Türkiye, üretimi ve tasarruf etmeyi unuttu. Ne
üretiyoruz, ne tasarruf edebiliyoruz. Dışarıdan borç alıp, ithal ürünler satın
alıyoruz. Para da dışarıdan geliyor, mal da dışarıdan geliyor. Üretemeyen,
ithal eden, borçla harcayan, müsrif ve savurgan bir ekonomi oluşturuldu.
Tüketim çılgınlığı akıl almaz boyutlara ulaştı. Türkiye, artık tamamen bir
tüketim toplumuna dönüştü. Ancak bu tüketim çılgınlığı, sadece bugünümüzü
değil, geleceğimizi de tüketmektedir.
Üreteni finanse eden tüm ülkeler üretim ülkesi oldular,
sanayileri gelişti, kalkınmış birer ülke oldular. Ancak tüketici kredileriyle,
kredi kartlı taksitli satışlarla, tüketimi, yani tüketiciyi finanse edenler
ülkelerse borçlanan ve tüketen ülkelere dönüştüler. AKP hükümetinin politikası;
ÜRETENİ DEĞİL, TÜKETENİ finanse etmektir. Türkiye de devlet ve bankalar, 13
yıldır tüm gücüyle ithalata yönelik tüketimi ve inşaat sektörünü finanse
etmektedir. Doğal olarak, Türkiye de gün geçtikçe daha fazla borçlanan ve
tüketen bir ülkeye dönüşmektedir.
Tüketim çılgınlığı arttıkça, tasarruf oranı da
azalmaktadır. Türkiye, yüzde 14 lük tasarruf oranıyla, dünyada 103. sıraya
gerilemiştir; Başbakan Yrd. Ali Babacan bile, Gelişmekte olan ülkeler arasında
en düşük tasarruf oranı bizde diyerek malumu itiraf etmiştir.
AVM tezgahı! Bankadan Borç Al, AVM de Harca! Sahte Cennet
Ekonomisi!
Üretmeyen Türkiye, alışveriş merkezi sayısında, Avrupa da
birinci sırada! Türkiye de AVM sayısı; 2014 itibariyle 342 ye ulaşmıştır.
AVM lerin içerisindeki marka ve ürünlerin yüzde 80 i yabancı ve ithal
ürünlerdir. Banka kredileri ve kredi kartları ile borçlanıp, AVM lerde ithal
markalara oluk oluk (yılda 35 milyar dolar) para akıtılıyor !
Bankalardan borç alıp, ithal edilen malları satın
alıyoruz Elimizde kredi kartı, AVM lerde mağaza mağaza dolaşıyoruz. Para da
dışarıdan geliyor, mal da dışarıdan geliyor ! Bu mudur kalkınma! Bu mudur
gelişme! Bu mudur refah! Bu sistemin kazananları; batılı şirketler, bankalar ve
yandaş müteahhitler. Kaybedenleri ise; borç batağına düşürülen vatandaş ve Türkiye dir.
Sokaklarda refah ve istikrar olarak algılanan ne varsa,
borç ve ithal ürünlerle sağlanan sahte ve geçici meltemlerden ibarettir, reel
değildir! Türkiye nin sanayisi zerre kadar gelişmemiş, rekabet gücü zerre kadar
artmamıştır. Son 12 yılda borçlanma rekoru kırılmış, ekonomiye 402 milyar dolar
dış borç enjekte edilmiştir. Bankacılık sektörünün yurtdışından borç olarak
sağladığı kaynaklar, TV reklamlarıyla halka adeta tencere satar gibi, tüketici
kredisi ve kredi kartlarıyla dağıtılarak vatandaş borçlandırılmıştır.
Türkiye de 14.9 milyon kişinin, bankalara tüketici
kredisi borcu (kredi kartı hariç) bulunmaktadır. Türkiye de 20.2 milyon hanenin
yüzde 74 ü bankalara borçlandırılmış ve hayatları boyunca da borç ve faizle
yaşamaya mahkum edilmiş durumdadır. Türkiye, tarım ve tekstilde bile artık
ithalatçı durumuna düşmüştür! 2014 yılında 955 milyon dolarlık ayakkabı, 1.5
milyar dolarlık buğday ithal etmiştir. Türkiye de satılan her 2 üründen biri,
ithal üründür artık! Ekonomi, bankadan borç alıp AVM de ithal ürün satın almaya
dönüşmüştür.
Vatandaşlar, sahip olmadığı bir parayla tüketime
itilerek, hayatları boyunca bankalara taksit ve faiz ödeyecekleri bir hayata
mahkum edilmiştir. Ve böylece borçla finanse edilen balon bir büyüme
sağlanmıştır. Ekonomi, insanlarımızın sahip olduğu, biriktirdiği, kazandığı
parayla değil, geleceklerini bankalara ipotek vererek; tüketici kredileri ve
kredi kartıyla taksitli alışverişlerle dönmektedir.
Refah var diyorlar, doğru değil! REFAH değil, REHAVET
ve İSRAF ekonomisi var! TÜKETİM ekonomisi var! VATANDAŞ, KAZANARAK değil
BORÇLANARAK harcıyor. Borç içinde yüzmeye, refah içerisinde olmak diyorlar.
Üretemeyen, ithal eden, borçla harcayan, 3. sınıf bir ülkeye dönüşmüşüz
haberimiz yok! Buna da ekonomik gelişme ve refah diyoruz, seviniyoruz ağlanacak
halimize.