Akçakaleye yönelik saldırının arkasından 5 vatandaşımızın hayatını kaybetmesi Suriye ile ilişkilerimizi çatışma noktasına getirmiş bulunuyor. Bu bakımdan önceki günden itibaren televizyon kanallarında bu konu tartışılıyor. Böyle olunca da görüş açıklayan herkes kendi bakış açısına göre bir değerlendirme yapıyor. Bu bakımdan tüm bu değerlendirmeleri izlediğinizde Suriye konusundaki bilgileriniz artmış, kafanızdaki sorulara net cevaplar almış olmuyorsunuz. Sadece kafanız biraz daha karışıyor. Daha doğrusu doğrular ile yanlışlar birbirine karışıyor.
Söz gelimi bazı yorumlara bakarak uçağımızın düşürülmesi ve Akçakaleye yönelik top atışı konularında Suriyenin masum olduğuna, olayları bazı iç ve dış provokatörler tarafından Türkiyeyi çatışmanın içine çekmek, Esadı devirmek için Türkiyeyi devreye sokmanın bir adımı olarak tezgâhlandığını düşünmeniz mümkün. Peki, böyle bir ihtimal olamaz mı Elbette olabilir. Ama o zaman Esadın kendi insanlarına karşı 1,5 yıldır sürdürdüğü katliamı ne ile izah edeceğiz.
Söz gelimi BMnin Çin ve Rusya sebebiyle Suriyeye karşı net bir tavır belirleyemediği söyleniyor ki bu doğrudur. Hâlbuki daha önce pek çok olayda Amerika ve yandaşları NATOyu devreye sokarak bu tür engelleri aşmışlardı. Suriye söz konusu olduğunda Rusya ve Çine rağmen NATO devreye sokulmadı, belki de sokulamadı. Bu bakımdan bazı uzmanlar bu hususu ön plana çıkartıyor, Suriyeden Türkiyeye yönelik bir takım provokasyonlarla NATOnun elinin kuvvetlendirilmeye çalışıldığı ileri sürülüyor. Çünkü Suriyeden Türkiyeye yönelik her türlü saldırı ve tehdit sadece bize karşı olmakla kalmıyor NATO üyesi olmamız sebebiyle NATOnun saldırıya uğrayan üyesini koruma görevi olduğu, bu bakımdan NATOnun devreye girmesine meşruiyet kazandırılmaya çalışılıyor deniyor.
Görünürde tüm bu değerlendirmelerin bir dayanağı olduğunu söylemek mümkün ama bu durumda NATOnun harekete geçmesi için Türkiyeye yönelik daha ne gibi saldırıların olması gerekiyor sorusu akla gelmez mi
Bir uçağımız düşürülüyor, bu NATO tarafından Suriyeye müdahale için yeterli sebep sayılmıyor, hatta aksine Türkiye serinkanlı olmaya davet ediliyor. Yani saldırgan değil, saldırıya uğrayana yerinde otur deniliyor. Ardından bir top mermisi topraklarımıza düşüyor, beş vatandaşımız hayatını kaybediyor. Arkasından BM ve NATO cenahından gelen kınamalar dudak ucuyla yapılıyor ve Türkiye sükûnete davet ediliyor. Bu bakımdan BM ve NATOnun Suriye konusunda alacağı bir kararın belirleyicisi ülkemize yönelik saldırılar değil, bazı emperyalist güçlerin vereceği karara kalıyor. Bu karar ise kesinlikle Türkiyeyi korumak adına olmayacak. Bu arada gerek uçağımızın düşürülmesi, gerek Akçakaleye düşen top mermisinin Suriye yönetimin bilgisi dâhilinde gerçekleştiğini söyleyenler de az değil. Ancak, böyle bir değerlendirme yapanlar da Türkiyenin Suriyeye yönelik saldırı konusunda herkesin serinkanlı olunması gerektiğini, böyle bir durumda olayın Türkiye-Suriye olayı olmaktan çıkıp, bölgesel ve hatta küresel bir çatışmaya dönüşeceğini söylüyorlar. Yani ülkemize yönelik saldırılar ister provokasyon ister Suriye yönetiminin bilinçli bir tavrı sonucu olduğunu söyleyenler olsun, sonuçta bir çatışmanın doğru olmayacağını söylüyorlar.
Peki, ne olacak o zaman Türkiye tüm saldırıları sineye mi çekecek Böyle olmasını istemek mümkün mü İsteyenler bu tavırları ile Suriyeye cesaret vermiş olmazlar mı Aslında Suriyedeki olaylar çoktan beri zaten bölgesel bir olay, hatta küresel bir gerilim haline gelmiş vaziyette. Gelinen noktada Suriyedeki çatışmaları sadece bu ülkenin iç meselesi, Türkiyenin hassasiyetlerini de mezhep hassasiyeti olarak nitelendirmenin anlamı yoktur. Çünkü Suriyenin arkasında yer alan İran, Rusya ve Çinin tavırlarında bir değişiklik ve gevşeme söz konusu değildir. Türkiye olarak müttefiklerimizin bizim arkamızda duruşlarında belirsizlik var. Daha doğrusu arkamızda durmadıklarını söylemek daha gerçekçi bir değerlendirme olur.
Sanki Türkiyenin müttefikleri ya da müttefik olduğunu sandığımız ülkeler Suriye konusunu Türkiyeye havale etmiş, Esadı devirme işini Türkiyeye yaptırmak istiyorlar. Gerek bölgesel gerek küresel bazda ödenecek bedeli Türkiyenin tek başına karşılamasını arzu eder bir tavırları var görünüyor. Suriyeden hesap sorulacaksa bunu tek başımıza yapmak zorunda olduğumuzu, bedelini de tek başımıza ödeyeceğimiz gerçeğini görmek gerekiyor.