ABD Başkanı Donald Trump’ın, PanAmerican (Pan-Amerikan) fragmanının Kuzey Amerika bölgesel güç merkezini oluşturan ana bileşenlerden Meksika ile yaşamakta olduğu “sınır duvarı” krizi, süper kıta “art region”ı yeniden tartışma konusu yapmaya başlamıştır. Trump’ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e iyi niyet bağlamında göndermelerde bulunması karşısında, özellikle Türkiye’deki strateji uzmanları, Ortadoğu’daki olaylara at gözlüğüyle bakmaya başlayarak, ABD’nin Suriye’yi artık önemsemedi vehmine kapılarak ABD’nin buradaki meydanı boş bırakacağı fikrini dillendirmeye başladılar. Burada göz ardı edilmemesi gereken en önemli konu ise Suriye’nin, İsrail ile olan sınırından dolayı ABD açısından stratejik mevzi öneme sahip bir ülke konumunda olmasıdır. ABD eski Ulusal Güvenlik Danışmanı ZbignievBrzezinski’nin geçmişte defaten ifade ettiği; “Avrasya en büyük kıta olup, jeopolitik bakımından da ABD açısından bir eksendir” tezi aslında göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir. Çünkü Suriye, jeopolitik yapısıyla bu eksenin önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir. İşte bu açıdan bile bakıldığında, Doğu Akdeniz’in fil ayağını oluşturan Suriye’nin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Dünya yeraltı zenginliklerinin ¾’üne sahip olan ve ABD’nin en büyük silah tedarikçisi konumundaki AVRASYA, Amerikan emperyalizmi açısından asla göz ardı edilmemesi gereken bir bölge konumunda olup, buranın can damarını da Ortadoğu enerji kaynakları oluşturmaktadır.

Bu bağlamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen Çarşamba günü ABC’nin Politik Haberler (News Politics) programında David Muire’ye yaptığı açıklamada; Suriye’de “güvenli bölgeler” oluşturma fikrini ortaya atması ve bu görüşün Trump’ın yeni Savunma Bakanı James Mattis tarafından da desteklenmesi anlık bir karar olmadığı ve üzerinde çalışıldığı düşüncesini ortaya koymaktadır. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sözcüsü Dmitry Peşkov’a göre; güvenli bölgelerin oluşturulmasında ABD’nin kendileriyle bu konuyu görüşmediğini ifade etmesi, ABD’nin ASTANA görüşmesine sadece ABD’nin Kazakistan Büyükelçisi vasıtasıyla temsil edilmesinin nedenini de ortaya çıkarmaktadır. İsrail, Suriye’deki içsel çözüm konusunda Astana’da Rusya ile birlikte İran’ın da masada yer alması karşısında, ABD’nin Suriye politikasında daha etkin bir şekilde sahada yer alması konusunda siyasi hamle yapmış olması da kuvvetli ihtimal olsa gerek. Suriye’de, ABD tarafından öngörülen “güvenli bölgeler” fikri aslında Türkiye’nin baştan beri öne sürdüğü ve savunduğu formatta bir güvenlik şemsiyesi olmadığı kuşku götürmez bir gerçektir. Türkiye, Suriye sınırında yaşamakta olduğu sınır güvenliğinin zayıflığı ve buna bağlı kırılgan güvenlik tedbirlerin yetersizliği nedeniyle, “El Bab”a kadar uzanan bir alanı “Fırat Kalkanı” planına dâhil etmesi kaçınılmaz bir adım olmuştur. Buna rağmen, Kuzey Suriye’nin doğusunun ABD eliyle silahlı unsurların merkezi konumuna dönüştürülmesi ise, Türkiye’nin bu bölgeye müdahale konusunda elini ciddi manada zayıflatmaktadır. ABD’nin asıl bu lokasyonda güvenlik bölgesi (securityzone) oluşturma isteği politik amacının önemli bir göstergesi olacaktır.

Sonuç olarak, Suriye’de yaşanan şiddet olaylarının derinliklerine inildiğinde, ABD’nin başını çektiği küresel güç odakları vasıtasıyla, İsrail’in geleceğine yönelik yeni dengelerin dayatılmaya çalışıldığını görmek mümkündür. Bu güçler Suriye’de ikinci kriz aşaması olarak etnisite temelli yeni Biafra Savaşı benzeri içsel savaşları öngörmektedirler. ABD Başkanı DonalTrump’un kafasında şekillenen ve Suriye’nin fiilen bölünmesi sürecini tetikleyecek olan bu “güvenli bölgeler” fikri ile ilgili çalışmaların üç ay içerisinde netleşmesi beklenmektedir. Bu bağlamda, Cenevre görüşmeleri, tarafların gerçekleri görmeleri ve çözüm odaklı adımlar atmaları bakımından daha da önem kazanmıştır. Cenevre öncesi tarafların ikna edilmesi konusunda özellikle Türkiye ve İran’a daha büyük sorumluluklar düşmektedir kanaatini taşıyoruz.