Taksim’in başına gelmeyen kalmadı son yıllarda! Oysa “Taksim” ne güzel bir “görev”le anılmaktaydı. Bölgenin en yüksek noktası olduğu için tarihî İstanbul’un özellikle de Beyoğlu’nun ihtiyacını karşılamak için çeşitli bölgelerden getirilen sular buradan “taksim” edilmekteydi, yani Taksim “maksim”di!

“Su gibi aziz ol!” özdeyişimizi de hatırlayarak, böylesine muazzez bir görevi ifa eden ve bu “görev”le adlandırılan semt, ileriki yıllarda birçok olaya görgü tanığı olmuştur. Çünkü her “sosyal olay” görünmek ister. Günümüzde de sosyal olayların sembol noktası haline gelen / getirilen Taksim, geçmişte olduğu gibi “su” dağıtmasa da, adıyla özdeşik bir görevi ifa etmeye devam etmektedir.

Bu yüzden Taksim, özellikle sosyal olayların “paylaşım” yeri haline gelmiştir. Bu arada Taksim’i 1 Mayıs’la özdeşleştirmeye çalışanlar da olmaktadır. Çünkü Taksim’in yakın tarihinde, “1 Mayıslı” tarihlerde acı olaylar yaşanmıştı. Onlarca insan “işçi bayramı” bahanesiyle tahriklere kurban edilmişti.

Daha sonraki yıllarda da bu acı olayların hatırasını yaşatmak isteyen “devrimci” işçi sendikaları, seslerini duyurabilmek için kendilerine mekân olarak Taksim’i seçmişlerdir. Ayrıca milletin gözü önünde sendika “ağaları” vilâyete ve hükümete karşı direniyormuş gibi görünerek, “Taksim Meydanı” sayesinde görünür ve tanınır olmuşlardır. Böylece de kendilerine meclis kapılarını aralamayı başarmışlardır. Her yıl “1 Mayıs işçi bayramı” güvenlik açısından devletin ve halkın korkulu rüyası haline gelmiştir.

Bugüne kadar sesini duyurmak isteyenler hep Taksim’i seçtiler. Çünkü Taksim günün her saatinde insan doludur. Birçok bakımdan da çok “duyarlı” bir bölgedir. Taksim, “Beyoğlu” demektir. Beyoğlu da birçoklarına göre hâlâ “Pera”dır. İstanbul’un Batı’ya açılan penceresidir. Başka bir ifade ile Pera, Batı’nın gözü kulağıdır.

Özellikle Osmanlı döneminde bu işlevini hep ifa etmiştir. Batı ve Batı tarzı yaşam, her zaman Beyoğlu’na (Pera) egemen olmuş ve buradan “çevre”ye yayılmıştır. Bu sebepledir ki mâşerî vicdanda Beyoğlu “her türlü” serbestliğin ve özgürlüğün yaşandığı bir yer olarak bilinmektedir. Sanki kendine özgü yaşam tarzıyla “serbest bölge”dir.

Batı tarzı sanat faaliyetleri burada yoğunluk kazanırken, gece hayatı da Beyoğlu ile özdeşleşmiştir. Burada her zaman “yerli”den fazla “ecnebi”yi görmek mümkündür. Hoş, şimdilerde tarihî İstanbul’un her tarafında ecnebi istilâsı yaşanmaktadır. Hatta şöyle bir ifade kullanırsam belki abartı denebilir fakat gerçeklik payı da görmezlikten gelinemez. Bugün muhafazakâr iktidarın eliyle İstanbul ecnebilere hazırlanmaktadır.

Taksim (Beyoğlu/Pera), Batı için “sembol” bir yerdir. Bugün İstanbul Belediyesi’nin, 1940’lı yıllarda “büyük devlet adamı!” İnönü tarafından yıktırılan Taksim Parkı’nın yerindeki tarihî kışlanın, tekrar ihyası için girişimde bulunması ve burada bazı ağaçların kesilmek veya yer değiştirilmek istenmesi, çok büyük gürültüye sebep oldu. Oysa yakın geçmişte Boğaz’da Koç Üniversitesi için ne kadar ağaç kesilmişti. O günlerde basında sadece birkaç cılız haber yer aldı, fakat kimse orayı görmedi ve görmek de istemedi.

Elbette iktidarın, tarihî kışlanın aslına uygun bir şekilde yapıldıktan sonra AVM yapılacağı söylemi tahrik ediciydi. AVM yapacaksan hiç yapma, ağacın dalına dahi dokunma! Ağacın yerini değiştirme! Böylesine sembol bir yerde tarihî binayı AVM olarak hizmete sunmak, CHP iktidarları döneminde yapıldığı gibi, camiyi “depo” olarak kullanmaktan farklı bir uygulama değildir. Zaten İstanbul AVM’lerle dolup taştı.

Sonunda AVMci zihniyet, AVM’ye karşı eyleme geçti. Niçin Olayların boyutlarını anlamak için bağlamının (siyak ve sibak) iyi düşünülmesi gerekir. Aslında bu iktidarın her ne suretle olursa olsun, daha iyisini de yapsa Taksim’e dokunması istenmemektedir. Çünkü birileri için Taksim bir “mâbet”tir.

Her şeye rağmen bu iktidarın, şayet gücü yeterse yapacağı en büyük iyilik Taksim’e bir cami yapılmasına vesile olmasıdır. Hatırlayabildiğim kadarıyla 1960-70’li yıllarda Taksim’e Cami Yaptırma Derneği bu niyetle kurulmuştu. Buranın sembol oluşundan dolayı da, yanılmıyorsam bu derneğin başkanlığına da, o yıllarda yine sembol bir isim olan Vehbi Koç getirilmişti. Vehbi Koç bile cami yaptırılması konusunda başarılı olamadı.

Oysa Türkiye’de artık bir şeylerin değişmesi olması gerekiyor. Taksim’e, sığıntı olmayacak şekilde “muhteşem bir cami”nin yapılması İstanbul’u yeniden fethetmek gibi bir şeydir. Bilindiği gibi Taksim ve bölgesi kiliselerle doludur. Hepsinin de cemaati vardır. Batılılar ve Batılı zihniyet mensupları Pera’nın, “Pera” olarak devam etmesini istemektedir.

İngiliz medyası tarafından güya “mâsum!” Gezi Parkı olayını “direniş”e dönüştürüp, bu hadisenin “Türk baharı”na dönüşeceği şeklinde yorumlanması bile, “Taksim’e dokunursanız görün başınıza neler getiririz!” anlamı taşımaktadır. Oysa her yurt sever insan Taksim’e cami yapılması hadisesini bir “millî mesele” olarak görüp mutlaka buraya her bakımdan sembol ve “sanat şaheseri” bir caminin yapılmasını istemelidir. Ayrıca buraya her türlü desteği vermeyi bir görev bilmelidir.

Evet, Taksim bir “sembol”dür. Amerika da dahil dünya basınının “ağaç kesme” olayını bahane ederek bu olayı bu kadar büyütmesinin arkasındaki niyetlerin görülmesi ve iyi okunması gerekir. Meselâ Suriye’de her gün onlarca insanın katledilmesine “ses” vermeyen “Batılılar ve Batı zihniyetli insanlar” ağaç kesme bahanesiyle nelere “taşeron” olduklarını görmesi ve anlaması gerekir. İktidarın söylemini bahane etme ucuzluğuna da teslim olmak aynı şeydir.

Cami müslüman için bir “ibadet mekânı” olurken aynı zamanda bir “sığınak”tır. “Emin” ve “temiz” bir mekândır. Mâbede nâmahrem eli değmemelidir. Bu gibi “millî ve mânevî olaylar”da kimin nerede durduğu da önemlidir. Bu yüzden “dalâlet”, “hıyanet” ve “gaflet” birbirine karıştırılmamalıdır.