Televizyon başında ana haber bültenini izliyorum. Haber bülteninin sonlarına doğru TÜBİTAKın Ulusal Bilim Olimpiyatları ödül töreninin görüntüsü ekrana yansıyor. Yarışmada dereceye girerek ödül almaya hak kazanmış olan öğrenciler sırayla sahnede yerlerini alıyorlar. Sahneye ikinci sırada çıkan Elif Büşra Doğuşun ürkek ve tedirgin hali gözlerden kaçmıyor. Sesimi duymayacağını bildiğim halde televizyon başında kendi kedimle konuşurcasına, "At be yavrum üzerindeki o ürkekliği ve tedirginliği. Sen orada çalışkanlığın ve üretkenliğinle yer alıyorsun." diye sesleniyorum. Ama görüyorum ki o yavrumun ürkekliği ödülü alıp tören bitene kadar sürüyor. Çünkü bu ülkede yapılan yayınlar ve açıklamalarla estirilen hava Onu ürkek bir güvercin haline getirmiş.
Ürkekliği ve tedirginliği öylesine belli ki ödülünü alırken suratına yansıyan tebessüm bile hüzünle karışık.
Haber kısa sürüyor ve Milli Eğitim Bakanı Çelikin töreni düzenleyenleri, tepkiye sebep olduğu biline biline Elif Büşra Doğuşun başı örtülü bir şekilde törene katılmasına izin verenlere çıkıştığı yorumu ile sona eriyor. Son görüntü ise Milli Eğitim Bakanının hemen yanında oturan TÜBİTAK Başkanına birşeyler söylediğini yansıtıyor.
Hemen belirteyim ki, Milli Eğitim Bakanının böyle bir görüntüden rahatsızlık duyarak öfkeleneceğine ihtimal vermiyorum, böyle bir ihtimali aklıma bile getirmek istemiyorum. Ancak, olayın birkaç gündür tartışıldığını ve o görüntüden rahatsız olanların bulunduğunu görüyor ve biliyorum. Ardı ardına gelen açıklamalar ile bazı yazarlar Elif Büşra Doğuşun şahsında başörtülülere olan öfkelerini kusarcasına tepkilerini dile getirmeye başladılar. Elbette bu olayın en masum tarafı bu başörtülü yavrumuzdu. O sahneye çıkarken ve ödülünü alırken sergilediği ürkek ve çekingen tavrı ile ülkemizin içinde bulunduğu şartları ve kendilerini aydın, özgürlükçü ve demokrat olarak pazarlayan bir takım çevrelerin gerçek yüzlerini bildiğini gösteriyordu. Yoksa alnının teri ile kazandığı ödülünü almaya çıkarken niçin yüzünde gülücükten güller açmasın, başarısının heyecanını yansıtmasın, kısacası niçin sevinmesin Ona bu sevinci bile çok görenler ne yazık ki o yavrunun tedirgenliği karşısında bile biraz olsun yürek sızlaması duymuyor ve suçlamalarını sürdürmeye devam ediyorlar.
Hele bir de dünkü bazı gazetelere yansıyan bir haber karşısında yaşadığım şaşkınlığı anlatmakta zorluk çekiyorum. Haber Fazıl Sayın bir Alman gazetesine yaptığı açıklamayı yansıtıyordu. "Onlar kazandı, ben terkediyorum" başlığı altında verilen haberde Sayın ağzından şu cümleler aktarılıyordu:
"Bizim Türkiye rüyalarımız biraz öldü. Tüm bakan eşleri türban takıyor. İslamcılar zaten kazandı, biz yüzde 30, onlar ise yüzde 70."
Elbette Sayın söyledikleri bundan ibaret değil. Kendisinin Cumhurbaşkanı tarafından Çankayaya davet edilmemiş olmasına çok bozulmuş, açıklamasında bunu da gizlemiyor.
Kişisel sorunları bir yana onlar ve biz diye yaptığı tasnif bu ülkede bazı çevrelerin topluma bakışları ve iktidarlardan beklentilerini gözler önüne sermesi bakımından dikkat çekicidir. Say, geçmişte çoğunlukta olduklarını şimdi azınlığa düştüklerini söylerken bir yanılgısını da ortaya koymuş oluyordu. Bu memlekette insanının dini değerlerinden rahatsızlık duyanların sayısı geçmişte de azınlıktı, bugün de azınlıktır. Mesele sağ-sol olarak ele alınsa bile Türkiyede sol oylar hiç bir zaman çoğunluğu sağlayabilmiş değildir. Ancak, fikren toplumda azınlıkta olunmasına rağmen sürekli olarak iktidarı ellerinde tutanlar vardı. Şimdilerde bu iktidarın ellerinden kaçtığını görüyor olmaları sanıyorum bazılarını panikletti ve bu panikle ne söylediklerini bilmiyorlar.
Bu ülkenin vatandaşlarını biz ve onlar diye ayırmak, onlar dediklerinin iktidar olması karşısında ülkeyi terketmekten söz etmek, sanıyorum her dönemde ayaklarının biri dışarıda olanların içerideki ayaklarını da dışa çekmek niyetlerinin ifadesi olabilir.
Üzerinde durulması gereken bir başka husus ise demokratik bir ülkede ne azınlığın çoğunluğa ne de çoğunluğun azınlığa tahakkümüne izin verilir. Herkesin insan haklarından sonuna kadar yararlanması esastır. Kendi yurdunda ürkek güvercin konumuna düşürdüklerine sapanla taş atanlar kendilerini ürkek güvercin gibi göstermeye çalışıyorlarsa ortada zihinsel bir rahatsızlık var demektir.
Bu arada elbette hâlâ başıörtülü yavrularımız okul kapılarından geri çevriliyor, ödül törenlerinden dışlanıyorken Say gibilerin kendilerini dışlanıyor diye nitelendirmesi en hafif ifadesiyle hedef saptırmak değil midir