Irak a yapılan askeri müdahaleyi çağrıştıran bir

benzerlikle, Suriye nin, kimyasal silah kullanımından sonra imlenmesi , amacı

önceden belirlenmiş bir senaryonun yeniden çekim platformunda uygulanmasına

yönelik bir adım olsa gerek.

Suriye de vuku bulan şiddet politikasının sebep olduğu

kanlı olaylar yüzünden yüz binin üzerinde Müslüman hayatını kaybederken ve

milyonlarca Müslüman Türkiye, Ürdün, Lübnan gibi ülkelerde mülteci konumuna

düşerken, Suriye de daha çok kan akması için olaylara kayıtsız kalınması,

aslında İsrail-ABD arasındaki ilişki-sonuç bağlamında değerlendirilmesi gereken

vahim bir durumdur.

Başbakan Erdoğan, Mısır da, Mursi nin iktidardan

uzaklaştırılmasında İsrail rolünün altını önemle ve kalın çizgilerle çizerken,

Suriye de, İsrail in oynamakta olduğu benzer rolü görmezden gelmesi ise

düşündürücüdür. Erdoğan ın zamanlama bakımından ikinci one minute olarak

telaki edilebilecek bu ani çıkışı aslında çok manidardır. ABD nin Suriye ye

yönelik olası bir askeri müdahalesine teşne olmaya çalışan Erdoğan yönetimi, bu

yolla taraf olduğu, kendi iç sorunu gördüğü Suriye konusunda içinde bulunduğu

açmazı geçiştirmeye çalışması kabil-i telif değildir.

Erdoğan Hükümeti, ABD ve İsrail in, Ortadoğu üzerinde

konjonktürel etkiye sahip haksız ve saldırgan politikalarına karşı önlem almak

gayesiyle işin başından yapması gereken şey; Suriye de taraflar arasında sulh

ve sükûn yoluyla yapıcı bir tutum takip etmesi ve böylece sonuçları önceden

muhtemel olan her türlü politik peripeteia (ani manevra) girişimlerinin önünü

alması şeklinde olabilirdi.

Ortadoğu da Türkiye ye yeni yeni roller biçmeye çalışan

ABD, Suriye konusunda da neyi hedeflediği yavaş yavaş daha net bir şekilde

ortaya çıkmaktadır. Suriye deki son gelişmelerin Türkiye ve tüm bölgeye olan

yansımalarının çok iyi hesaplanması gerekir kanaatini taşıyoruz.

Şu anda Ortadoğu da yaşanmakta olan olaylar zinciri ister

istemez yeniden tarihi II. Boer Savaşı fenomenini canlandırmaya yöneliktir.

Hatırlanacağı üzere, dünyanın altına daha bağımlı olduğu bir dönemde, Büyük

Britanya İmparatorluğu, Transvaal deki altın yatakları işletmesinde devre dışı

kaldığını düşünerek, Boer (Afrikaner) olarak adlandırılan Transvaal Cumhuriyeti

ve Özgür Orange Devleti ne karşı II. Boer Savaşı nı başlattı. 1899 1902 yılları

arasında süren bu savaş, Afrika nın elmas ve altın madenlerine göz koyan

İngilizlerin üstünlüğüyle sona ermesine rağmen, asıl vahim olan ise daha sonra

Çanakkale Savaşı nda Osmanlı Devleti ne karşı da savaşacak olan Lord Kitchener

komutasındaki İngilizler, binlerce Afrikalıyı sırf altın ve elmas madenleri

için katlederken, Boer lideri Kruger ise bir asi olarak dünyaya ilan

ediliyordu.

İşin en ilginç ve garip yanı ise, Osmanlı Devleti nde,

hürriyet, adalet ve eşitlik meşalesiyle özgürlük ve meşrutiyet tesisi için Sultan

Abdülhamit e bayrak açmış olan Jön Türkler, Servet-i Fünûn un girişimiyle,

Tevfik Fikret in kaleme aldığı ve İngiltere elçiliğiyle ilişkili İsmail Kemal

vasıtasıyla İngiliz Büyükelçiliği nden randevu alarak II. Boer Savaşı nda

İngilizlerin sözde hürriyet savaşında gösterdikleri muvaffakiyeti tebrik ile

kutlamaları düşündürücüdür.

Bu vahim olaydan alınacak çok manidar dersler olsa gerek.

Hükümet, bir yandan Esed in halkına yaptığı zulmü dile getirirken, diğer

taraftan aynen Jön Türkler olayında olduğu gibi, Afganistan, Irak ta yaptığı

katliam ve zulümler ile sicili bir hayli kabarık olan ABD nin yanında yer

almaya çalışması bir paradoks oluşturmaktadır.

Türkiye, geçmişte olduğu gibi, gelecekte de tüm Ortadoğu

ülkeleriyle yapıcı ve iyi ilişkiler içerisinde olması gerekmektedir. Bu

nedenle, Suriye konusunda da, dış politikasını bu minval üzerine barış ve

kardeşlik esasına göre tesis etmesi gerekir düşüncesindeyiz. Eğer Türkiye,

geçmişten ders almayıp olaylara taraf olması durumunda, mevcut kredibilitesini

tüketme yoluna gidebilir.

Nitekim Beyaz Saray Sözcüsü Josn Earnest in; ABD nin

Türkiye güvenliğini savunmaya yönelik taahhüdü var şeklindeki yaklaşımını

anlamak güç olmasa gerek. Bugün İngiltere de parlamentonun alt kanadı Avam

Kamarası nda yapılan oylama müdahale kararı çıkmaması karşısında Başbakan David

Cameron un, bu karara göre hareket edeceğini açıklamasına rağmen, Türkiye de

AKP Hükümeti, sırf yanlış Ortadoğu politikasını örtbas etmek için Suriye ye

yapılması istenen müdahaleye taraf olmaya çalışması anlaşılır gibi değildir.

Türkiye nin güvenliğini bahane ederek, Türkiye yi Suriye

anaforunun içine çekmeye çalışan ABD nin samimiyeti tartışma konusudur. Bizce

asıl gaye Türkiye den çok İsrail in güvenliği olsa gerek.