Her şeyin bir yere kadar gelip sonra sıkıcı olması ne ile açıklanabilir. Memnuniyetsizliğin genel baskısı dense hayır hayattan gayet memnun olanlarda da durum değişmiyor. Hayattan memnun olanları bulmak zor olsa da. Soruna şuradan bir giriş yapılabilir belki; bütün ideallerin çökmüş olması. İdeal bir insan soru işareti. İdeal bir eğitim. İdeal bir kültür soru işareti. İdeal bir teknoloji. İdeal bir yönetim soru işareti. İdeal bir ülke. İdeal bir hayat soru işareti. Bütün bunların ideal olmaktan çıkmış olması. Nasıl bir insan? Kestirmeden cevap ‘peygamber gibi bir insan’, bu mümkün mü? Mümkündür ama ne idealde var ne hayatta. Nasıl bir eğitim? Bireyi, bireyin kendi toplumunu ve insanlığı gerçek anlamıyla ‘aydınlatacak’ bir eğitim, bu mümkün şu an? Mümkündür ama nerede! Ne idealde var ne yaşanan hayatta. Nasıl bir kültür? Eğitimle ‘aydınlanmış’ bireylerin, bireylerin mensubu olduğu toplumun ve insanlığın üzerinde bir fener, bu mümkün mü? Mümkündür ama ne idealde var ne de hayatta. Nasıl bir teknoloji? İnsana ve tüm insanlığa insanca hayatı kolaylaştıran bununla birlikte bütün kötülüklerin engelleyicisi bir ‘ışınlanma’, bu mümkün mü şu an? Mümkündür ama teknolojik gelişmelerin gidişatına bakıldığında mümkün değil. Nasıl bir yönetim? Bireyin ve toplumun hiçbir ferdinin mağdur olmadığı, hakkının yenmediği, geçim derdinin olmadığı yani paranın insan yaşamına hükmetmediği, paranın gerçekten ‘araç’ ve en değersiz eşya olduğu ortamı sağlayan bir yönetim, mümkün mü? Elbette. Ama ne idealde var ne hayatta. Bütün bu mümkünlerin mümkün olduğu ülke mümkün değil mi, elbette mümkündür. Ama ne idealde ne de hayatta ülkemiz öyle. İdeal hayat, ancak bu mümkünlerin mümkün olduğu hayattır; bu mümkündür ama ne idealde ne de hayatta var. Bütün bu ‘yok’lar olunca neler var oluyor peki?

Önce yaşayan örnek yok elimizde. Şu cemaat, şu dergâh, şu grup, şu meclis iyidir diyoruz sonra şu cemaatin, şu dergâhın, şu grubun, şu meclisin önderine işte aradığımız ideal insan diyoruz ama sonrası hüsran oluyor. Devletle ve devleti yönetenlerle kirli ilişkileri olduğunu ve bunun salt maddi çıkara dayandığını görünce hayal kırıklığından ziyade hayat kırıklığı yaşıyoruz. Paranın bulaştığı yerden ideal olan çıkıp gidiyor. Hiçbir grup yok ki devletle ve milletle parasal ilişkisi olmasın. Oluyor ve bu normalde göründüğü görüntünün altında sürüyor. Her şeyi kendi putuna bağlıyor ve buraya yaslandıktan sonra herkese haddini bildirmeye başlıyor. Arkasındaki yastığı (hükümet, yönetici, parti vb.) çeksek bütün pislikler ortaya çıkıyor ve bu durum sıkıcı bir hâl oluyor. Eğitimde içerik çok önemlidir diyoruz evet içeriği değiştirip yenileyeceğiz diyorlar değişince eskisinden daha kötü olduğunu yaşayıp görüyoruz; içeriğin içeriği yok olmuş. Olmayan içerikle nasıl ideal bir eğitim olacak. Olmuyor. Çok sıkıcı. Kitaba kaleme bilgiye ulaşma kolaylaşınca kültüre ulaşma zorlaştı. Okumayan birey ve toplumdan ‘fikir’ dinliyoruz ve kültüre güle güle oluyor. Okumuş ve yazıyor olanların da yüzde doksanı devleti kendi malı sanan hükümete maddi çıkarla sırtını dayamış, bütün kültür sonuç ve bağlaçlarını hükümeti ve partisini övmeye adamış durumda. Bu insanlar okumuyor mu da böyle diye düşününce işte o parasal kirli çıkarları aklımıza geliyor. Teknoloji konusu ise ülkede bilime dayalı değil de kopyalama şeklindedir. Birey ve toplum akşama kadar telefon ekranından kafa kaldırmamakla teknoloji kullanmış oluyor. Kafasını bandırdığı telefonun diğer iç aksamlarını bırakalım en basit ekranı bile kendisi ve ait olduğu ülke tarafından bulunmamıştır. Bu durum çok sıkıcı. Devleti yönetenler zaten hayatta değil. Söyledikleriyle yaşadıkları ve icra ettikleri arasında uçurum var. Müslümanlar için geldiklerini söylediler ama Müslümanlar dışında bütün unsurları ihya ettiler. Müslümanların söylediği hariç diğer bütün unsurların söylediklerini harfiyen yerine getirdiler. Bu sıkıcı ama toplumun halen onların söylediklerini uygulayacaklar sanması daha sıkıcı.

Olmayan şeyleri olmuş gibi sanıp sevinen toplumun sevinci derindeki acıdır!