Türkiye de yozlaşma ışık hızında ilerledi
Türkiye de değişim ve yozlaşma ışık hızını bile
sollayacak şekilde hızla ilerliyordu. Ortalıkta vicdanın ve geçmişin sesi
çıkmıyor daha doğrusu çıkamıyor ve meydan köksözlere davasızlara kalıyordu.
Güzellik yarışmalarının yanı sıra olanca hızıyla memleketin her köşesinde
Avrupaî tarzda vals dansı her
yaştan halka öğretiliyor ve medeniyetin bir parçası
olarak en yetkili ağızlarca övülüyordu.
YAPILAN yarışmalarla, gazete ve mecmualarda sergilenen
Türk kadını görüntüleri ile tüm dünyaya artık Türk kadınının, evin penceresinde
bulunan kafeslerin ardından dışarıya bakan, iffetinden oğlunun yanında bile
açık oturmayan, yatarken bile başına bir örtü alan Müslüman kadın olmadığını,
onun, evindeki harem hayatından sıyrılıp Avrupalı kadınlar gibi olduğu imajı
verilmekteydi.
Türkiye de değişim ve yozlaşma ışık hızını bile
sollayacak şekilde hızla ilerliyordu. Ortalıkta vicdanın ve geçmişin sesi
çıkmıyor daha doğrusu çıkamıyor ve meydan köksözlere davasızlara kalıyordu.
Nitekim sıkı bir Atatürkçü olan Yaşar Nabi, Tek Yol Atatürk Yolu isimli
kitabının 115. sayfasında aynen şunları söylemektedir;
Avrupa kadını artık bikini ile plajlarda değil en
kalabalık caddelerde dolaşıyor. Bu yaz bizim harap sokaklarımızda burunlarının
ucuna kadar çarşaflı kadınlarımızla karşı karşıya geldiler ve birbirlerini
hayretler içinde süzdüler. Batı uygarlığını benimsemiş devletlerarasında,
Avrupa birliğini meydana getirecek topluluk içinde böylesi aykırı bir durumun
ne zamana kadar sürüp gidebileceğini tahmin edemiyoruz
Güzellik yarışmalarının yanı sıra olanca hızıyla
memleketin her köşesinde Avrupaî tarzda vals dansı her yaştan halka
öğretiliyor ve medeniyetin bir parçası olarak en yetkili ağızlarca övülüyordu.
Hemen hemen hergün gazeteler bir dans reklamı, dans yarışması veya Atatürk
başta olmak üzere devlet büyüklerinin dans eden fotoğraflarını birinci sayfadan
veriyordu.
Takvimler 1932 yi gösterdiğinde yine sahnede Cumhuriyet
Gazetesi vardır ve yine bir güzellik yarışması tertip edilir. Bu yarışmayı açık
ara farkla Keriman Halis isimli biri kazanır. Aynı yıl Belçika nın Spa şehrinde
28 ülkenin katılmasıyla dünya güzellik yarışması düzenlenmiştir. 1913 doğumlu
olan Keriman Halis, bu yarışmaya Türkiye yi temsilen katılır. Yarışma süresince
kızlar kendilerini beğendirmek için jüri üyelerinden bakışlarını ve
gülümsemelerini sakınmamışlardır. Adaylar tek tek mayolu bir biçimde jüri
üyelerinin önünden gülümseyen bir ifade ile geçerler. Netice açıklanmak
üzereyken herkesi bir telaş ve heyecan sarar. Nihayet jüri başkanı kürsüye
çıkar ve şu açıklamayı yapar;
Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa nın Hristiyanlığın
zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünya üzerinde hakimiyetini sürdüren
İslamiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa bitirmiştir. Bir zamanlar sokağı bile,
pencere arkasından seyredebilen Müslüman kadınların temsilcisi Türk güzeli
Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı, zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu
kraliçe seçeceğiz.
Ondan daha güzel varmış, yokmuş bu önemli değil. Bu sene
güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene İslamı yenmenin zaferini kutluyoruz.
Avrupa nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa da oynanan dansa müdahale
de bulunan Kanuni Sultan Süleyman ın torunu işte mayo ve sütyen ile
önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı
beğendik. Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle Türk güzelini dünya
güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa nın zaferi için
kaldıracağız.
Böylece, bu acı ve kin dolu konuşmanın ardından Keriman
Halis dünya güzeli seçilir. Resimleri gazetelerde basıldı. Hatta kartpostal
yapılarak satıldı, elden ele dolaştı.
SON