Türkiyenin gerçekten adı siyasetçiye çıkmışlardan ziyade siyasetle meşgul ancak, devlet adamı vasıflarını haiz insanlara ihtiyacı var. Çünkü, her siyasetle uğraşan devlet adamı olamıyor. Siyaset erbabı bugünü düşünüyor ve bugünü kurtarmanın peşinde.. Bugünü kurtarma dürtüsü öylesine karakterlerine yapışıp kalmış ki, hem kişisel yaşantılarında ve kişisel geleceklerini kurtarmak adına günübirlik takılıyor, günübirlik yaşıyorlar hem de eğer devlet yönetimi ellerine geçmişse ülkenin meselelerine yaklaşımda da günübirlik hareket ediyorlar.. Bir başka ifade ile ülkenin geleceğine yönelik plan ve programların uygulanmasından çok halkın gözünü boyamaya dönük icraat ve açıklamalarla seçim dönemini tamamlamanın gayreti içinde oluyorlar.. Yeni dönem için yeni vaatler devreye giriyor.. Ne yazıktır ki bu millette her seçim döneminde yapılan vaatlerin seçimlerin ardından tutulmayacağını bile bile bu vaatlerin peşine takılabiliyor.. Sanıyorum ucuz politikanın prim yapıyor olması, bir başka ifade ile günübirlik politika yapanların halkın oylarını almayı başarmaları ülkemizde devlet adamı yetişmesinin önünü kesiyor.

Bundan önceki seçimlerin ardından Mecliste iki parti yer aldı. Biri Anamuhalefet CHP, diğeri iktidar partisi AKP. İçi boş, tarifi tam olarak yapılmamış bir sol parti görüntüsü dışında CHPnin Türkiyeyi geleceğe taşıyacak bir programı var mı Programsızlığını laiklik elden gidiyor sloganı ve çığlıkları ile gizlemeye çalışmıyor mu

Gelelim AKPye. Peki AKPnin Türkiyeyi geleceğe güçlü ve lider bir ülke olarak taşımayı öngören bir programı var mı

AKPnin de böyle bir programı yok. AKP birtakım iç ve dış güçlerin isteklerine kendisini teslim etmiş gidiyor. Onlar da iktidar koltuğunda oturuyor olmanın heyecanı ile oyalanıyor, kendi kendilerini tatmin ediyorlar. Ellerindeki tek sermaye ise Milli Görüş gömleğini çıkardıkları ve değiştikleri iddiası. Değişmek ne demek, ne anlama geliyor Bu da kesin olarak bilinmiyor. Bir başka soru ise AKPdeğişimini tamamladı, duruldu mu yoksa değişimini sürdürüyor mu Bir diğer ifade ile bu değişim bir başkalaşım niteliği mi taşıyor

Aslına bakılırsa bu ülkede geleceğe dönük programı olan siyasilerden korkuluyor. Belki insanımız korkmuyor ama korkutuluyor. Zamana ve şartlara göre icad edilen hayali tehlikelerle toplum sindiriliyor. Siyasi partiler sindiriliyor. İsteniyor ki, idealizmin yerini günlük çıkarlar alsın. Böyle olunca da insanlar ister istemez günlük çıkarları uğruna omurgasızlaşacak, güç odakları ile işbirliğine yönelecek, güç odakları ile işbirliği ile idealizmin yanyana bulunması mümkün olmayacağından toplumun tüm kesimleri bir değişime uğruyor. 12 Eylül darbesi ve ardından Özal dönemi toplumdaki bu idealizmin yok edildiği ve değişim adı altında başkalaşımın topluma hakim olduğu bir dönem oldu. Geçen 27 yıl içinde devlet adamı yetişmedi, yetişmiyor. Yetişmiş olanlar da şu ya da bu şekilde devre dışı bırakıldı. Zaten bu şartlar altında devlet adamı yetişmesi mümkün de değil. Ortalık değişim rüzgarına kapılmış, nerede duracağı, nereye konacağı belli olmayan siyaset erbabı ile doldu.

Ülkemiz üzerinde hesapları ve planları olan dış güçler karşılarında devlet adamı görmek istemiyor, kendi isteklerini yerine getiren ve bu istekleri Türk toplumuna milli çıkarlarımıza uygunmuş gibi gösterecek sahte kahramanlar istiyorlar. Bu çember kırılamadığı sürece bu ülkenin kalkınmış, ileri ve güçlü lider ülke olması hayalden öte gitmeyecektir.

Bu şartlar altında yürütülen seçim kampanyasında halkımız tercihi doğru yapabilir, estirilen birtakım rüzgarların tesirinden kurutulabilirse ülkenin daha da kötüye gitmesi engellenebilir.. Bu olmazda toplumun bir bölümü laiklik elden gidiyor söylemine, bir bölümü de değişim söyleminin arkasına takılır giderse bir dahaki seçimlere gelindiğinde ülkenin iç ve dış borcu 800 milyar dolara ulaşmış olabilir. Böyle bir ülkeyi de ele geçirmek için işgale hiç gerek yoktur. Zaten kendiliğinden teslim olmuş demektir. Dileriz o günlere bizler şahit olmayız.