"Gündemi değiştirmek felaketi gizleyemiyor" başlıklı 18 Ocak tarihli yazımda ülkenin ekonomik bakımdan ciddi bir sıkıntı içinde olduğuna dikkat çekmiş, oluşturulan suni gündemlerin bile bu gerçeği gizleyemediğine dikkat çekmiştim. Bunun sebebinin de dış ticaret ile cari olduğunu, üretmeden tüketme alışkanlığının ülkeyi giderek çıkmaza süreklediğini belirtmiştim.

Elbette hiçbir şey üretmeden sadece tüketiyor değiliz. Ancak, tüketimimizin ürettiğimizden çok fazla olması sebebiyle dış ticaret açığı, dolayısıyla da cari açık her geçen yıl bir önceki yıla göre artıyor. Yani açık büyüyor. Bu açığın azaltılması için gereken yatırımlar yapılmıyor. Yatırım yapılmayınca da üretimde tüketimi karşılayacak bir artış meydana gelmiyor. Millet olarak başka ülkelerin fabrikalarını çalıştırıyor, işsizine iş buluyoruz.. Bir başka ifade ile başka ülkeleri zenginleştirirken kendimiz fakirleşiyoruz.

Amerikada yaşanan durgunluk ve ardından ortaya çıkan ev kredilerinin geriye dönüşündeki tıkanıklık geçen yılı pek çok Amerikan şirketinin zararla kapatmasına yol açtı. Bu ise tüm gelişmekte olan ülkelerle birlikte bizi de etkilemeye başladı. Geçtiğimiz pazartesi günü yaşanan borsadaki hızlı düşüş, dolar ve avrodaki yükselişle birlikte ekonomide ciddi bir sıkıntı gündeme gelmeye başladı. Aslında ekonomimizde bu sıkıntı uzun zamandan beri gözleniyor ve ilgililerin bu hususta tedbir alması gerektiği vurgulanıyordu. Ne var ki ekonominin ciddi bir krize gebe olduğunu yazan ve söyleyenler "Felaket tellallığı" yapmakla suçlanıyordu.

Hemen belirteyim ki pazartesi günü yaşanan borsadaki düşüş, dolar ve avrodaki yükselişe bakarak karamsar bir tablo çizecek değilim. Ancak, ekonomide olduğu söylenen dengelerin pamuk ipliğine bağlı olduğunu görmüş olduk. Daha doğrusu var sanılan dengeler gerçeğin ifadesi olmaktan çok ülkemizdeki yüksek reel faiz ve akan sıcak para sebebiyle oluştuğu için, en ufak bir sıkıntı temelleri sarsmaya yetiyor.

Sözü uzatmanın anlamı yok. Güçlü ekonomi, üreten ekonomidir. Çünkü, gerek fert planında gerek ülke planında üretilen kadar tüketme hakkı vardır. Üretilenden fazlasının tüketilmesi borçlanma demektir. İster fert olarak ister ülke olarak nereye kadar borçlanabilirsiniz Nereden sonra ipler kopar Elbette bu kopma noktası şahıstan şahısa ve ülkeden ülkeye değişebilir. Ama, borçlanma marifetmiş gibi kabul edilerek sürdürülmeye devam edilirse kopma kaçınılmaz olur.

Borçlu ülke fakir ve güçsüz ülkedir. Alacaklılar karşısında sesi cılız çıkar, eli zayıf kalır. Bir süre sonra kararlarda alacaklılar belirleyici konumuna geçer. Eğer, alacaklılar yabancılar ve yabancı finans kuruluşları ise, IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası sermayenin sözcüsü konumunda olan kuruluşlar belirleyici duruma gelir.

İşçime, memuruma, emeklime ve tüm dar gelirlilere yapılacak ücret artışı ve iyileştirme kararlarını biz değil de yabancılar belirleyici hale gelmişse bağımsızlığımız yaralanmış olmaz mı

Son ekonomik bunalımdan ülkemizin büyük sıkıntılara düşmeden kurtulması dileğimizdir. Ama, bu krizi nasıl atlatırsak atlatalım uygulanacak ekmonomik politikalar üretime dönük olmalıdır. Borç alarak açık kapatma yerine üretimi artırarak zenginleşmeye mecburuz. Bağımsızlığın da güçlü ekonominin de şartı budur. Bunun dışında birtakım dengelere bakarak ekonominin güçlü olduğunu söylemek gerçeği yansıtmaz. Güçlü ülke için biran evvel üretim seferberliği başlatılması şarttır. Böyle bir seferberliğin başlatılması için ülkemizin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri yeterlidir. İnsan gücümüz fazlasıyla vardır. Yeter ki başkalarının kuyruğuna yapışıp onların himmeti ile ayakta durma alışkanlığını terkedebilelim.