Şeyh yaşlı kimse mi
Yaşlı kimse anlamındaki Şeyh kelimesi tasavvufta
velî, pîr, er, eren ermiş ve mürşid kelimeleriyle eş anlamlı olarak
kullanılmıştır. Şeyh taliblere doğru yolu gösteren, onları eğiten, onları irşad
eden kimsedir. Şeyh sadece tasavvufi bir kavram olarak müridlerini eğitmesi
manasının yanı sıra ilmi ve faziletiyle önde gelen âlimler için de sıklıkla
kullanılmıştır. Bütün bu manalarıyla eğitici kimliğine bürünen şeyh İslâm
eğitim geleneğinde öğretmen kelimesinin yerine kullanılmış. Osmanlılar da ilmiye teşkilâtının başındaki
âlime de Şeyhülislâm denildiğini de unutmayalım. Şeyhülislâm âlimlerin en
kıdemlisi, âlimlerin reisi demekmiş. Çeşitli ilim dallarında otorite kabul
edilmiş alimlere denilirmiş şeyh. Mesela: Şeyhü l-müfessirîn,
şeyhü l-muhaddisîn, şeyhü l-fukahâ, şeyhü l-üdebâ, şeyhü l-etıbbâ ,
şeyhü l-lugaviyyin, şeyhü l-kurrâ gibi. Bir de Şeyhülharem kavramı var. Şeyhülharem, Mescid-i Harâm ile
Mescid-i Nebevî de ders veren tanınmış âlimlere verilen bir unvanmış. Belli
alanlarda en üst mertebede bulunan iki kimse birlikte şeyhayn olarak
anılırmış. Mesela Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer şeyhayn diye anılanlardan. Yine
İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe ile talebesi Ebû Yûsuf da fıkıh ilminde şeyhayn
lakabıyla şöhret bulmuş. Buhârî ve Müslim de şeyhayn ismiyle anılanlardan.
Ünlü şeyhlerden bazılarını da hemencecik zikredelim: Şeyh
Edebali, Şeyh Şâmil, Şeyh Galib, Şeyh Mansûr, Şeyh Vasfî. Şeyh ve şeyhülislâm
derken burada şeyhülislâmlardan Ebüssuûd Efendi yi ve onun babası Şeyh Yavsî yi
de unutmayalım. Şeyh Yavsî nin asıl adının Muhyiddin Muhammed. İlme kene gibi
yapışmasından dolayı kendisine Yavsî lakabının verilmiş. Yine Şeyh Yavsî ye
sırf Yavsî lakabının verilmemiş, aynı zamanda kendisine Sultan II. Bayezid
tarafından hünkâr şeyhi unvanıyla da taltif edilmiş.
Kurrâ sadece çok Kur an okuyan değilmiş
Kurrâ, sözlükte, okuyucu; âbid ve zâhid manasına gelen
kâri kelimesinin çoğulu. Kur an lafzı da aynı kökten gelmekte. İslâmiyet in
ilk dönemlerinden itibaren Kur an öğreticiliğini branş olarak seçenlerin
oluşturduğu ilk eğitim zümresiymiş kurrâ, ilk öğretmen sınıfı. Hz. Peygamberin
vahiy kâtipliğini yapan kişilere de kurrâ deniliyormuş. .Peygamberimiz
(s.a.v.) in Sizin en hayırlınız
Kur an ı öğrenen ve öğretendir telkiniyle teşvik edilen Müslümanlar ilk zamanlardan itibaren Kur an-ı
Kerîm i öğrenmeye büyük önem vermişlerdir. Hâfızlarmış kurrâ. Kur an
taşıyıcıları. Peygamberimiz (s.a.v.) in kendilerinden kurrâ diye
bahsettikleri sahabîlerden bazıları da
şunlarmış: Abdullah İbn Mes ûd, Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe, Übey b. Kâ b ve Muâz
b. Cebel, Ebû Eyyûb el-Ensârî. Kadınlardan da Ümmü Varaka, Hz. Âişe, Hafsa ve
Ümmü Seleme kurrâlar arasında.
İbn Haldûn a göre, kurrâ kelimesinin yerini sonradan
fukahâ ve ulemâ kelimeleri almış.
Kıssacı denilen bir öğretmen sınıfı varmış
Kur ân-ı Kerîm de tarihi kişilerle olaylara dair yer alan
haberler ve bunlardan bahseden ilme kıssa denirmiş. Bu kıssaları cami ve mescitlerde Müslümanları
vaaz yoluyla irşad etmek amacıyla anlatan kişilere kıssacı (el-kâs, kassâs,
kussâs) denilmekteymiş. Kıssacılık İslâm eğitim tarihinde camilerde vaaz verme
usulüyle halkı egitmek amacını taşıyan yaygın egitimin en önemli yöntemlerinden
birisi. Hz. Peygamberden itibaren cami ve mescitlerde Müslümanları vaaz yoluyla
irşad etmek dinî ve kültürel hayatı sürekli olarak canlı tutmuş. Kıssacı
vaazlarında geçmiş insanların, peygamberlerin ve milletlerin baslarından geçen
kıssaları anlatarak insanlar üzerinde etki bırakmaya çalışıyormuş. Nitekim
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in de çoğu zaman geçmiş ümmetlerin kıssalarını
anlatarak ashabını eğitme yoluna gittiğini o döneme ait kaynaklardan
öğrenmekteyiz. Kıssa anlatma yolu ile
halkı eğitmek, hem Kur an ın hem Hz. Peygamber (s.a.v.) in en çok kullandığı
metotların başında gelmekteymiş. Çünkü anlatılan bu kıssalardan insanlar daha
fazla etkileniyorlar, hayatlarına ona göre çeki düzen veriyorlarmış.
Allah, kıssalardan bahsederek neyi amaçladığını Kur an ın
Hûd Sûresi, 3. âyetinde açıkça beyan etmekte: Peygamberlerin haberlerinden
sana anlattığımız bütün bu kıssalardan senin kalbini pekiştiriyoruz. Ayrıca bu
kıssalardan sana (dinin esasını teşkil eden) hak ile müminler için bir öğüt ve
ibret gelmiştir. Sonra da Resûlullah a: ...Bu kıssayı anlat, belki düşünüp
ibret alırlar. (A râf, 7/176.) buyurarak kıssaları anlatarak halkı eğitmesini
emreder. Böylece camilerde yıllarca sürecek olan tedris faaliyetleri başlar.
Buralarda ilk dersi verenler de kıssacılar olmuştur. Bu noktada kıssacıların
müderrislerin selefleri olduğu söylenmekte. .
Sonuç itibariyle Müslümanların hem örgün hem de yaygın
eğitim merkezi olan camilerde öğretmenlik yapan ancak, diğer öğretmenler gibi
halkalarda değil de kürsüde görevini ifa eden, kendilerine kıssacı denen bir
öğretmen sınıfı varmış. Bunların öğretimleri ilmî ve akademik bir öğretim
olmayıp duyguya hitap eden kıssa anlatımına dayalı bir öğretimmiş. Başta Peygamberimiz
(s.a.v.) olmak üzere kıssacılardan bir kaçının adını da verelim: Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Mes ûd,
Muaz b. Cebel, Ebü d-Derdâ, İbn Abbas, Selmân-ı-Fârisî, Ebû Hüreyre, Ebû Zerr,
Huzeyfe b. el-Yemân, Abdullah b. Revâha.
Bir defasında annesi İmam-ı Âzam a bir mesele sormuş. O
cevaplamış. Fakat bu cevaptan mutmain olmayan annesi kendisini Ebû Zür a
adındaki kassâsın yani kıssacının yanına götürmesini ve onun vereceği cevaba
inanacağını söylemiş. Çaresiz kabul etmiş bu Büyük İmam. Gitmiş annesiyle
yanına. Meseleyi ona da sormuşlar. Ebû
Zür a: Ey İmam! Siz daha fakihsiniz bu meseleyi benden daha iyi bilirsiniz. ,
demiş. İmâm-ı Âzam Hazretleri: Evet, ben bu şekilde cevap veriyorum. Fakat
annem sizin cevabınızı duymak istiyor! demiş. Ebû Zür a anneye dönerek: Oğlunuzun cevabı doğrudur. deyince annesi ikna olmuş.
Buradan şunu da anladım ki İslâm eğitim geleneğinde bu
kadar çeşitli öğretmen olması halkın eğitim seviyelerinin de farklı farklı
olmasından. Tek düze değil eğitim. Çeşitli ve farklı. Buna göre öğretmen
kavramı da değişik kelimelerle vücud bulmuş eğitimin sinesinde.