Ümmetimizin büyük sıkıntılar ve kaoslar yaşadığı, ölümcül saldırılarla karşı karşıya kaldığı bugünlerde tüm zamanını davaya adayan, hiçbir dünyalığın şehvetine kapılmayan, çelik gibi sinirleri olan, geri adım nedir bilmeyen, bir mermi gibi hedefine kilitlenmiş dava adamlarına olan ihtiyacımız bir kat daha artmıştır.

Hayatını İslam davetini dünyanın dört bir yanına ulaştırmak için adamış, Rasûlullah’ın davetçi kadrosunda her kademede görev almış ve en sonunda İslam Devletinin başkanlığına yani halifeliğe kadar yükselmiş olan Hz. Ömer’in davet çalışmasında, dava adamının önemi ile ilgili sözleri yetişmiş kadrolara olan ihtiyacı bir kez daha ortaya koymaktadır.

Zeyd bin Eslem’in babasından naklettiğine göre: Hz. Ömer (r.a) bir gün dostları ile otururken aralarında şöyle bir konuşma geçmişti. Hz. Ömer (r.a) yanındaki dostlarına: “Allah’ın kabul edeceği tek bir dileğiniz olsa ne isterdiniz?” diye bir soru sormuştu. Oradakilerden biri: “Ben, şu oda dolusu gümüşüm olsun da onu Allah yolunda harcamak isterim dedi. Bir başkası: Şu oda dolusu altınım olsun da onu Allah yolunda harcayım isterim dedi. Bir diğeri: Bu oda dolusu mücevherim olsa da Allah yolunda harcasam isterim dedi.” Herkes dileğini söyledikten sonra oradakiler “Ya Ömer peki sen ne isterdin?” diye sordular. Hz. Ömer (r.a): Ben de, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Muaz bin Cebel ve Huzeyfe bin Yeman gibi bir oda dolusu adam isterim ki onları, Allah yolunda görevlendireyim.” diyerek herkesi duygulandıran dileğini söyledi. Görüldüğü gibi Hz Ömer gibi bir dava adamının gözünde bu yolda öncelikli ihtiyaç maddi imkânlardan ziyade görev bilincine sahip, kaliteli kadroların varlığıdır.

Hz. Ömer başka bir rivayette örnek gösterdiği bu kadroları şöyle tarif etmiştir:  “Allah’ın bazı kulları vardır ki, bâtılı terk ederek onu öldürür, yerine getirmek suretiyle de hakkı yaşatır ve insanları iyiliklere teşvik ederler! Teşvik edildikleri iyiliklere koşarlar. İnsanları kötülüklerden menederler; kendileri bir kötülükten menedildiklerinde ondan vazgeçerler. Korku ile ümit arasında bulunurlar. Görmedikleri halde Allah’a ve O’nun azabına kesinlikle inanırlar. Korku kendilerini Allah’a samimi olarak bağlanan ve dolayısıyla kurtulan kimselerden yapmıştır. Bu fani dünyayı, ebedî olan ahiretleri uğrunda feda ederler. Hayat onlar için bir nimet, ölümse cömertliktir. Öldüklerinde hurilerle evlendirilirler ve ölümsüz hizmetçilere sahip olurlar.”

Yetişmiş adamları özenle seçen ve onlara büyük önem veren Hz. Ömer, Kadisiye Savaşında Sad bin ebiVakkas’a destek olarak iki adam yollamış ve yazdığı mektupta ona şöyle demişti: Sana iki adam yolluyorum ama dikkat et onları azımsama her biri bin adama bedeldir. Onlar, Amr b. Ma’dikerb ile Talha b. Huveylid’dir. Bin adama bedeldir dediği Amr b. Ma’dikerb o gün düşman ordusunu dağıtan en önemli işleri gerçekleştirmişti. Günümüz İslam davetçileri Hz. Ömer’in duasında bahsettiği bir oda dolusu adamdan biri olmayı ve onun özel övgüsüne mazhar olan bin kişiye bedel mücahitlerden olabilmeyi becerdiklerinde zafer yakındır demektir.