Bismillâhirahmânirrahîm;
SAADET Partisi’nin Ankara’daki Aday Tanıtma ve Kampanya Lânsmanı’nı sağır sultan bile duydu. Tanıdıklarımız yolda giderken veya çeşitli ortamlarda programdan duydukları memnuniyeti dile getirdiler.
Çünkü özgün bir tanıtmaya şahit oldular. Yemeyen yedirmeyen bir belediye başkanı söylemi herkesi heyecanlandırdı.
“Cepsiz ceket”, rüşvet ve yolsuzluk söylentilerinden bıkan insanları rahatlatan bir sembol oldu. “Dürüst Sami” seçim kampanyasının maskotuydu. Çölde su arayıp da, sonunda bulan bir insanın mutluluğu vardı herkeste.
“Dürüst başkan; dürüst yönetim” üslûbu sorumluluk taşıyan insanların yüreğine su serpti. “Dürüst olmak gerekirse: Saadet” söylemi halkımızın alternatifsiz olmadığını müjdeledi.
Millî Görüşçüler, yarım asırdır, tarihte olduğu gibi, bugün de dünyaya “öncülük” yapabilecek birikim ve potansiyele sahip olduğumuzu anlatıyorlar. Halkın özlediği bir siyaset dili, birleştirici oluşları, nezaket ve olaylara hâkimiyetleriyle milletimizin teveccühünü kazandılar. Türkiye’nin dinamiklerini harekete geçirebilecek birleştirici değerlere sahipler.
Ankara’da toplanan binlerce Millî Görüşçü başlangıçtaki heyecan ve azimden hiçbir şey kaybetmediklerini gösterdiler. Hiçbir partiye nasip olmayan muhteşem bir programla yerel yönetimleri devralmaya hazır olduklarını ortaya koydular.
Birçok kanalı uhdesinde bulunduran TRT, çözüm ve çare siyasetinin hâkim olduğu “muhteşem” bir programı göremedi. Pek çok TV kanalı, birçok gazete kısa kısa da olsa, hiç değilse programa atıf yaparak kamuoyunu bilgilendirme görevlerini yerine getirmeye çalıştılar.
BU HESAP TRT’DEN SORULUR
TRT görevini niçin yapmıyordu? Saadet Partililer TRT’ye giden vergileri ödemiyor muydu? TRT devletin, milletin, bu güzel ülkenin yayın organı değil miydi? “Ayrım yapma keyfiliği” nasıl izah edilebilirdi? Hukuk devleti olmak TRT’ye, seçime girmeye hak kazanan siyasî partilere “âdil tanıtma” imkânı tanıma sorumluluğunu yüklemez mi? TRT’nin buna öncülük etmesi gerekmez mi?
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu 30.01.2019’daki haftalık gündem değerlendirmesinde “herkesin gördüğü olayı, TRT’nin göremeyişini” sorguladı: “TRT, ya görme özürlü; ya da başka bir sıkıntısı var. Aday Tanıtma Programımızla ilgili olarak TRT’den 1 kelime bile duyamadık. Kör ve sağır olan TRT, Türkiye’yi dünyaya tanıtamaz. TRT, devletin TV’si; AK Parti’nin değil. Bu ne biçim iş! Herkes görüyor; onlar göremiyor.”
Saadet Lideri TRT’yi yönetenlere de hatırlatma yaptı: “Yarın bunun hesabı sorulur. Burada da; öbür dünyada da!”
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı İsmail Hakkı Akkiraz’a bir Denizli programında, Saadet Partisi’nin Türkiye’nin meselelerine getirdiği isabetli çözümlere, TRT’nin ilgisiz kalmasının sebebi soruldu. Bu konuda TRT yöneticilerini ziyaret ederek haksızlığı anlattıklarını söyledi. TRT yöneticilerinin, “Bizim sizinle problemimiz yok. ‘Patron’a söyleyin sizin haberlerinizi de yayınlayalım” dediklerini nakletti.
Bu sözlere çok şaşırmıştım. Devletin TV’sinin milletten başka “patron”u mu vardı?
Halkın sesi olan siyasî partilerin sesini kısmak, millî iradenin sesini kısmak değil miydi?
SEÇİMLER ŞAİBELİ Mİ?
TÜRKİYE bir hukuk devletidir. Her insanın, her sosyal sınıfın hakları güvence altındadır. Burada orman kanunu işlemez. Bunun güvencesi “hukukun üstünlüğü”dür. “Hak” denilince akan sular durur. Adalet herkes içindir. Yargının kararı herkesin, her kurumun üstündedir. Hukuku işletmezseniz kaos oluşturursunuz. Hukukun vermediği hakkı kişiler kendisi almaya kalkar.
Millî Görüş partilerinin baştan beri en büyük sıkıntısının “tanıtma” olduğu biliniyor. Milletimizin inancı, tarihi, aslı, kimliği, özü olan Millî Görüş’e basın hep ambargo uyguladı. Ama hiçbir dönemde AKP’ninki kadar “katı” bir ambargo görülmedi.
AKP öncesi “Liderler Zirvesi” yapılır bütün genel başkanlar karşılıklı tartışırlardı. Yerel seçimler öncesi İstanbul, Ankara gibi şehirlerin bütün adayları bir masa etrafında fikir ve projelerini konuşurlardı.
1990’lı yıllarda bütün liderlerin geçmişleri “İşte Hayatınız!” benzeri programlarla, bölümler halinde tanıtılırdı. “İleri demokrasi” (!) iddiasındaki AKP döneminde bunların hiçbirini göremedik. TRT’yi “babalarının çiftliği” sandılar. Bu hesap, Yunus’un sözünü ettiği “bir Molla Kasım” tarafından sorulmayacak mı?
24 Haziran 2018 akşamı, oyların sayımı sürerken Türkiye’nin yetiştirdiği cesur, vicdanlı, hakşinas gazeteci Celâl Kazdağlı, bir TV programında TRT’nin tarafgir tutumunu özetledi: “Anadolu Ajansı ve TRT, AK Parti’nin yayın organı haline gelmiştir. Erdoğan dışındaki liderleri hiç konuk etmemiştir. Seçime şaibe karışmıştır.” Türkiye ve dünya görsün ve bilsin ki, yerel seçim kampanyaları da aynı “tarafgirlikle” sürmektedir.