BU ayın 22 sinde yapılacak olan AK Parti Olağanüstü
Kongresi ne giderken yeni genel başkan adayı ortaya çıkana kadar görünen o ki,
kimin başbakan olacağı gündemin birinci sırasını işgal edecek. Hâlbuki bundan
sonra başbakan kimin olacağının fazla bir anlamı yok. Belli ki, kim başbakan
olursa olsun, tam bağımlısız hareket etmeyecek/edemeyecek. Çünkü Sayın
Davutoğlu na tahammül edilemeyen bir ortamda belli ki başbakandan çok bir genel
sekreter konumunda bir isim aranacak. Denebilir ki, mevcut anayasaya göre böyle
bir statü yok. Doğrudur!.. Böyle bir statü yok ama cumhurbaşkanının halkoyu ile
seçilmesinin ortaya çıkardığı durum da parlamenter sisteme pek benzemiyor. Bu
durum bazı hukukçular tarafından yarı başkanlık sistemi olarak
nitelendiriliyor. Yarı başkanlık sistemi tam olarak başkanlık sistemi olmadığı,
parlamenter sisteme de benzemediği için ister istemez bir takım sürtüşmeler
gündeme geliyor. Bundan sonra da gelecek. Meseleye bu açıdan bakıldığında
seçilecek yeni AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan ın 2019 a kadar iş başında
kalması pek mümkün görünmüyor. Bu yılsonu ya da önümüzdeki yılın ilkbaharında
bir erken seçim gündeme gelebilir. Erken seçimin hedefi de Meclis te başkanlık
sistemini getirecek yeni bir anayasa için gerekli çoğunluğun sağlanması olacak.
Elbette tüm bunlar kulislerde söylenenlere dayanılarak
yapılan tahminden ibaret. Ancak, ateş olmayan yerden duman çıkmaz misalinde
olduğu gibi her tahmin bazı verilere dayandırılarak yapılır. Söz gelimi
Davutoğlu nun ayrılacağı, hatta bu ayın 27-28 inde AK Parti nin olağanüstü
genel kurula gideceği söylentileri en azından bir aydan beri kulislerde
dillendiriliyordu. Hâlbuki ortada bu yönde yapılmış hiçbir açıklama yoktu. Ama
belli ki bazı ortamlarda bu tür değerlendirmeler yapılıyordu. Hiç kimse oturduğu
yerden tamamen uydurmaya dayanan yorumlar yapmaz/yapmamalı. Çünkü ülke yönetimi
ciddi bir iş. Bu yönüyle bir takım söylentilerin ülke yönetiminde sorumluluk
üstlenmiş kesimlerden kulaktan kulağa fısıldanması çok yanlıştır. Aslında
hiçbir olağanüstü yanı olmayan özellikle de tek parti çoğunluğunun iktidarda
olduğu bir ülkede Başbakan ın istifa etmesi ya da iktidar partisinin olağanüstü
kongre kararı almasının piyasalarda olumsuz etki yapmaması gerekir. Ama çok
hassas dengeler üzerinde duran ekonomilerde bu tür olağan haberler bile,
piyasada olağanüstü etki yapıyor. Bunun sonucudur ki, Başbakan Davutoğlu nun
istifa edeceği haberleri bir günde doların 3 liraya yükselmesine sebep oldu.
Böyle olunca çok dikkatli olmak gerekiyor.
Bu noktada Başbakan Davutoğlu nun niçin kendisini
çekilmek zorunda hissettiği sorusu önem kazanıyor. Bunun çeşitli sebepleri
olabilir. Bardağın taşması için kendisinin partinin yetkili organında baypas
edilmesi son damla görevi yapmış görünüyor. Ancak, tüm bu gelişmelerin belli
bir hedefi olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Bu sebeplerin başında bundan
böyle Başbakanlık koltuğunda oturacak kişinin Cumhurbaşkanı ile ilişkilerini
sürdürürken çok daha dikkatli olması, artık parlamenter sistemin sona erdiğini,
adına ister yarı başkanlık deyin başkanlık sistemine geçildiğini görmesi ve
kabul etmesi gerekiyor. Böyle olunca da önümüzdeki dönemin ana konusu sistemin
bu belirsizlikten kurtarılması için başkanlık sistemini de öngören yeni bir
anayasanın yapılmasıdır. Bunun yolu ise Meclis ten geçiyor. Mevcut parlamento
aritmetiği iktidar partisine istediği anayasayı yapıp Meclis ten geçirmesine
izin vermiyor. Bunun için önümüzdeki günlerde kampanyasının ağırlıklı konusunu
yeni anayasa ve başkanlık sistemine geçilmenin zorunluluğunu anlatmak olan bir
erken seçim gündeme gelebilir. Buna toplum evet der mi bilemem.
Cumhurbaşkanı nın ve Başbakan ın aynı partiden olduğu bir noktada bile ülke
yönetiminde istikrarın sağlanamaması toplumu hangi noktaya iter Yani,
başkanlık sistemine evet diyecek çoğunluğa izin verir mi yoksa ülkeyi mevcut
yapı içinde yönetin mi der bunu da göreceğiz. Ama bir erken seçim ihtimal dışı
görünmüyor.