Bir yandan hizmet hareketi’ ile hükümet arasındaki sürtüşme, diğer yandan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun devam edip etmeyeceği tartışmaları sürerken Türkiye’nin Çin ile füze alım anlaşmasına ABD’den yeni bir tehdit daha geldi. Bu köşede Türkiye’nin Çin ile füze anlaşması yapmaması yönünde açıklamaların geldiğine dikkat çekmiş, bunun bağımsız devlet olma ile bağdaşmadığına vurgu yapmıştım. Tehdit olarak yorumlanabilecek bu açıklamalara karşılık Türkiye’de geri adım atılacakmış havası estiren açıklamalar yapılmış, Çin ile daha sözleşmenin imzalanmadığı, ABD’li firmanın yeni bir teklif verebileceği belirtilmişti. Karşılıklı bu açıklamaların ardından bir süre ortalığa sessizlik hâkim olmuştu. Sanki ABD ile bir mutabakat sağlanmış havası esmeye başlamıştı ki, Vatan gazetesinde dün yer alan bir haber ile anlaşma bir tarafa ABD ile iplerin giderek gerildiğini, hatta ABD’nin aba altından sopa göstermeye’ başladığını gösteriyordu. Gazetede “Çin füzesini alırsanız sonucuna katlanırsınız” başlığı altında yer alan haberde, “Türkiye’nin Çinli firmayla çalışmasının sonuçları’ olacağını söyleyen ABD’li bir diplomat, Anlaşma gerçekleşirse projedeki Türk şirketlere yaptırım gelir’ dedi” İfadeleri yer alıyordu.

Sanıyorum üzerinde yorum yapılmayacak kadar net ifadeler söz konusu. Ve bu ifadeler bir ticari anlaşmayı çekme gayretinin ötesine taşarak tehdit içeriyor. Öyle anlaşılıyor ki, ABD’nin dostluğu tüm isteklerine itirazsız teslim olmakla mümkün. Aksi halde basit bir çıkarını zedeleyecek bir adım karşısında dostluk falan bir kenara itilerek mesele diş göstermeye kadar götürülebiliyor. İşin bir başka boyutu açıklamalarda nezaket kuralları da bir kenara itilerek çok kaba bir tavır ortaya çıkabiliyor. Her ülkenin kendi firmalarını düşünmesi, alınacak her türlü malzemenin kendi ülkelerinden alınmasını istemek, bunun için çaba göstermeleri hakları olabilir. Ama eğer Türkiye daha önceki açıklamalarda olduğu gibi Çinli firma ile füzelerin Türkiye’de üretilmesi ve böylece ülkemizin teknoloji transfer etme imkânı olacaksa, bu imkânı tanımayan ABD yerine Çin’in tercih edilmesi bir ülkenin bağımsızlığının göstergesidir. Ama bunun tersi de söz konusudur. Eğer, ABD’nin bu ısrarlı baskı ve tehditleri Çin ile anlaşma noktasına kadar getirilmiş mutabakatın bozulması ve sonunda ABD ile anlaşmaya mecbur olunmasına zemin hazırlamış olacaksa bilinmelidir ki böyle bir sonuç ülkemizin bağımsızlığını tartışılır hale getirir. Bunu söylerken ülkelerin birbirlerine ihtiyacı olduğunu bilmiyor değilim. Küreselleşmiş bir dünyada tüm ülkelerin birbirleri ile bağlantıları olduğunu da biliyorum, ama böyle bir bağlantı ülkemizin çıkarlarını bir kenara bırakarak sadece ABD’nin çıkarlarını düşünme noktasına getirmemelidir. Getiriyor ise, böyle bir ilişkinin dostlukla nitelendirilmesi doğru olmaz.

Sömürgecilerin son sözü söylediği bir dünyada yaşadığımızın farkındayım. Tüm uluslararası kuruluşların bu hâkimiyeti sağlama alma esasına dayandırıldığı da bir gerçek. O zaman geçici olarak boyun eğmek zorunda kalınıyorsa, bu mecburiyetin sürüp gitmemesi için yeni bir dünyanın oluşması için çaba sarf etmek, oluşacak bu yeni dünyada Türkiye belirleyici olmak durumundadır. Bu gerçekleşmediği sürece benzer daha pek çok dayatmaya maruz kalacağız demektir.

Uzun lafın kısası yeni bir dünya güçlü bir Türkiye ile gerçekleşecektir. Aksi halde dayatmalardan şikâyet edeceğiz ama bu dayatmaların son bulmasını sağlayamayacağız. Her seferinde bu nasıl bağımsızlık demek zorunda kalacağız.