Türkiye-Suriye sınırı buram buram provokasyon kokuyor.
Türk F-16 ları tarafından düşürülen Suriye helikopteri sonrası Cilvegözü Sınır
Kapısı nın Suriye tarafında patlatılan misilleme bombası , Türkiye ve bölge
açısından oldukça kritik bir sürece işaret ediyor. Örtülü hesaplaşmalar ,
bölgesel-küresel çapta değişme eğilimi göstermeye başlayan yeni denge ve
denkleme bağlı olarak daha da artacağı yönünde bir izlenim uyandırıyor.
Bu kapsamda, ABD-Rusya ikilisi öncülüğünde kontrollü
Suriye krizi nde tansiyonu düşürmeye yönelik gerçekleştirilen bir takım adımlar
sonrası gerçekleşen bu eylemler, süreçte ara aktörler in de halen neler
yapabileceğini ortaya koyması açısından oldukça önemli.
Nitekim söz konusu helikopter krizinin Dışişleri Bakanı
Davutoğlu nun ABD, Fransa ve İngiltere dışişleri bakanları ile Paris te görüşme
yaptığı saatlere denk gelmesi, daha ilk dakikadan itibaren oldukça manidar
bulunmuş durumda. Bu hadisenin, Başbakan Erdoğan ın 18 Temmuz 2012 tarihli
Rusya ziyaretinde Putin ile masaya oturduğu esnada Şam daki Ulusal Güvenlik
Binası na gerçekleştirilen intihar saldırısı ile verilmek istenilen mesaj
boyutuyla taşıdığı paralelliği de göz ardı etmeyenler var.
22 Haziran 2012 de düşürülen F-4 uçağı sonrası Rusya ya
önce Şam sonra da indirilen ve içinde bir takım kayıt dışı askeri malzemelerin
bulunduğu ifade edilen Rus uçağı ile bir mesaj vermek istediği ileri sürülen
Türkiye nin, bu kapsamda Putin in Aralık ayındaki Türkiye ziyaretine bir takım
olumlu katkılar sağladığı da yine basında gündeme getirilen iddialar arasında
yer almaktaydı.
Misillemeler Savaşı ...
Benzer bir mesajın ise, düşürülen helikopter üzerinden
Türkiye yi bir süredir bölgeden dışlamaya çalışan ABD ye ve onunla birlikte
yeni partner olarak hareket etmeye çalışan Rusya ya verilmeye çalışıldığı
yönünde olduğu ifade ediliyor.
Dolayısıyla, her iki eylemi Ankara nın bölgedeki
operasyonel gücünü ortaya koyması ve Yeni Oyun da dışlanması durumunda neler
yapabileceğini göstermesi açısından değerlendirenler hiç de az değil.
Diğer taraftan, bu helikopter krizinin hemen ardından
Suriye sınırında gerçekleştirilen bombalı eylem de, ara aktörlere karşı ana
aktörler tarafından bazı aktif-pasif ara faktörler in nasıl
kullanılabileceğini göstermesi açısından oldukça dikkat çekici oldu.
Bölgede adeta bir misillemeler savaşı yaşanıyor. Bu da,
bölgede etnik-mezhepsel bazda iç savaş olasılığının daha da genişlemesi ve
derinleşmesi ile eşdeğerdir ki, bunun Türkiye açısından anlamı Kürt ve Alevi
sorunları dır.
Bir sus payı olarak Kürt ve Alevi devletleri ...
Bu bağlamda, ABD-Rusya arasında Suriye nin Kürt ve Alevi
devletlerinin de içinde bulunduğu üçe bölünmesi sürecinde atacağı ortak
adımlar, hiç kuşkusuz en başta Türkiye, İran ve Irak olmak üzere bölge
devletlerinin bekası açısından ciddi bir soruna işaret etmektedir. Bu da,
bölgede orta-uzun vadede yeni denge ve denklem olasılıklarına işaret
etmektedir.
Bölgenin fazlasıyla kırılganlık arz eden etnik-mezhepsel
fay hatları üzerinden yeniden yapılandırılmasını esas alan bu yeni süreçte
Rusya ve ABD nin Kürt ve Alevi sorunlarına olan ilgileri artık ortak bir
proje olarak karşımıza çıkmaya başlamıştır.
Bir önceki yazımızda da altını çizdiğimiz üzere, Yeni
Sykes-Picot ya da Kerry-Lavrov sürecinde Ortadoğu merkezli kriz, bu bağlamda
uzun vadeli ve küresel çapta her iki aktör açısından yeni bir işbirliği
sürecinin de önünü açmışa benzemektedir.
Çatışma olasılığını halen içinde barındıran bu
işbirliğine dayalı rekabette, emperyal güçlerin bölge ülkelerine rağmen
attıkları yeni adımda uyguladıkları ikna yöntemi ise oldukça dikkat çekicidir.
Türkiye ye olası bir Kürt Devleti nin, İran a ise olası bir Alevi Devleti nin
hamiliğini vaat eden bu stratejide, Türkiye ve İran ın ne kadar kazançlı
çıkacağı ise açıkçası fazlasıyla tartışmalıdır.
Açılım süreci ve Türk-Kürt İttifakı tehlikede...
Nitekim en azından meseleye Türkiye perspektifinden
yaklaştığımızda açılım süreci nde yaşanmaya başlanan bir takım tıkanmalar,
sıkıntılar ile Irak ve Suriye Kürtlerini de içine alan yeni süreçte özellikle
PYD kanadının takınmaya başladığı farklı tavır, burada Türkiye ye yönelik bir
karşı misilleme olarak kendisini gösteriyor.
Bu kapsamda, PYD Eş Başkanı Müslim in Stockholm den
verdiği mesajlar ve Ankara yı suçlayan bir takım iddiaları, sınırdaki
hassasiyeti daha da arttırmış vaziyette.
Türkiye yi, bölgedeki örgütler ve Kürtler bağlamında bir
tercihe zorlayan bu husus, hiç kuşkusuz Ankara nın alandaki manevra
kabiliyetini daraltmaya yönelik sürecin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.
Dolayısıyla, önümüzdeki günler yeni misillemelere ve provokasyonlara fazlasıyla
açık!