Mısır da seçimle iş başına gelmiş olan meşru

Cumhurbaşkanı ve yönetimine karşı darbe yapıldı.

Gerek darbecilerin söz ve hareketleri, gerek iki yüzlü

Batı nın tutumu, gerekse İsrail in sevinci, darbenin asıl arkasındakilerin ABD,

Avrupa ve İsrail in olduğunu açıkça ortaya koydu.

Darbeyle gasp edilmiş haklarının iadesi için, silahsız,

şiddetsiz, namaz kılarak, oruç tutarak, iftar ve sahur ile meydanları dolduran

Mısırlı Müslümanlar, Haçlı ve Siyonistlerce motive edilmiş kendi orduları

tarafından defalarca katliama uğratıldılar. Dünyanın gözleri önünde binlerce

masum insan öldürüldü, aşağılandı, cesetleri bile yakılarak tanınamaz hale

getirildi.

Batlıların ve onların kontrolünde olanların tepkisizliği,

hatta zalimlere milyarlarca dolar yardım yapmaları eşyanın tabiatına aykırı

değildir. Çünkü dünyayı böyle dizayn etmek için onlarca yıldır çalışıyorlar.

Asıl üzerinde durulması gereken, bu zulümlere uğrayan ve

daha da uğrayacağı aşikar olan İslam dünyasının, birlik ve beraberliği

olmayışıdır. Mısır da açık ve net olarak bir defa daha görüldü ki, Müslümanlar

bir şekilde birliklerini sağlamadan, bu tür zulümlerden kurtulmaları mümkün

değil.

Mısır direnişi ve katliamı gösterdi ki, Müslüman halk böyle

bir birlik için çoktan hazır. Bu uğurda gözünü kırpmadan kurşunlara göğsünü

açabiliyor. Tankların üstüne ve altına atlamaya hazır. Yeter ki ümmetin birliği

ve gasp edilen hakları için harekete geçilsin, birileri önder olsun.

Bu Mısır da böyle de, diğer İslam ülkelerinde değişik mi

Hayır!.. Halk hazır, ancak Haçlı ve Siyonistlerin işbirlikçisi olan iktidarlar

buna engel. Bu da demektir ki, liderlik yapabilecek bir ülkenin ciddi

girişimleri ile iktidarlara rağmen, halkı harekete geçirerek, halkın baskısını

kullanarak İslam Birliği ni sağlamak mümkündür. Mümkündür ve son çaredir. Bu

lider ülke ise, herkesin gözlerinin çevrildiği Türkiye den başkası değildir.

On iki yıldır Türkiye de iktidar olan arkadaşlarımız,

baştan dışarıya karşı takiyye makamında Haçlı ile işbirliği yaptıklarını,

Haçlı Medeniyeti nin üstünlüğünü kabul etmiş gözüktüklerini fısıltı ile

yayarak; Sabredin, biz de biliyoruz çarenin İslam Birliği olduğunu, ama

şimdilik Hudeybiye Anlaşması misali onlarla anlaşmalar yapıyoruz. Göreceksiniz

sonunda neler yapacağımızı! diyerek halk kitlelerini ikna ediyorlardı. Kendi

ifadelerine göre İslam Birliği nin aleyhine bile çalışıyorlardı. Ama bu

dışarıya karşı takiyye icabıydı. Mesela 2004 yılı Ocak ayında Cidde de İslam

Ülkeleri nin yöneticilerine bir konuşma yapmıştı Sayın Başbakan. Orada İslam

Birliği nin, İslam Ortak Pazarı nın, İslam Birleşmiş Milletleri nin bu küresel

çağda, bırakın gerçekleşmesini, düşünülemeyeceğini bile ifade etmişti. Din

temelli birlikteliklerin asla mümkün olamayacağını İslam ülkelerine telkin

etmişti.

Yine el altından böyle demek zorundayız ama biz

yapacağımızın bilincindeyiz diye halka fısıltıyla izahta bulunuyorlardı.

Şimdi yumurta geldi kapıya dayandı. Haçlı ve Siyonistler

Demokrasi insan hak ve hürriyetleri seçimle iş başına gelme gibi

maskelerini indirdiler. Gerek direkt kendileri, gerekse maşalarını kullanarak

acımasızca katliamlara başladılar. Hiçbir devlet diyebilir mi ki, bizde

demokrasi var, bize bir şey yapamazlar Diyemez, çünkü artık maskesiz saldırıyorlar.

Tüm Müslümanlar katliam tehdidi altına girmiştir. Tek çare İslam Birliği dir.

Şimdi beklentilerimizi şöyle ifade ediyoruz:

On iki yıldır hep fısıltıyla yaydığınız tedbirleriniz

nerede Bir usta olarak bu tedbirlerinizin elinizdeki en büyük koz olarak

masaya konulma zamanı gelmedi mi Böyle ciddi çalışmalarınız var ise iyi

niyetle bekliyoruz. Bu yönde yaptığınız hazırlığın hemen hayata geçmesi için en

önde canımız dâhil her şeyimizle mücadele ve mücahede etmeye hazırız. Dışarıya

karşı takiyyenin devam ettirilmesinin zamanı geçti. Yurdumuz istilacıların

üsleri tarafından donatılmış, silahları her yerimize sokulmuş, katliama

komşularımızdan başlanılmış, bize de gelmesi an meselesidir. Demokrasimizin

olmasına güvenemeyiz. Herkes biliyor ki, bir deneme yaptılar. Nitekim Sayın

Başbakan da itiraf etti ki, İslam dünyasına karşı tuzaklar ve tezgâhlar

kurulmuş olup, bu tuzak ve tezgâhlar Türkiye için de kurulmuştur.

Mısır daki maşalarının kimin tarafından göreve

getirildiğini ve nasıl kandırıldıklarını asla unutmayın!. Onların değirmenine

su taşırsanız, rejiminiz ne olursa olsun demokratik tir. Lakin çıkarlarına

aykırı tek davranışınızı gördüler miydi, Mısır a dönmemiz muhtemeldir.

Takiyyeniz dışarıya karşı idiyse gün bu gündür,

kozlarınızı koyun masanın üzerine. Beraberce çalışalım.

Yok takiyye niz içeriye karşı idiyse İslam alemi

yanıyor, biz de yanarız, ama siz de kurtulamazsınız!

Unutmayalım, mezarlıklar bensiz olmaz, ben yaparım, ben

en iyi bilirim, en iyi yaparım diyenlerin mezarları ile doludur.

Yine unutmayalım tarihin çöplüğü; yöneticilerinin ve

halkının gazı alınmış, cihadı terk etmiş, tefrikaya alet olmuş, dışarıya karşı

dost olmuş, sömürgeci Medeniyetlerin üstünlüğüne inanmış ve güçlüyüm zanneden

nice devletlerin enkazı ile doludur.

Unutmayın son virajdayız!

UNUTMAYIN!

Müslüman a asla dost olmaz şu Batı;

Unutmayın, Mayıs ı, Eylül ü, Şubat ı!..