Türkiye’de tırmanışa geçen terörün nedenlerini sadece iç dinamikler ile izah etmek elbette yeterli olmayacaktır. Başlı başına dış dinamiklere bağlamak ise, hiç kuşkusuz işin kolayına kaçmak ile eşdeğer olacaktır.

Diğer taraftan, eğer Türkiye gibi stratejik bir konuma sahipseniz, o zaman silahın ateşlendiği yerin daha çok dışarıdan olduğunu göreceksinizdir, çünkü barutun yaydığı duman oradan geliyordur.

Türkiye’de son iki yüz yıldır yaşanan gelişmelerin gerçek müsebbipleri ağırlıklı olarak dışarıdan olmasına rağmen, her ne hikmetse dumanı hep içimizde aramışızdır.

Başta, içimizdeki sermaye, siyaset, entelektüel ve “aydıncıklar” kesimi olmak üzere, birçok çevrenin meseleye yaklaşımı genelde bu çerçevede olmuştur. Adeta, bir bakar körlük durumu söz konusudur. Ya da bize özgü bir “milli şaşılık” durumu!

***

Olayların kısır iç siyasi mülahazalarla ele alınıyor olması, bizdeki “iç hesaplaşma damarını” da hep teyakkuz halinde tutmuştur ve tutmaya da devam etmektedir. Bu da kaçınılmaz olarak “hizipleşme” ve “bölünme” reflekslerinin tetiklenmesine ve linç kültürünün gelişmesine yol açmaktadır.

Bizde tersten işleyen, negatif boyutlu kültürel anlayış, üzerinde durduğumuz birçok yapıyı kırılgan bir hale getirmiş bulunmaktadır. Bundan dolayı da temel sorunlarımızdan birisi zemin kaybı sorunudur.

Zemin, fazlasıyla kaygan bir hal almış bulunmaktadır. Zemin kayması, beraberinde “kıble sorununa” da yol açmaktadır. “Teşhis-tedavi” noktasında sağlıklı bir değerlendirme yapılamamasının ve çözüme gidilememesinin en önemli nedenlerinden birisi de budur.

Dolayısıyla, sorunun temelinde milli bir duruş ve görüş eksikliği yatmaktadır. Bu eksiklik yeniden tesis edilemediği sürece de, bu coğrafyanın kendi içindeki kavgalar bitmeyecektir. Fakat bu göründüğü kadar kolay değildir!

***

Ahlakın bittiği bir yerde, siz onun eksikliğini hiç bir şey ile ikame edemezsiniz. Nitekim Osmanlı’yı çöküşe götüren bu sorun halen varlığını devam ettirmektedir ve kim ne derse desin, bu ülkenin yaşadığı en temel sorun budur. Türkiye, içine girdiği ahlaksızlık bataklığında çırpındıkça batmaktadır!

Ahlaksızlık ülkenin dört bir yanını sarmış bulunmaktadır. Özellikle de fikri boyutta yaşanılan bu hastalık, ülkenin gerçek anlamda ayağa kalkmasının önündeki en büyük engeli teşkil etmektedir.

Bu hastalıktan dolayı “Büyük Türkiye” noktasında gündeme getirilen hiç bir “reform çabası” istediği sonuca ulaşamamaktadır. Hastalıklı bir yapı üzerine siz istediğiniz kadar “yeni” sloganıyla bir şeyler inşa etmeye ya da aşılamaya çalışın, tutmayacaktır! 

Nitekim tutmuyor da...

***

Türkiye şu an ciddi bir krizden geçiyor. Bu buhran ortamı, aynı zamanda Türkiye’ye yeniden yapılanma noktasında önemli bir fırsat da sunuyor. Çünkü bütün taşlar fazlasıyla yerinden oynamış durumda.

Taşlar sadece ülkemiz bazında yerinden oynamış değil. Yakın çevremiz ağırlıklı olmak üzere tüm dünya, uluslararası sistem yeni bir yapılanma, inşa faaliyeti içerisinde ve anlaşıldığı kadarıyla süreç hızlandırılmış durumda. Güç mücadelesinde son aşamaya girilmiş gibi...

Tarafların yaptığı son açıklamalar ve hamleler bunu gösteriyor. Özellikle de Çin’in, ABD tazyikleri karşısında zamanından önce “örtülü” de olsa attığı “stratejik işbirliğine” dayalı adımlar bunun en temel göstergesi.

Evet, dünya Doğu ile Batı arasında yeni bir mücadeleye şahitlik ediyor. Anglo-Sakson ittifakına karşı Avrasya ağırlıklı “zoraki ittifak” süreci mevcut tüm denge anlayışlarını-oluşumlarını alt üst etmiş durumda!

Batı’nın çaresizliği de buradan kaynaklanıyor.

***

Türkiye bu mücadelenin tam merkezinde yer alıyor. Hiç bir şey yapmasa da, varlığı ve tercihi süreci büyük ölçüde belirleyici bir konumda. Bundan dolayı da bir kez daha “Büyük Paylaşım Savaşı”nın adresi ve Türkiye bir tercihe zorlanıyor!

Tercih noktasında yaşanılan sıkıntının en temel göstergesi de ülkede yaşanan terör durumu. 

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çin ziyaretinde verdiği mesajlar, Türkiye’ye yönelik çok boyutlu terör eylemlerinin neden tırmanışa geçtiği, olayların gerçek arka planı ve bu sürecin önümüzdeki olası seyri hakkında önemli fikirler veriyor. Açıkçası, ülkede terörün daha da şiddetlenmesi kaçınılmaz görünüyor. Bunun için kâhin olmaya gerek yok, verilen mesajlara bakmak fazlasıyla yeterli olacaktır!