HZ. PEYGAMBER (S.A.V.) Efendimiz onların bu cahilce hareketleri karşısında yılmamıştır. Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke-i Mükerreme’de Müslümanlar barınamaz hâle gelmişlerdi. Bu sebeple Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz İslâmı yaymak için merkez olabilecek bir yurt arayışı içindeydi. Kabe’ye yapılan senelik hac görevi, Arap yarımadasının bütün noktalarından, Arapları Mekke-i Mükerreme’ye getiriyordu. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bu insanlarla görüşüyor, onlara İslam’ı anlatıyordu. Kendisine sığınma imkanı ve peygamberlik vazifesini yerine getirme izni verecek bir kabile bulup, ikna etmenin yollarını arıyordu. Birbiri ardınca, yanlarına gittiği onbeş kabilenin temsilcilerinin hepsi de az çok kaba bir şekilde kendisini geri çevirdiler. Umudunu hiç kaybetmedi.
Son olarak bir gün Akabe mevkiinde Medineli altı kişi ile karşılaştı. Onlara Kur’an-ı Kerim okudu ve İslâm’a davet etti. Medineliler Peygamberimiz ile konuştuktan sonra durumu kendi aralarında değerlendirdiler. Yahudi ve Hıristiyanların komşuları olan bu kişiler, peygamberler ve ilâhî vahiyler kavramına yabancı değillerdi. Üstelik onlar, bu kutsal kitap sahiplerinin, bir Peygamberin, son bir müjdecinin gelmesini beklediklerini de biliyorlardı.
Çünkü Medinelilerle araları açılan Yahudiler onlara “Bir peygamber gönderilmek üzeredir. O peygamber gelince biz ona tabi olacağız. İrem ve Ad kavimleri gibi sizin kökünüzü kazıyacağız.” diyorlardı.
Bu sebeble Yahudilerin geleceğini bildikleri ve kendisiyle bizi korkuttukları peygamber bu olmasın, dediler ve bu konuda başkalarından önce davranmak fırsatını kaçırmak istemediler. Yahudilerden önce Müslüman olmanın gereğine inanıp derhal Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimize inandılar, kendisine Medine-i Münevvere’de diğer inananlar bulmaya çalışacakları ve gereken desteği vereceklerine dair söz verdiler.
Akabe’de Müslüman olan Medineliler memleketlerine gittiklerinde bu durumu yakınlarına aktardıktan bir yıl sonra, daha önceki Müslümanlarla birlikte oniki kişilik bir topluluk hac için Mekke-i Mükerreme’ye geldi. “Birinci Akabe Biatı” adıyla anılan bu buluşmada Yesribliler ALLAH Teâlâ’ya ortak koşmayacaklarına, çocuklarını öldürmeyeceklerine, birbirlerine iftirada bulunmayacaklarına, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin emirlerine uyacaklarına dair söz verip kendisine biat ettiler. Bedir’de Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin beraberinde hazır bulunmuş olanlardan ve Akabe gecesindeki sahâbîlerden olan Ubâde b. Sâmit (R.A.) hadiseyi şöyle anlatır: Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz etrafında sahâbîlerinden bir cemâat mevcut olduğu hâlde şöyle buyurdu:
“Geliniz, ALLAH Teâlâ’ya ibadette hiçbir şeyi ortak etmemek, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, kendiliğinizden uydura-cağınız hiçbir yalanla kimseye iftira etmemek, hiçbir marûf işte bana âsi olmamak üzere bana biat ediniz yani benimle ahdediniz. İçinizden her kim sözünde durursa ecri ALLAH Teâlâ’ya âittir. Bu dediklerimden birini yapıp da ondan dolayı dünyâda cezaya uğratılırsa, bu ceza ona kefarettir. Bunlardan birini yapıp da yaptığı fiili ALLAH Teâlâ örterse, onun işi ALLAH Teâlâ’ya kalır. ALLAH Teâlâ dilerse onu affeder, dilerse ona ceza verir.” Ubâde: İşte ben bu şart üzere Resûlullah (S.A.V.) Efendimize biat ettim, demiştir.