Sizin haberiniz yok, geçenlerde iki haftalığına "kent"ti terk ettim, "memleketimin" dağlarına çıktım. Çamların arasında tepelerden tepelere geçtim, gizli pınarlardan soğuk sular içtim.
"Dün dağlarda dolaştım evde yoktum" diyor ya İlhan Berk, ona benzer bir şey
Denizden ziyade dağları severim ben. Engin maviliklerden ziyade, hür ufuklardan hoşlanırım.
İnsanları yaz aylarındaki tatil mekânı tercihleri bakımından deniz ve dağ insanı diye ikiye ayıracak olursak, ben ikinci gruba girerim.
Bunda, dünyaya bakış ve hayatı algılayışımın etkisi saklı kalsın, doğup büyüdüğüm havanın rolü de vardır.
Evet, söz konusu iki haftalık süreyi de o hava içinde geçirdim.
Bu benimkisine tatil demek doğru olmaz tabii ki
Çünkü, yoğun bir mesai içinde koşuşturdum durdum.
Mesela, dağların eteklerine konuşlanmış tarla, bağ, bahçelerde işçiliğe el attım.
"Ağaçlardan arkadaşlarım oldu". Vaktiyle yabani ağaçları aşıya vurmuştum, onları tekrar buldum; baktım, okşadım. Geçen bahar diktiğim fidanların köklerini havalandırdım.
Elbet, okumaya da vaktim oldu, kendimi bundan uzak tutar mıyım Kendimi çamların rüzgâr uğultulu sesleri altında dinlenir bulduğum vakitler, kitaplara sarıldım.
Ramazan Altıntaş ın "İslam Düşüncesinde İşlevsel Akıl" adlı kitabını zinde zamanlarımda okuyup bitirmeye gayret ederken, Haydar Ergülen in "Üvey Sokak"ını da elime almaya çalıştım. Fakat, bu "ölü ozanlar" mezarlığını fazla tutamadım
Şimdi bakıyorum da, şuncacık zamana amma da çok iş sığdırmışım diyorum.
İşte onlardan birisi daha: Domuz avı! Savulun, bendeniz domuz avına çıktım
Hayır, Sananî (Sinan) ile ilgi kurmayın, onunkisi domuz çobanlığıydı. (Bkz. Sarı Gelin Türküsü) Benimkisi ise domuz avı
Yabani domuzdan rahat yüzü görülmez bizim oralarda. Bahar ve yaz aylarında tarlaları talan eden bu müteneffir mahlûk için çeşitli tedbirler alınır. Elde silah, gece sabaha kadar tarlalar beklenir, yahut, sürek avına çıkılır
Bu mevsimlerde konu komşunun birbiriyle muhabbetinde birinci konu domuzdur dense yeridir. Haliyle, bağa bahçeye, dağa tarlaya gidenlere domuzlarla ilgili bir iki "görev" emanet edilir: "Bakın bakalım, domuz oyunu var mı!" "Domuz oyununa karşı bizim tarlaya da göz kulak olun bakalım!" vs
Bu "domuz oyunu" lafı epey hoşuma gitti. Bununla, "hınzır"ın mala mülke verdiği zarar anlatılmak isteniyordu tabii ki.
Bu noktada sözü bir Şebinkarahisar (Giresun) türküsüne emanet etmeliyim:
"Ormanda çoktur domuz
Oyunumuz oldu dokuz
Arkadaşlar çalın kopuz
Hey zalım nenni
Nenni de nenni!"
Türkü dokuz desin, bizimkisi dokuz değil, iki oldu.
Şöyle ki, hemşerilerimin "domuz oyunu"nu her telaffuz edişleri, zihnimde başka bir oyunu canlandırıyordu: Demokrasi oyunu!
Bunun sebebini ilk başlarda anlayamamıştım, fakat zaman ilerledikçe bilinçaltımın derinliklerinden yükselen seslerle uyandım. Zira, bir edebiyatçı olarak bana "kent"i terk ettiren etkenlerin birisi de bu siyaset meydanı oyunu değil miydi
Öyleydi.
Ve maalesef dağlarda da peşimi bırakmamıştı.
Hınzır siluetiyle gelip gözüme kulağıma musallat olmuştu.
Her neyse, ne diyordum, domuz avcılığı yaptım
Aynen öyle, kaderde bu da varmış dedim, bir iki gece bekledim. Gelmedi bir hınzır!
Namussuz, oyununu başka bir geceye bıraktı, domdom kurşunum yerinde kaldı
Şimdi, bu yazıya nokta koyarken yine "kent"teyim, demokrasi oyunu, kendi ahlakı üzere, sürüyor