik tesislerin yükseldiğini gördüğümüzde bu bahanelerin ne kadarının doğru olduğunu, ne kadarının da bilerek, isteyerek belli maksatlar için yakıldığını düşünmeden edemiyoruz. Hatta o kadar ki, turistik tesisin konumu ne kadar yer gerektiriyorsa o kadarının “teröristlerce” yakılmış olduğunu görüyoruz. Bu yıl da yine turistik yörelerimizde çok orman yakıldı. Yakılmaya da devam ediyor. Acabalarımızın ardı arkası kesilmiyor.
Diğer taraftan son yıllarda tarlalarda hasat zamanı çıkan yangınlar dikkat çekiyor. Sadece bizde değil, dünyanın en güzide tarım alanlarında çıkan yangınlarda çok büyük miktarlarda buğday ve arpa gibi mahsullerin hasat edilemeden yandığını dehşetle izliyoruz. Acaba dünyadaki alışılmış hayat şartlarını değiştirip insanlığı kontrol altına almak isteyen küresel güçler, kendi istedikleri sun’i gıda maddelerini mi dayatacaklar? Ya da herkesin gözü üstünde olan bizim gibi ülke topraklarını cebren bir savaşla kolayca ele geçirmenin hazırlıklarını mı yapıyorlar? Öyle ya, bir savaş çıktığında yeterli gıda stoku olan güçlerin daha avantajlı konuma geçecekleri bilinen bir husus. Gıda üretmemizi engelleyip onları stokladığımız silolarımızı da bir şekilde patlatıp bizi gıdasız mı bırakmak istiyorlar. Nitekim Kocaeli’ndeki siloların patlamalarını hatırlıyoruz. Bunun sebebi olarak yeterli araştırma sonuçlarını bile beklemeden “tahıl tozu sıkışması” gibi bir etkenin ortaya atılması insana “manidar” gibi geliyor.
En önemlileri de Millî Görüş’ün fırsat bulur bulmaz inşa ederek yöre halkının faydasına sunduğu Anadolu’muzdaki et ve süt kombinaları ve benzeri tesislerin önce "özelleştirilip" sonra yıkıldığını düşündüğümüzde, kuşkularımız daha da büyümekte. Yine son aylarda bizde ve dünyada insan ve hayvan gıdası üreten özel sektöre ait tesislerde meydana gelen yangınlar sağduyulu vatandaşlarımız gibi bizleri de “küresel güçlerin komploları” olarak endişeye sevk etmektedir.
Dillendirilen bir iddia da bütün bu yangınların küresel güçlerin kontrolünde olan uzay araçları tarafından uzaydan çıkarıldığıdır. Bu şer güçler ele geçirmek istedikleri ülkelerin topraklarını güvenli gıda stoklarını ve kaynaklarını yok ederek amaçlarına ulaşmak isteyebilirler. Buna karşılık hem tedbir alarak hem de tarım sektörünü geliştirerek cevap verilebilir. Bu meyanda hasat mevsimini yaşadığımız şu günlerde TMO gibi kuruluşların çiftçilerimize çıkardığı çeşitli zorluklara bakarak ayrı bir endişe içine girmekteyiz.
Ama ne hikmetse yetkililer bu konularda vatandaşı yeterince bilgilendirmemektedir.
Saadet Partisi TBMM grubunca bu konularla ilgili, Meclis'in harekete geçmesi için yapılan girişimler şu ana kadar bir harekete sebep olamamıştır.
Yangınların yankıları bu kadarla sınırlı değil. Ama bir köşe yazısının hacmi sınırlı.
Bu konu ile ilgili gelişmeleri ve tedbirleri Cumhurbaşkanlığı başta olmak üzere ilgili bakanlıklarca vatandaşlara açıklanmasını beklemekteyiz.
Bu arada milletlerin hayatiyetini devam ettirebilmesi için 3 G formülü olduğunu hepimiz biliyoruz.
1- Gıda, 2- Gıda, 3- Gıda…
KARPUZ GİBİ
Yangın var diye zilleri çalsan,
Bön bön yüzüne bakar buz gibi,
Kafayı kuma sokup kurtarır;
Kalan yerleri, bir karpuz gibi…