Edebiyatımızda daha önceki çağlarda da belirli bir

şekilde görülen yenileşme, gidilmemiş yollardan gitme düşüncesi batılılaşma

devrinin ilk aşaması olan Tanzimat tan itibaren olağanüstü derecede yıkıcı bir

mahiyet kazanmış, güçlü bir etkiyle Cumhuriyet dönemine de yön vermiştir.

Oluşan fırtınalı süreç içinde, kimi zaman sakinleşen, kimi zaman da alevlenen

gelenek çatışmaları, tahmin edileceği üzere, modernin, geleneksel olanı ve

unsurlarını ortadan kaldırma çabaları şeklinde gelişmiştir.

Geleneksel olanla gelenek karşıtlığının keskin mücadele

çağının tam ortasına doğan güçlü bir edebiyatçı olarak Tanpınar bu tartışma ve

çatışmalardan ayrı ve uzak kalma şansına sahip değildi. O, başta Edebiyat

Üzerine Makaleler olmak üzere, 19 uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Yaşadığım

Gibi, Yahya Kemal, Âli ye Mektuplar, Mücevherlerin Sırrı isimli mensur öğretici

eserlerinde, hatta kahramanlarının ağzından Huzur romanında gelenek

münazaralarına katılmıştır.

Bu münazaralarda Tanpınar ın birinci sorunu gelenek

çatışmalarının kökeni olmuştur. Peki, pek çoğumuzun bir şekilde aşinası

olduğumuz bu tarihi sürece Tanpınar nasıl bakmaktadır. Bunun için yukarıda

saydığımız eserlerden sadece Edebiyat Üzerine Makaleler e baksak neler buluruz

Ahmet Hamdi Tanpınar, oluşan çatışma sürecinin

kökenlerini, Modern Türk edebiyatı bir medeniyet kriziyle başlar cümlesiyle

giriş yaptığı Türk Edebiyatında Cereyanlar başlıklı makalesinde ayrıntılı bir

şekilde inceler. 1959 da yazılıp yayımlanan bu makalede, Bugünkü Türk

edebiyatında mevcut cereyanları inceleyebilmek için birkaç büyük realite

üzerinde durmak ve bilhassa bu edebiyatın, bir medeniyet değişmesinin neticesi

olarak doğduğunu göz önündü tutmak gerekir diyen Tanpınar, Yeniçerilerin

ortadan kaldırılması (1826), Tanzimat ın ilanı (1839), Birinci Meşrutiyet

(1876), İkinci Meşrutiyet (1908), İmparatorluğun dağılması (1918), Cumhuriyetin

ilanı (1923) ve sonrasında yapılan inkılaplar (laisizm, halkçılık, kadın

hürriyeti vb.), oluşan yeni durumlar üzerinde durur. Nihayet sürecin bir

noktasından itibaren ortaya çıkan ideolojiler de mevcut duruma kuvvetle

etki etmiştir.

Tanzimat ve sonrasında ortaya çıkan ikili yapının

başlangıcını Şiirin Peşinde başlıklı yazısında da gündemine alır Tanpınar.

İki sanat zihniyeti tâ Tanzimat tan beri memleketimizde karşı karşıyadır der.

1939 da yazdığı bu yazısında birbiriyle mücadele eden zihniyetlerin

özelliklerini de belirler: Bunlardan birincisi asırlardan beri gelen bir zevk

terbiyesinin mahsulüdür; bu zihniyet ister ki sanat sadece güzellik peşinde koşsun

ve güzel denilen şey de içinde ve form yoğrulurken elde edilsin. Tanpınar, bu

klasik zihniyetin batıdan beslenmekten çekinmediğini, bunu gayet doğal bir

şekilde gerçekleştirdiğini vurgular. Ardından yeni anlayışla ilgili hükümlerini

verir: İkinci zihniyet şiirin hayat ve cemiyetle çok sıkı bir münasebeti

olmasını, onun gündelik manzumelerini, ihtiyaçlarını, içinde gizli temayülleri

ve atılmağa hazırlandığı büyük hedefleri hazırlamasını ister.

Bu iki zihniyetin birbirleriyle olan mücadelelerini yukarıda

bahsettiğimiz Türk Edebiyatında Cereyanlar başlıklı makalesinde ayrıntılı bir

şekilde ele alır Tanpınar. Buna göre, batılılaşma hareketleri ile şiirde ortaya

çıkan yenileşme kavramı çok farklı ve kökten bir yenileşme düşüncesinin

uzantısıdır. Tam bir medeniyet değişimi isteğinin bütün genişliğini ve

sancılarını içinde taşır. Bu yenileşme anlayışının belirgin özelliklerinden

birisi eskiyi tamamen reddetmektir.

Yazar, Millî Bir Edebiyata Doğru adlı yazısında

yeni nin gücünü, fakat bu güçle birlikte doğan ikiliği şöyle anlatır: Bir

taraftan yeni vücuda gelen bu edebiyatın taze an anesi, diğer taraftan bu

Avrupa yı adım adım takip etmek ihtiyacı Türk şiirini ve edebiyatını rekabet

noktasından çok uzaklara götürdü. Ve bu suretle bugünkü rahatsızlığın başı olan

bir ikilik peydahlandı. Bu ikilik ortaya konan eserlerde değil ruhumuzda dır.

Yazar bu yazısında Tanzimat sonrası edebiyatımızın en bariz farikasının

mazideki kaynaklarımızla olan ilgisini kesmek olduğunu bir kez daha vurgular.

Bu irtibatsızlığın sancısını çekiyoruz hâlâ. Bizden önce

bu sancıyı yaşayan Tanpınar, çözüm yollarını da sunuyor bize. Bir gün onlara da

değiniriz.