Gazetelerde zaman zaman işlenen bir cinayetin ardından hayatını kaybeden kişinin evine katilin taziyeye gittiği, cenaze törenine katılmış olduğu haberleri yer alır. Bir insanı öldürdükten sonra onun cenaze merasimine katılıp ağlamak nasıl bir ruh hali ve insanlıktır anlayabilmiş değilim. Ancak, uluslararası ilişkilerde bu tür sahte gözyaşlarına aldanmamak gerektiğini iyi biliyorum. Özellikle bölgemiz ve ülkemizle ilgili olaylar ve yaşananları 1900’lü yılların başlarından itibaren hatırlayacak olursak, Haçlılar ile Siyonistler el ele vererek Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalama planını uygulamaya koydular. Sonucu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Ortaya geçmişi olmayan ve sınırları cetvelle çizilmiş devletçikler çıkardılar ve bunların yönetimine Osmanlı’nın parçalanmasında kendileri ile işbirliği yapan kişiler ve aileler getirildi. Hatta tek adam yönetimlerine son vererek demokratik bir yönetim tarzı oluşturma iddiası ile Osmanlı’yı parçalayanlar bir yandan kendi krallıklarını sürdürürken, Osmanlı’nın dağılan topraklarında yeni krallıklar oluşturdular. Olaya bu açıdan bakıldığında Haçlı-Siyonist ittifakının demokratikleşme, özgürlük, yönetimde halkın etkili olması gibi söylemlerin gerçeği yansıtmadığını, bu söylemlerin sadece Osmanlı’yı parçalamak için kullanıldığı görüldü.

Ne var ki, Haçlı-Siyonist ittifakının Osmanlı’yı parçalamakla bölgemize yönelik planı tamamlanmış değil, bölgemizde oluşturulmuş bazı devletlerin daha da ufalanması yönündeki çalışmalar devam etmektedir. Bu arada Osmanlı’nın varisi Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü, belirleyici olacak bir şekilde varlığına da tahammülleri yoktur. Büyük Ortadoğu Projesi olarak isimlendirilen bölgemiz ve İslam ülkelerinin yeniden dizayn edilmesi demek olan proje ile ilgili olarak zaman zaman ortaya çıkan belgeler ve açıklamalar Irak, Suriye, Türkiye ve Yemen’in küçük devletçiklere ayrılmasının düşünüldüğünü gösteriyor. Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulanabilmesi için öncelikli olarak bölgemizin karıştırılması, bataklığa dönüştürülmesi gerekiyordu. Plan Irak’ın işgali ile uygulanmaya başlatılmış oldu. Irak tam bir karmaşa ve kaosun içine sürüklendi. Milyonlarca insan hayatını kaybetti, karşılıklı öfke ve nefret oluştu. Farklılıklar çatışma sebebi haline geldi. Bu arada Suriye de Irak’ın durumuna düşürüldü. Libya’da Kaddafi’nin ardından yaşananlar ülkenin parçalanmasına yol açtı. Irak, ABD ve ortaklarının işgaliyle ikiye bölündü. Kısacası Haçlı-Siyonist ittifakı ile bölgemiz önce bataklığa dönüştürüldü. Bu bataklık sivrisinekler için doğal yaşam alanı haline geldi. Bir diğer ifadeyle bölge terör örgütleri için doğal yaşam alanı haline getirildi. İslam dünyasında istikrarın hâkim olmasını sağlamanın yolu bu bataklığın kurutulmasından geçiyor. Bataklık kurutulmadan bataklığın sorumluları gözümüzün içine baka baka yüreğimizi yakan terör eylemlerinin ardından taziye ve üzüntü mesajları yayınlayacak, ama istedikleri hedefe yürüyüşü sürdüreceklerdir.

Ülkemizin başına 1980’li yılların başından beri PKK terör örgütü musallat edilmiş, bu terör örgütünün varlığını koruması için Kuzey Irak’ta özerk bir yönetim oluşturulmuş ve örgütün karargâhı burada faaliyetlerini sürdürmektedir. Gelinen noktada Afganistan, Irak, Suriye ve Yemen’de devlet otoritesi yerini bir takım örgütlere terk etmiş durumda. Ülkemize yönelik terör eylemlerini değerlendirirken bu noktaya sürüklenmiş olmanın sebebini doğru tespit etmeden, bir başka ifade ile ülkemiz de dâhil bölgemizi bataklığa dönüştürerek burayı sivrisineklerin üreme alanı haline getirenleri görmeden terör eylemlerinin ardından bir takım ülke yöneticilerinin taziye mesajları yayınlamaları, üzüntülerini ifade etmeleri kimseyi kandırmamalıdır.

Bu bakımda öncelikli olarak bölgemizi bataklığa çevirenlerle ilişkilerimizi gözden geçirme mecburiyeti vardır.